İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Notre Dame Katedrali ve Mimari Mirasın Rolü

Nilay Özlü

Paris’in ve hatta Fransa kültürünün ve tarihinin sembolü olmanın ötesinde, bu yapı bizler için hep var olan ve hep var olacak olanı temsil etmekte, bir sonsuzluk ve zamansızlık illüzyona inanmamızı sağlamaktaydı.
15 Nisan akşamı büyük bir yangına sahne olan Paris Notre Dame Katedrali’nin alevler içindeki görüntüleri hepimizi derinden sarstı.
Alevler içindeki transept kulesinin gözlerimizin önünde yavaşça devrilmesi, 11 Eylül’de Dünya Ticaret Merkezi binalarının çöktüğü anları anımsamamıza neden oldu. Dün akşam Paris’ten canlı yayınlanan yangın görüntüleri, 2001’de New York’taki kulelerin yıkılmasında ve 2010’da İstanbul Haydarpaşa yangınında hissedilen travmaları yeniden tetikledi.
Bu ikonik yapıların yıkılan imgeleri zihnimizde dönüp dururken, bir kez daha mimarinin insan ruhu ve toplum hafızası üzerindeki etkilerini düşündüm.
Notre Dame bizler için, çağdaşlarımız için ne ifade ediyor? Paris Notre Dame Katedrali turistik bir yapıdan, bir kiliseden, mimarlık mirasından, tarihi bir eserden ve içinde barındırdığı emanetlerden daha fazlası.
Paris’in ve hatta Fransa kültürünün ve tarihinin sembolü olmanın ötesinde, bu yapı bizler için hep var olan ve hep var olacak olanı temsil etmekte, bir sonsuzluk ve zamansızlık illüzyona inanmamızı sağlamaktaydı.
Aslen yapının tarihi de düşünüldüğü kadar pürüzsüz ve sürekli değil, aksine iniş çıkışlarla, muhtelif yıkımlar ve inşalarla, yeniden doğuşlarla dolu…
Gotik mimari

Seine nehrinin ortasında yer alan ve Paris kentinin kurulduğu Cité adasında yükselen Notre Dame de Paris, 850 yıllık Gotik ihtişamı iliklerimizde hissettirir. Gotik kelimesi, aslen Ortaçağ mimarisine daha sonraki dönemlerde verilen bir isimdir ve karanlık, grotesk ve korkutucu olanı tanımlar.
Batı Roma İmparatorluğu’nun yıkılmasının ardından Roma medeniyetini unutarak “karanlık çağa” giren Avrupa’nın, kilise (ve aristokrasi) tekelinde geçirdiği bin yıllık bir dönemin görkemli finaline işaret eder Gotik mimari.
Gotik mimarinin temelleri ilk kez 1141’de Paris yakınlarında yer alan St. Denis Bazilikasında atılmış ve Avrupa Gotik mimarisinin gül pencere, çan kulesi, genişletilmiş transept ve koro bölümü ve gösterişli giriş portalleri gibi tipik elemanları ilk kez bu yapıda kullanılmıştır.
Gotik mimaride amaç hep daha yükseğe, daha aydınlığa ve daha fazla açıklığa erişmek olmuş, tanrının kutsal ışığına ve gökyüzündeki mertebesine ulaşmak için mimarinin sınırları zorlanmıştır.
Böylece mimari strüktürün ön plana çıktığı, sivri kemerlerin, kaburga tonozların ve uçan payandaların yapıyı tanımladığı ve daha yükseğe taşıdığı bir üslup ortaya çıkmış, mimarinin ihtişamı ise dekoratif sanatlar yoluyla güçlendirilmiş, adeta yapının kendisi İncil’in üç boyutlu bir ifadesi haline gelmiştir.
İncil’den sahneler tasvir eden bezemelerin etkisinde, öte dünyaya ait varlıkları betimleyen heykellerin gözetiminde, pencere vitraylarından süzülen ruhani ışığın büyüsünde, devasa orglardan yükselen tınıların eşliğinde ve gökyüzüne yükselen abidevi kolonların gölgesinde, Gotik katedraller cemaatin bütün duyularına hitap etmiş, hem vaaedilen cennetin ve hem de korkulan cehennemin bir ifadesi haline gelmiştir.
Katedrallerin kenti ve toplumu şekillendirme rolü
1150 ile 1500 yılları arasına tarihlenen Geç Ortaçağ döneminde adeta bir yapım çılgınlığı yaşanmış, kilisenin mutlak gücünü ve kudretini temsil eden devasa katedraller ve çan kuleleri Ortaçağ Avrupa kentlerinin alamet-i farikası haline gelmiştir. Örneğin 1150 ve 1450 yılları arasında sadece Fransa’da 80’den fazla katedral inşa edilmiştir.
Ancak bu devasa ve abidevi yapıların inşasının on yıllar ve hatta bazen yüzyıllar sürdüğünü düşünürsek, kilisenin tartışılmaz gücünün ve egemenliğinin ifadesi olan bu katedrallerin hem kenti hem de toplumu şekillendirmekteki rolünü bir kez daha idrak etmiş oluruz.
Yapımı 182 yıl, eklemeler ve güçlendirmeler yüzlerce yıl sürdü

Yapımına 1163’te başlanan Paris Notre Dame Katedrali’nin de inşası 182 yıl sürmüş ve yapı ancak 14. Yüzyıl ortalarında tamamlanabilmiştir. Bundan sonra da katedrale yüzlerce yıl boyunca sürekli eklemeler ve güçlendirmeler yapılmıştır.
Katedral türünün en büyük ve en gösterişli örneği olmamakla beraber, Paris’in giderek artan dini ve siyasi önemini yansıtacak şekilde ihtişamlı ve ihtimamlı bir şekilde inşa edilmiş, özellikle içinde barındırdığı dini emanetleri, en büyüğü 13 ton ağırlığında on adet çanı, 8000 boruluk orgu, eşsiz vitrayları ile kentin ve hatta Fransa’nın simgesi haline gelmiştir.
Fransız devriminin etkisi
Sonraki yüzyıllarda ise katedralin kaderi dönemin değişen siyasi atmosferiyle eşgüdümlü olarak devinecektir.
Kiliseye ve monarşiye karşı ayaklanan Fransa halkı tarafından gerçekleştirilen Fransız Devrimi sonrasında, Paris ve civarındaki pek çok kilise ve saray yıkılmış, kilise ve sarayın mülklerine el konulmuştur.
Notre Dame ise bu dönemde büyük hasar görmüş, katedralin Batı cephesini süsleyen ve İsa’nın 28 kralını betimleyen heykellerin kafası koparılmış, diğer heykeller ise tahrip edilmiştir. Fransız devrimi sonrasında yapı dini görevinden soyutlanarak depo vb. işlevler için kullanılmıştır.
Notre Dame’ın kaderini değiştiren yazar: Victor Hugo

Napoleon I döneminde dini statüsünü geri kazanan yapı, imparatorun taç giyme törenine ev sahipliği yapmış olsa da 19. yüzyılın ilk yarısında halen oldukça bakımsız ve harap durumdadır.
Hatta bazı kısımları harabe haline gelmiş kilisenin yıkılması da gündemdedir.
Ancak dönemin önemli siyasi figürlerinden ve entelektüellerinden biri olan, Romantik akımın öncülerinden Victor Hugo Notre Dame’ın kaderini bir kez daha değiştirecektir.
Hugo’ya göre katedral Fransız milli mirasının vazgeçilmez bir parçasıdır ve yapı ne pahasına olursa olsun korunmalıdır.
Yıllarca sürgünde yaşayan, şiirleri, romanları ve oyunları halk üzerinde müthiş etkili olan ve Fransalılar tarafından halk kahramanı olarak kabul edilen Victor Hugo’nun 1831’de yazmış olduğu romanı “Notre Dame de Paris” katedralin iade-i itibar kazanmasına vesile olacaktır.
Victor Hugo’ya göre modern dönemde metin artık mimariyi yenmiştir, kendisi okunabilir bir kitap olan mimari artık yerini kağıda ve kaleme bırakmıştır. Dolayısıyla mimariyi savunmak ve yapının geleceğini belirlemek de kitaba düşmüştür.
Hugo’nun fikirleri hem toplum hem de saray tarafından kabul görür. Fransız toplumsal hafızasının ve milli tarihinin bir parçası olarak kabul edilen Ortaçağ yapılarının korunması ve restore edilmesi gündeme gelir.
Viollet-le-Duc’un restarasyon anlayışı ve katedralde değişim

1844 yılında Eugène Viollet-le-Duc ve Jean-Baptiste-Antoine Lassus yönetiminde geniş bir ekip ile Paris Notre Dame Katedrali’nin restorasyonuna başlanır.
Ancak Viollet-le-Duc restorasyon konusunda oldukça radikal fikirlere sahiptir.
1866 tarihli Dictionnaire raisonné de l’architecture française du XIe au XVIe siècle kitabında “Restorasyon” terimini şu şekilde tanımlanmaktadır: “Bir eseri restore etmek, onun bakımını yapmak, onu onarmak veya yeniden yapmak değil belki de hiç bir zaman var olmamış bütünsel bir hale geri getirmektir.”
Dolayısıyla, Viollet-le-Duc, Notre Dame Katedrali’nin 25 yıl süren restorasyonu esnasında, yapının özgün halinde var olmayan eklemeler yapar ve bir takım radikal değişiklikler uygular.
Örneğin, yapıya yeni heykeller, dekoratif öğeler, çörten heykelcikleri eklenir, katedralin hazine kısmını yeniden Gotik tarzda tasarlanır ve zemin kat için yeni vitray desenlerini çizilir.
Viollet-le-Duc bütün bu işlemleri ise şu sözlerle savunmuştur: “Her değiştirilen kısmın yerine yenisi en iyi malzeme ile daha mükemmel veya daha kararlı bir yol benimsenerek konmalıdır; bu çalışma sonunda restore edilen bina yaşadığından daha uzun süre dayanabilecek halde geleceğe aktarılmalıdır.”
Viollet-le-Duc’un Notre Dame Katedrali’ne belki de en tartışmalı eklemesi, yapının en yüksek ve gösterişli bölümünü oluşturan orta kuledir.
1786 yılında rüzgar nedeniyle hasar görerek kaldırılan transept kulesi daha uzun ve daha bezemeli olarak yeniden inşa edilmiş ve Paris siluetine damgasını vurmuştur.
Mimari mirasın rolü
Dün akşam gözlerimizin önünde alev alev yanarak yıkılan kule işte tam da bu kuledir.
Her şeyin değiştiğini, değişeceğini ve hiçbir şeyin sonsuza kadar kalmayacağını bize bir kez daha hatırlatan ve 850 yıllık tarihinde bir badireyi daha atlatacağını umduğumuz Notre Dame Katedrali’nin henüz yapım süresi (182 yıl) kadarki yaşını bile doldurmamış kulesi bizlere mimari mirasın rolünü bir kez daha düşündürdü.
1789’da ihtilalcilerin kilisenin mutlak iktidarının bir ifadesi olduğu için yıkmak istedikleri bu katedral, 19. yüzyılda Fransa tarihinin bir temsili olarak kabul görmüş ise de bugün uluslarüstü ve dinlerüstü bir miras haline gelmiş, dünkü yangından hasar gören katedralin tamiri için saatler içerisinde dünyanın dört bir yanından milyonlarca euro bağış toplanmıştır. (NÖ/EKN)


bianet

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: