İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

31 Mart İstanbul’da yine kaybetti – Ragıp ZARAKOLU

31 Mart 2017 seçimlerinin yapıldığı tarihti. 31 Mart 1909 Siyasal İslamın Türkiye’deki ilk başkaldırısıydı. Siyasal İslam’ın öncü uygulayıcısı ise 1876 Anayasa’sını askıya alan Sultan II. Abdülhamit’ti. Bu Meclis üyelerinin yüzde 40’ı Gayrimüslim’di, ve bu anayasanın yazımında onların da yadsınamayacak katkısı vardı.

Ama aynı Sultan aynı zamanda modernizmin de en başarılı uygulayıcılarından biri olacaktı, özellikle üniversitelerin, kız liselerinin açılması gibi örneklerle.

Hem modernizm hem Siyasal İslam bir araya gelebilir mi, elbette gelebilir. Örnek ortada: 17 yıllık AKP iktidarı! Suidiler bile pür Vahabizmi terk ettikten sonra, bizimkiler mi, Necmettin Efendi’yi terk etmeyeceklerdi!

Aslında bu trajik bir olgudur. II. Abdülhamit’in annesinin Ermeni kökenli olduğu söylenir. Ressam Deniz Alt’ın Abdülhamit’in annesini simgeleyen hüzünlü karanlık bir tablosu vardır.

Bu da tek bir örnek değil.

Zaten Osmanlı erkinin önemli dayanaklarından biri bu değil mi? Anadolu Rumları oğlan çocuklarını belli bir yaşa kadar uzun saçlı büyütürlerdi, kız gibi görünsün, Yeniçeri yapılmak üzere kaçırılmasın diye.

Tek bağlılığı, tek ailesi devletle özdeşleşmiş Sultan olan bir ordu düşünün!

Osmanlı bürokrasisinde yer almanın tek yolu Müslüman olmaktı, Tanzimat öncesi.

Birçok Gayrimüslimin dayatmalar karşısında Bektaşi/Alevi /Sabataycı olmayı tercih etmesinin de sebebi anlaşılır. Her ne kadar onlar da dıştalansa, zaman zaman hedef olsa dahi.

Ama Müslüman’dan daha keskin Müslüman olan da, Türk’ten Türk kesilen de çıkmadı değil!

Abdülhamit, Balkanlarda başlayan uluslaşma sürecinin İmparatorluğun Güney ve Doğu topraklarında da belirtilerini göstermeye başlaması sonucu, başvurduğu siyasal silah İslamcılık oldu. Bu sadece Ermeni, Pontos, Süryani uyanışının belirtilerinin görülmesi karşısında din etrafında kitleleri seferber etmenin ötesinde, aynı zamanda Halifelik kurumunun canlandırılması aracılığı ile Arap, Arnavut, Kürt halklarının hak arayışlarını geciktirme ve ümmetçilik aracılığıyla kendi yanında tutma, hatta bunun ötesinde saldırgan bir milis gücü olarak kullanma olanağı da veriyordu.

“minareler süngü, kubbeler miğfercamiler kışlamız, mü’minler askerbu ilahi ordu dinimi bekler!”

Bu anlayışın ilk uygulaması ağırlıkla Ermenileri hedef alan ama Süryani halkının da kurban verdiği 1895-96 kıyımlarında yaşandı.

Öte yandan Abdülhamit dönemi, aynı zamanda İttihatçıların ilerde üzerinde kayacağı Alman hattının hazırlayıcısı olacaktı. II. Wilhelm’in Kudüs seferi, Berlin-Bağdat hattının bir ön şovu idi. (*) Siyasal İslam’ın dünya güçleri tarafından kullanılmasının öncülüğünü de Wilhelm Almanya’sı yapacak , 1914 kasımında ilan olunan Cihat/Kutsal Savaşı, Alman propaganda mekanizması ile İran/Mısır/Hindistan/Endonezya/hatta Avustralya coğrafyasına taşınacaktı.

Abdülhamit, marangozluğu yanında, bir fotoğraf delisiydi, geniş koleksiyonlarla İmparatorluğu resmettirmişti. Buna büyük katkı sunan Osmanlı Sarayı Resmi Fotografçısı Kevork Abdullah, 1. Dünya Savaşı’nın yıkımından sonra, “Le Kaiser Rouge / Tu n’as Voulu Cela” (**) diye bir kitap yayımladı 1919 yılında. Otokratik rejiminden dolayı Abdülhamit “Kızıl Sultan” diye anılırdı. Baron Kevork, Wilhelm’i Abdülhamit’e benzetip, “Kızıl Kayzer” diye adlandırmıştı. Soykırımdan Wilhelm’i sorumlu tutmuştu. 1914 yılında kabul edilen Ermeni Reformunun sözde hamisi Almanya idi! Reform yerine bir soykırım yaşandı.

Evet, yerel seçimler için tarihin 31 Mart olarak seçilmesi bir tesadüf değildi, ideolojik açıdan bir yenilgi olarak görülen 31 Mart’ın yanıtının verilmesi ve bir zafere dönüştürülmesini hedef alıyordu.

Ve Harekat Ordusunun İstanbul’a yürümesine gerek kalmadan, uzun yıllardır “emin” ellerde olan İstanbul düştü! Seçmenlerin oyu ile.

Ancak 31 Mart aynı zamanda Ermenileri hedef alan 1909 Adana Katliamı’nın başlama tarihidir. Ermeni’ye dokunan elbette Süryani’ye, Keldani’ye, Rum’a dokunmadan geçmez.

İstanbul’daki ayaklanma ile eş tarihli olarak başladı Adana kıyımı, eğer 31 Mart başarılı olsaydı, İstanbul ve diğer kentlerde yaşanabilecek kıyımlar olasıydı.

Bu olmadı. 31 Mart İstanbul’da yenildi. Ama Adana’da birinci kıyımdan ikinci bir kıyım yaşandı bu yenilgiden sonra. İttihatçı bürokrasi ve askerlerin katkısı ile.

İşte bu da aslında 24 Nisan’ın habercisi idi. Ve burada da kitleleri seferber etmede kullanılan araç ise Siyasal İslam (O zaman bu kavram henüz icat olmamış olsa bile, soykırım gibi) olacaktı. Ve Talat Paşa, “Abdülhamit’in başaramadığını biz başardık” diye öğünecekti.

Tamam İstanbul düştü ama yürünecek yol hayli taşlı.

(*) Bk: Lothar Rathman, Berlin –Bağdat / Alman Emperyalizminin Türkiye’ye Girişi, Türkçesi: R. Zarakolu, Gözlem Yayınları 1976.

(**) Kevork Abdullah, Kızıl Kayzer / Bunu Sen İstemedin mi?, Türkçesi. Pars Tuğlacı, Belge Yayınları, 2002.


Evrensel Gazetesi

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: