İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Fatma Barbarosoğlu: Küçük hikâye ile büyük hikâye arasında Ermeni Meselesi

***HyeTert, bu kaynağın ve/veya içeriğin yanlış ve/veya yanıltıcı bilgiler ve/veya soykırım inkarcılığı, ırkçılık, ayrımcılık ya da nefret suçu içerdiği/yaydığı kanısındadır. Metni paylaşmadan önce bu uyarıları göz önüne alarak, içeriği ve/veya kaynağı güvenilir kaynaklardan kontrol ediniz.***
Fatma Barbarosoğlu

Nisan ayı gelince her yıl, başını Fransızların çektiği Avrupalı ve Amerikalı parlamenterler, Osmanlı’nın “Ermeni Soykırımı”yaptığına dair görüşlerini tazeler. Yerli halkları imha eden ABD, Cezayir’de soykırım yapan Fransa, Yahudileri katleden Almanya kendi yakın geçmişlerini unutturmak, silmek için düzenli olarak Osmanlı’nın Ermenilere soykırım yaptığını tekrarlamaya devam eder.

Küçük hikâye ile büyük hikâye arasında Ermeni Meselesi Haber Merkezi 19 Nisan 2019, Cuma Yeni Şafak Küçük hikâye ile büyük hikâye arasında Ermeni Meselesi yazısının sesli anlatımı ve tüm Fatma Barbarosoğlu yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!

Hatırlayacaksınız geçtiğimiz hafta Dış İşleri Bakanı Sayın Mevlüd Çavuşoğlu Fransız kadın Parlamenterin suçlamalarına, Fransızların Afrika’da uygulamış olduğu soy kırımı hatırlatarak ustalıklı bir manevra ile cevap verdi. Kadın Parlamenterin tepkisi dinlemeyi reddederek salonu terk etmek oldu.

Devletler düzeyinde siyasi bir manevra alanı olarak devam eden “Sözde soykırım iddiaları”, arşiv vesikaları üzerinden değil daha ziyade “küçük hikâye” ve iddialar üzerinden devam ediyor.

Sorun şu ki arşiv belgelerine ziyadesiyle güvenen Türkiye olarak, küçük hikâyenin kayıtlara alınması konusunda tutuk davranıyoruz. Nitekim 24 Nisan’da Beştepe Külliyesi’nde yapılan “Arşivlerimizin Gelişimi, Vizyonu ve Tarih Araştırmalarına Katkısı Sempozyumu”nda konuşan Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın “Doğu Anadolu bölgemizdeki Müslüman ahaliyi kadın, çocuk, ihtiyar demeden katleden Ermeni çetelerinin ve onlara destek verenlerin tehciri, böyle bir dönemde yapılabilecek en makul davranıştır. Tehcir başka bir şey, katliam başka bir şey” ifadelerinin, küçük hikâye ile desteklenmesi gerekiyor.

Küçük hikâye derken neyi kast ediyorum? Tek tek bireylerin tanık olduğu ve anlattığı hikâyeler…

Sayın Fatma Şahin’in desteğiyle yürüttüğümüz “Kadınların Dilinden Antep’in Dündökümü” adlı çalışmada Nazife Şişman ile birlikte “yakın geçmiş”in günlük hayat üzerinden kaydını tutmaya çalışıyoruz. 70 yaşın üzerindeki kuşakta Antep Savaşı, Ermeni komşuların Antep Savaşı esnasındaki tutum ve davranışları, dün kadar taze. Önemli olan, bu kuşak henüz hayatta iken dünün kaydını bireysel hikâyeler üzerinden tutabilmek.

Tadımlık olarak sizlerle bu çalışmadan bir bölüm paylaşmak istiyorum. Görüşlerini alıntıladığım kişi Gaziantep’in önde gelen ailelerinden Göğüş ailesinin kızı Zülal Göğüş Atay. Buyurun:

“Antep Harbi anlatmakla bitmez. Bizim evimizde hiç eksilmedi Antep Harbi. Benim hamurum onunla yoğruldu, çünkü Antep Harbi’nde ilk kadın şehidimiz babamın amcası Ahmet Muhtar Göğüş’ün eşi Emine Hanım.

Muhtar amcam, ünü Gaziantep’in dışına taşmış İttihat Terakkicilerden. Fransızca biliyor, Antep Harbi’nde büyük rolü var. Onun evini tabi fesikül ediyor Ermeniler. Bitişik komşuları, karşı komşusu Ermeni. Benim babamın evinde de bitişik komşu -şimdiki Mutfak Müzesi- Ermeniler var. Muhtar amcamın kızı Sabahat Göğüş, Gaziantep’in ve Türkiye’nin ilk arkeologlarından. Sabahat Göğüş babamdan büyüktü. Babam 1910 doğumlu. Sabahat Halam herhalde tahminen 1904 falan. Gaziantep’te yaşadılar, Gaziantep’te öldüler. İlk müzeyi açan kişi.

Sabahat Halam anlatmıştı: “Ben okula gidip geliyorum baktım Merses Amca dükkanı topluyor. Ermeni Merses Amca eczacı. Beni sever, her gün sorar ‘Sabahat kızım bugün okul nasıl geçti? Sabahat kızım iyi misin?’ ‘Merses Amca, sen bugün niye topluyorsun? Kapatacak mısın dükkanı?’ dedim. ‘Ben artık buradan gideceğim, başka yerlere gideceğim’ dedi. Üç gün eczaneyi topladı, dördüncü gün bizim evimize bomba düştü.”

“Yeri de neresi onu da söyleyeyim size. Büyük sinemanın olduğu yerlerde güzel bahçeli bir evleri var ve o bomba düştüğünde evin içerisinde Emine yengemiz, Ahmet Muhtar Göğüş’ün Hanımı var. Bomba düşünce… Evin içerisinde Emine Göğüş 9 aylık hamile, oğlu Yahya yanında oturuyor, kızı Sabahat Halam da orda, Antep Harbi’nde herhalde 14 yaşında falan. Sabahat halam bir tarafa düşüyor. Emine Yengem’in karnı yarılıyor, bebek bir tarafa, sandalyede oturan çocuk ta oturduğu yerde böyle… Bunları Sabahta Halamdan bire bir dinledim ben.”

Sabahat Göğüş o gün bir kolunu kaybediyor.

Gaziantep’in “Antep Harbi”ni görsel olarak canlandıran bir müzesi var. Ne yazık ki gençler Antep Harbi’ne odaklanmak yerine, kendileri için değişik gelen objeler önünde selfi çekip tamamlıyor müze ziyaretini.

21. yüzyılda, tarihte “tarihi kazanmak” için, tarihi sinema ve edebiyatın diliyle tekrar tekrar anlatmak gerekiyor.

Ermeni Tehcirinin hikayesi, Türkiye’de henüz yazılmadı.

Dijital kültürün hakimiyetinin her alanda hissedildiği günümüzde, yakın tarihi genç nesillere 5 dakikalık vidyolarla, edebî bir dille ve özellikle bireyin hikâyesi üzerinden aktarmak gerekiyor. Antep Harbi için Sabahat Göğüş’ün hikâyesi bu anlamda bir başlangıç olabilir diye düşünüyorum.


Yeni Şafak

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: