İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

OSMANLILAR, ERMENİ MESELESİ İLE NASIL YÜZLEŞTİ?

***HyeTert, bu kaynağın ve/veya içeriğin yanlış ve/veya yanıltıcı bilgiler ve/veya soykırım inkarcılığı, ırkçılık, ayrımcılık ya da nefret suçu içerdiği/yaydığı kanısındadır. Metni paylaşmadan önce bu uyarıları göz önüne alarak, içeriği ve/veya kaynağı güvenilir kaynaklardan kontrol ediniz.***

Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci

Osmanlılar, daha 1919’da Ermeni tehciri meselesi ile yüzleşmiş; işin adlî dosyası kapanmıştır.

Her 24 Nisan’da Ermeni Meselesi tazeleniyor. Geçenlerde aktör George Clooney’nin gazeteci karısı Lübnanlı Hristiyan Emel Alamüddin, Ermeni tehcirinin adlî platformda ele alınması gerektiğini sert bir dille söyledi. Bu çok yaygın ve yanlış bir bilgiye dayanıyor. Zira Osmanlılar, bu mesele ile yüzleşmiş; işin dosyası kapanmıştır.

Tehcir esnasında yaşanan acılardan topyekûn bir halkı mesul tutmak, haksızlıktır. Hâdisenin bir tarafı nasıl suskun ve hissiz ise, karşı tarafı da yaşadıkları acının tesiriyle Müslüman halkın tehcirdeki rolü hususunda mübalağalı ve hissî bir tablo çizmiştir. Jenosit, II. Cihan Harbi’nden sonra kabul edilmiş bir suç olup, hukuk kaideleri geriye yürümediği gibi, milletlerarası hukukta jenosit, ferdî bir suç olarak kabul edilir.

İttihatçıların memleketi yeniden dizayn programı çerçevesinde, 24 Nisan 1915’te içinde yazar ve mebusların da bulunduğu Ermeni ileri gelenleri Anadolu’ya sürgün edildi. Bu sebeple yurt dışında 24 Nisan bir anma günü hâline getirilmiştir. Ardından Anadolu’da yaşayan hemen bütün Ermeniler, Suriye’ye tehcir edildi; yarısı yollarda öldü.

Ben valiyim, eşkıya değil!

Bu esnada, Müslümanların, tehcir mağdurlarına himaye ve yardım gösterdiğine dair hâdiseler Ermeniler arasında da anlatılır. Haksızlık, kimden gelirse ve kime olursa olsun, Türk-İslâm kültüründe kötülenmiştir. Nitekim ceza, suçluya verilir; kimse başkasının suçunun cezasını çekmez. Tehcir, esas itibariyle Yahudi finans lobisinin teşviki ve İttihat ve Terakki merkez komitesinin emriyle tatbik edildi. Hükûmet âzâları, sonradan haberleri olmadığını söyleyerek sıyrılmaya çalışmıştır.

Sürgüne karşı çıkan bürokrat az değildir. İzmir Vâlisi Rahmi Bey, İttihat ve Terakki Cemiyeti’ndeki güçlü pozisyonuna güvenerek, İzmir Ermenilerinin sürülmesine mâni oldu. Haleb ve sonra Konya Vâlisi Celâl Bey, tehcirin ‘millî bir mefkûre’ olduğunu söyleyen İttihatçı hükûmete kulak asmadı. Bu sebeple o ve Anteb Mutasarrıfı Şükrü Bey vazifeden alındı. Onun hatıraları, mevzuya ışık tutan 1. el kaynaklardandır.

Kütahya Mutasarrıfı meşhur edib Fâik Ali (Ozansoy) sürgüne muhalifti. Kütahya’ya gelen sürgünlere yardımcı oldu. Kastamonu Vâlisi Reşad Bey, Yozgat Mutasarrıfı Cemal Bey, Erzurum Vâlisi Tahsin Bey, kanunsuz emirleri tatbik etmeyen Osmanlı bürokratlarındandır. “Ben vâliyim, eşkıyâ değil!” diyen Ankara Vâlisi Mazhar Bey, Ağustos 1915’te azledildi. Sivil halktan ve Kürt aşiretlerinden de sürgünlere acıyıp yardımcı olanlar çoktur. Sürgüne karşı çıkan veya sürgünlere merhametli davranan bazı bürokratlar, İttihatçı fedailer tarafından cezalandırılmıştır.

Tehcirin menfi simaları da vardır. Askerî ricâlden 3. Ordu Kumandanı Mahmud Kâmil Paşa, Erkân-ı harbiye istihbarat dairesinden Miralay Seyfi, Enver Paşa’nın amcası Halil Paşa ve kardeşi Nuri Paşa, Musul’daki 6. Ordu Kumandanı Ali İhsan (Sabis) Paşa, Deli Hâlid Paşa, Enver Paşa’nın tetikçisi Yakub Cemil; İttihatçı erkânından Bahaddin Şakir, Dr. Nazım, Diyarbekir Vâlisi Dr. Reşid (son 3 isim de dönmedir), Trabzon Vâlisi ‘Sopalı Mutasarrıf’ Cemal Azmi, Anteb Mutasarrıfı Ahmed Faik (Erner), Bitlis, Bağdat ve Musul Vâlisi Memduh, Maarif Nazırı Ahmet Şükrü, Emniyet Müdürü İsmail Canbolat, Giresunlu Topal Osman ve Trabzonlu Yahya Kâhya bunlardandır.

Yakılan arşivler

1918’de İttihatçı diktatörlük yıkıldıktan sonra, Osmanlı hükûmeti bu meselelerle yüzleşme cesaretini gösterdi. Bu vesileyle cereyan eden hâdiseler, mahkemeye taşındı. 1397 devlet memuru hakkında takibat yapıldı.

İttihatçılar, kaçmadan evvel, bilhassa 31 Mart Vak’ası ve Ermeni Tehciri ile alakalı arşiv vesikalarının çoğunu yakarak yok etmiş olsa bile, mevcut delillere göre suçlu bulunanlar, çeşitli cezalara çarptırıldılar. 40 kişi idam cezasına çarptırıldı. Bunların arasında 3 de vâli vardı. Hatta zamanın Yozgat Müftüsü, gözyaşları içinde, vâli vekili aleyhinde şahitlik yapmıştı.

Savaşı kaybedince, apar topar yurt dışına kaçan ve İstanbul’daki Divan-ı Harb tarafından idama mahkûm edilerek cezaları Sultan Vahideddin tarafından tasdik edilen İttihatçı liderleri, Taşnaksutyun’un yıllık kongresinde alınan karar çerçevesinde kurulan Nemesis (İntikam) Teşkilatı fedailerince öldürüldü. Geri kalanları İngilizler Malta’ya sürdü; sonra da serbest bıraktı. Bunlar da Ankara hareketine katıldı. Şevket Süreyya Aydemir’in “İttihatçıların terör kolu şefi” olarak vasıflandırdığı Dr. Nazım ile Canbolat, Gazi’ye suikast ithamıyla 1926’da asıldı.

Screen Shot 2019-04-22 at 07_07_37.png

Adlî dosya

Hâdisenin adlî dosyası böylece kapandı. Ancak Osmanlı hükûmetinin aldığı kararları Ankara muteber saymamaktadır. İşgal kuvvetlerinin baskısıyla kurulmuş olsa da, Divan-ı Harb mevcut hukuk sistemi ve delillere göre çalışmış; Yeni Türkiye’nin kuruluşuna, biraz da bu sayede izin verilmiştir.

Bazı İttihatçıların, yeni kurulan Ankara hükûmetine sızması ve resmî ideolojinin inşaında rol oynayınca; tehcir, bir tabu ve kırmızı çizgi hâline getirildi. Bu da Türkiye’yi milletlerarası platformda müşkül vaziyete düşürdü.

Lozan Antlaşması’nda, Osmanlı ülkesinden sürgün edilen halkların geri dönüşü ve malî kayıplarını talep etmek üzere 1 yıl müddet verilmiştir. Bu zaman zarfında, kimse tazminat ve dönüş için müracaat etmemiş veya edememiştir. Meselenin içtimaî ve malî dosyası da böylece kapanmıştır.

Tayyib Erdoğan, TC’nin Başbakanı sıfatıyla tehcirin 100. yıl dönümüne bir sene kala, 23 Nisan 2014’te Ermenice dâhil 9 lisanda, tehcir tabirini kullanarak “gayrı insanî neticeler doğuran bir hâdise” diye vasıflandırmış ve hayatını kaybedenlerin torunlarına başsağlığı dilemiştir. Türkiye’nin hukukun cihanşümul değerleriyle uyumlu her çeşit düşünceye olgunlukla yaklaşması gerektiğinin altını çizerek, bu hâdiselerin Türkiye düşmanlığı için bir bahane olarak kullanılmasını istemediğini söylemiştir. Bazı kesimlerde hayret ve bazılarında da reaksiyon uyandıran bu taziye mesajı, yakın tarihte bir ilktir ve her sene tehcirin yıl dönümünde tekrarlanmıştır.

Screen Shot 2019-04-22 at 07_07_43.png

https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/prof-dr-ekrem-bugra-ekinci/607611.aspx

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: