İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Halimiz, ahvalimiz, pürmelalimiz-Pakrat Estukyan

Pakrat Estukyan
Türkiye basın dünyasında gündemin çok hızlı değişmesi, oldum olası konuşulan bir konudur. Batının, özellikle kuzey ülkelerinin gündemindeki tekdüzelikle kıyaslamalar yapılır. İsveçli veya Norveçli, Danimarkalı gazetecilerin Türkiyeli meslektaşlarının bu yoğunluğunu kıskandıkları anlatılır.

İnsanlığın hali böyledir, sahip olduğunun kıymetini bilemez. Oysa Türkiye’de kim bilir ne çok gazeteci şu saçma sapan gündemin, bu anlamsızlıklar manzumesi olan başlıkların hız kesmesini dilemektedir. Mevcut haberler arasındaki koşuşturmacada hiç kimse net ve doğru bilgi üretemiyor zira. Örneğin Ankara Çubuk ilçesinde düzenlenen ‘şehit’ cenazesindeki linç girişimi, her gazete için ayrı bir manipülasyon alanı oluşturuyor. Cenazesi kaldırılan askerin nerede, nasıl vurulduğu, geride kimleri bıraktığı, askere alınmadan önce ne iş yaptığı gibi bilgilere ulaşamıyoruz bu tür haberlerde. Hamaset ve ucuz duygu sömürüsünden başını kaldırıp da bu konulara eğilen yok.

Bu yazı 24 Nisan haftasında, yani Ermeni Soykırımı’nın anılacağı günün arifesinde yayınlanacak. Son iki- üç haftadır Fransa Başbakanı Emanuel Macron’un, 24 Nisan tarihini Ermeni Soykırımı’nı anma günü ilan etmesi sadece hakaretlerle yorumlanıyor örneğin. Resmî inkâr söylemi artık tüm inandırıcılığını yitirdiği için, yurt dışındaki bu tür kararları salt Türkiye düşmanlığı üzerinden algılıyor. Kim bilir, belki de haklıdırlar. Türkiye hükümeti izlediği iç ve dış siyaset sayesinde, çok kısa bir sürede bu kadar çok düşman edinmeyi başarabildi sonuçta. Recep Tayyip Erdoğan 17 yıllık iktidarının başlangıç yıllarında yanında yer alan batılı ülke siyasetçilerini karşısına almayı başardı. Hoş, onların yanımızda olmaları da, karşımızda olmaları da başlı başına farklı sorunlara yol açabilir ya, bu da meselenin başka bir boyutu.

Çubuk’taki linç girişiminin görüntüleri, nedendir bilinmez, Ermeni Soykırımı’nı anımsattı bana. Yüzlere yansıyan o kin ve nefret her türlü insanlık dışılığı içinde barındırıyor. Aynı görüntüler kim bilir kaç Alevi’ye de Maraş kırımını anımsatmıştır. Kılıçdaroğlu’nun apar topar kaçırıldığı evin çevresinde toplanan kalabalıktan bir kadının çığlığı yansıyor ekranlar: “Yakın bu evi.” O an Sivas’ta, Madımak Oteli’nde yaşananları anımsamamak mümkün mü?

Geçtiğimiz Pazar günü yaşanalar, ülkede linç kültürünün ne denli harekete geçmeye hazır bir potansiyel oluşturduğunun sıradan bir kanıtı adeta.

Sudan’da soykırım faili El Beşir halk ayaklanması sonucu iktidardan düşürüldü. Ordu yönetime el koyduğunu açıkladığında, aynı halk iradesi ona da başkaldırma iradesi ile sadece Türkiye’ye değil, dünyanın pek çok halkına örnek olacak bir duruş sergiledi. Mursi’nin devrilmesi sonrası büyük tepki gösteren AKP çevreleri bu kez El Beşir’i sahiplenmeye cüret edemediler her nedense. ‘Her nedense’ ifadesi biraz anlamsız kaçtı galiba. Bu cüret edememe halinin arka planında halkın iradesi ile baş etmenin çok da kolay olmayacağı gerçeğinin bilinmesi yatıyor. İşte o aşamada da paramiliter sokak çetelerine, provokatörlere, içindeki barbarlığı dışa vuracak fırsat arayanlara görev düşüyor. Savunma bakanının linç kitlesine hitaben “Arkadaşlarım, tepkinizi gösterdiniz, artık dağılın” sözlerini bu anlamda değerlendirmek gerekir.

Meselenin bu boyutunda siyasetçilerin “Yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır” özdeyişini hatırlamakta fayda var. Söz konusu vahşet, barbarlık, katliam ve linç gibi insanlığa karşı işlenen suçlar olduğunda da aynı özdeyiş takılıyor dilimize, şimdiye kadar yaptıkları, bundan sonra da neler yapabileceklerinin teminatıdır, Allah korusun.

Ülke gündemi Çubuk’taki saldırıya kilitlenmişken, kazandığı seçim elinden alınmaya çalışılan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu Maltepe’de görkemli bir miting düzenlemekteydi. Linç girişimi bu yüksek katılımlı mitingin görünürlüğünü perdeledi.

Aynı Pazar gününün sabahında, Sri Lanka’da Paskalya yortusunu kutlamak üzere kiliselere giden Hıristiyanlar organize saldırıların hedefi oldular. Bir kısmı canlı bomba eylemi olmak üzere üç kiliseye ve üç otele karşı yapılan saldırılarda ölenlerin sayısı an itibarı ile 290. 500’ün üzerinde de yaralı var.

24 Nisan 1915’in yıldönümünde herkese geçmiş olsun, bu çaput daha fazla dikiş tutmaz artık.


Yeni Yaşam Gazetesi

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: