İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Osmanlı Bürokrasisinde Ermenilerin Etkinliği – II

***Metinde yer alan görüşler yazar(lar)ına ait olup, HyeTert’in görüşlerini yansıtmak zorunda değildir.***

Karaman Ermenilerinin İstanbul’a Yerleştirilmesi

Av. Arb. Ömer Karayumak

  İstanbul fethedildiği zaman burada çok az Ermeni vardı. Bunlar da ticaretle uğraşan Kırım’lı Ermenilerdi. Patrikhanenin açılmasından sonra İstanbul’a gelen Ermeniler Kumkapı, Yenikapı, Samatya, Narlıkapı, Edirnekapı, Balat kapı çevresine yerleştiler. Fatih Sultan Mehmed, bununla da  kalmamış, 1475 yılında Kefe Ermenilerini Kırım’dan, 1479 yılında da Karaman Ermenilerini İstanbul’a getirterek yerleştirmiştir. (Bu konuyu daha detaylı olarak ayrı bir makalede anlatacağız)

            Kısaca özetlemek gerekirse; Osmanlı Devleti Fatih’den II.Mahmud devrine kadar geçen üç yüz elli yıllık süre içinde Hıristiyanların ve bu arada Ermenilerin de dini ve ibadet işlerine  bir devlet olarak asla karışmamış, onları bu konularda tamamen özgür bırakmıştır.

Patrikhanelerin kendi mahkemeleri ve hapishaneleri vardı. Dini olmayan cezalar ve sürgün cezaları da verirlerdi. Ruhani liderleri yerlerinden almak, ayin yapmalarını yasaklamak, mesleklerinden çıkarmak, hatta sakallarını tıraş ettirmek yetkilerine sahip idi. Osmanlı devletine karşı sorumlu bir kişi olarak kendi adamları ile haraç toplar, mahkemesinde hukuk ve ceza davalarına bakar, nikah kıyar ve dini olmayan kararlar verirdi.

Hiç şüphesiz  Türk-İslam hoşgörüsünün bir sonucu olarak gayrimüslim  bir teba’ya tanınan bu geniş hak ve hürriyetleri çok iyi kullanmasını bilen Ermeniler, hızla gelişip refah seviyelerini yükselterek ülkenin siyasi, iktisadi, ticari ve idari alanlarında söz sahibi olmaya başlamışlar, giderek Osmanlı toplumu içerisinde mümtaz bir mevki’e gelmişlerdir.

O kadar ki; Ermeniler ,o zamana kadar hiçbir memlekette ve başka bir devletin idaresinde ulaşamadıkları din, dil, düşünce özgürlüğüyle, siyasal ve sosyal haklara, Osmanlı Devleti’nin herhangi bir Müslüman vatandaşından daha fazla haklara sahip olmuşlar ve böylece yaşamışlardır.

Bu durum Türklerde asla bir kıskançlık yaratmamıştır. Ermeniler askerlikten muaf tutulmanın hatta vergide bile kısmen muaf olmanın getirmiş olduğu imtiyazlarla sanatkarlıkta, ticarette, kamu hizmetlerinde çok hızlı bir ilerleme göstermişler, sarraflık, bankerlik, müteahhitlik, mültezimlik gibi işler yaparak Türk’lerden daha zengin ve daha refah bir hayat  sürmüşlerdir.   

Osmanlı-Ermeni ilişkileri XIX. Yüzyıla kadar hiçbir sorun yaşanmadan dostane bir şekilde süre gelmiştir. Ermeniler  Osmanlı devleti içerisinde diğer azınlıklara oranla gerek çalışkanlıkları gerek beceriklilikleri gerekse Türk diline,Türk kültür ve medeniyetine, san’at, edebiyat, şiir ve musikisine diğer milletlerden daha fazla aşina olmaları nedeniyle “teba-i sadıka”olarak Osmanlı devleti içerisinde çok büyük mevkilerde görev almışlardır.

            16.YY.ın sonlarından itibaren Osmanlı  devlet idaresini teşkil eden Osmanlı bürokrasisinde  Ermenilerin  özel bir yer işgal ettiklerini görüyoruz. Devlet kademelerinde çok önemli görevlere yükselmişlerdir. İdari alanda  devletin kaderinde rol oynayacak makamlara gelmişler, Valilik, Eelçilik, Müsteşarlıklar, Nazırlıklar yapmışlardır.

Ellerine geçirmiş oldukları devlet imkanlarını kendileri içino kadar iyi kullanmışlardır ki, arka arkasına Ermeni okulları açmışlar, yerli ve yabancı dillerde eserler yazmışlar, sahibi oldukları bankalar ve bankerlik kuruluşları sayesinde dini, kültürel, sosyal ve siyasi vakıflar kurmuşlardır. 

XIX.yüzyılın başından itibaren özellikle Tanzimat fermanının getirmiş olduğu bir takım hakları çok iyi kullanan Ermeniler; 1856 yılında Avrupa devletlerinin baskıları sonucu yürürlüğe giren Islahat Fermanı sayesinde  Müslümanlara tanınmış bulunan bütün dini hakların gayrimüslim azınlıklara da tanınmasını fırsat bilerek hem merkez hem de taşrada bulunan devletin tüm stratejik mevkilerine yerleştiler. Daha önceden Müslümanlar hakkında tanıklık yapmaları bile kabul edilmezken, Islahat fermanından sonra  mahkemelerde üye olmaya başlamışlardı. Merkezi vilayetlerde Şurayı Devlet, Yargıtay, Sayıştay başkanlıklarında, taşrada sorgu hakimliklerinde geniş yetkilerle görevler aldılar. Sancak, Kaza ve köylerin idare meclislerinde, ihtiyar heyetlerinde doğal aza olarak görev aldılar.

XVI yüzyıldan başlayarak gittikçe önem kazanan tercümanlık hizmetleri 1821Yunan isyanına kadar sürekli olarak Rumlar tarafından yürütülen  Hariciye Nezareti kitabet işleri ve Tercümanlık hizmetleri  bu tarihten itibaren,  Rumların Yunanlılarla işbirliği etmeye başlamaları üzerine Ermenilere verilmeye başlamıştır.1830 tarihinde Yunanistan’ın bağımsızlık kazanması sonucunda görevlerinden uzaklaştırılan Rumların yerine de Ermenilerin alınmaya başlamaları Osmanlı Devlet bürokrasisinin  hemen hemen Ermenilerin eline geçmesine neden olmuştur.

            II.Mahmut döneminde sadakatlerinin bir delili olarak kalpaklarına tuğra takılmasına bile  izin verilen Ermeniler, Osmanlı bürokrasisini hemen hemen ele geçirmişlerdi. Bir örnek vermek gerekirse; Tespit edebildiğimiz kadarıyla Osmanlı Devleti bürokrasisi 22 Nazır, 33 Milletvekili, 29 paşa, 7 Büyükelçi, 11 başkonsolos, 11 üniversite öğretim üyesi ve 41 tane  yüksek rütbeli  devlet idarecisini sinesinde barındırmıştır. . İttihat ve Terakki partisi döneminde devlet dairelerinin tamamen Ermenilerle doldurulduğu, Mustafa Reşit Paşa, Ali Paşa, ve Mithat Paşa’nın  devlet idaresi ile ilgili en mahrem bilgileri Ermeni müşavirleri ile istişare ettikleri bilinmektedir. Hatta Padişah II.Abdulhamid döneminde  bile 1893 tarihine kadar Ermeni Nazırların tayin edildiği  tarihlen sabittir. Ne garip bir tecellidir ki, Mithat Paşayı öldüren de, Sultan II.Abdulhamid’e suikast tertip eden ve O’nu  33 yıl boyunca idare ettiği Osmanlı tahtından indirenler de yine Ermenilerdir.                          

Ermenilerin Osmanlı Devleti idaresinde bu kadar etken olmalarının  elbette birçok nedenleri varsa da başlıcaları şöyle sıralanabilir:

1-Ermenilerin Türk dilini diğer azınlıklara oranla daha  iyi konuşmaları ve Türk kültürünü büyük oranda benimsemiş olmaları.

2-Kültür, san’at, edebiyat, şiir, musiki, ve resimde  Türk örf ve adetlerini aynen tatbik ederek  büyük eserler vermeleri ve bu eserlerini  batı kültürüne de adapte etmeleri.

 3-Avrupa medeniyeti ve Avrupa kültür hakkında fikir sahibi olmaları.

 4-Sahip oldukları matbaalar sayesinde gazete, kitap, dergi ve risaleler yayınlayarak düşünce ve fikirlerini gerek Osmanlı Devleti içinde, gerekse Avrupa’de geniş kitlelere ulaştırabilmeleri.

5-Yine matbuat gücünü kullanarak Avrupa Devletlerinin ileri gelen  devlet  başkanları, bakanları, elçilik mensupları ile ve batılı aydınlarla  çok iyi iletişim kurarak kalıcı ve etkili dostluklar edinmeleri.

6-Milliyetcilik fikirlerinin yaygınlaştığı dönemlerde Osmanlı  İmparatorluğundaki diğer azınlıklar gibi bağımsızlık hareketleri peşinde koşmadıklarını, ”tebaa-ı sadıka olarak kalacakları fikrini Osmanlı devlet ricaline inandırmış olmaları.

            Bu ve benzeri bir takım düşünceler ve fikirler sayesindedir ki; Osmanlı tebaası içindeki diğer gayri Müslim azınlıklar arasında  Ermeniler yerinde ve zamanında yaptıkları ve kendi açılarından son derece akıllı hamlelerle Osmanlı Bürokrasisinin en tepe noktalarına kadar çıkmasını bilmişlerdir.

Devam edecek

https://www.karamandauyanis.com/yazarlar/omer-karayumak/osmanli-burokrasisinde-ermenilerin-etkinligi-ii/1519/

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: