İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Gülizar sadece Fıllelerin değil Kürtlerin de hikayesi – Ragıp ZARAKOLU

Kürt-Ermeni-Süryani karmaşık ilişkilerini her gittiğim yöresel düğünlerde hissetmişimdir. Farklı inançtan da olsalar, ortak coğrafyanın, aynı kültürünü, aynı danslarını hatta geleneklerini, hatta aşiret olgusunu paylaşan bu insanlar korkunç bir trajedi yaşadı yüz kusür yıl önce. Fail/Kurban/bazen ender olsa da Kurtarıcı rolünde

Hatta, kıyım Peder Abraham Garris’in “Bote Köyü/13 Günlük Cehennem” adlı kitabında anlattığı üzere, kıyım sırasında halaya bile duruldu. Keşke sadece düğünlerde halaya dursalar, o tutkulu danslarını birlikte yapabilselerdi. “Fıllelerin” ferman ile kanı, canı, ırzı ve malı Sultan tarafından “helal” olunduktan sonra, ilkin 1895-96 da Timurları, Hülagüleri, Cengiz Hanları aratmayan bir kıyım eş zamanlı her yörede başlayan programlar yaşandı. 1915’de nihai kıyım yaşandı, adına nihai çözüm denilen. Holokausttan sonra geriye bakan Polonyalı Hukukçu Lemkin, bu ayrıksı, ünik vakayı, “ilk soykırım/jenosit” olarak adlandırdı, 1948 yılında da BM’nin Uluslararası Sözleşmesini de yazdı konuya ilişkin.

Kolay değil, mirliğin, beyliğin, amiralığın, ağalığın binlerce yıllık bir geçmişi vardı Mezapotamya, Vilayet-i Sitte (yada Batı Armenia, Bath Narin’de. Aşiret federasyon ve konfederasyonları zor olsa da, sorunlu olsa da birlikte hayatta kalmayı sağlıyordu, farklı etnisite ve inançtan olan aşiretler arasında.

Kemal Yalçın’ın bir Süryani ağası olan Şemun Hanne Haydo’nun yaşamını hikayeleştiren kitabı, aynı zamanda binlerce yıllık geleneksel aşiretler arası ilişkinlerin çöküşünün de bir tanıklığı anlamına geliyor. Aynı zamanda Seyfo’dan sonra ayakta kalmanın öyküsünü.

Aras Yayınlarından çıkan, “Gülizar’ın Kara Düğünü”, bizzat kendisi tarafından anlatılışının doğallığı içinde, Kürt/Ermeni/Süryani aşiretleri arasındaki içiçe geçmiş ilişkiler ağını çok güzel sergiliyor. Sadece katiller, zalimler değil, iyiler de, korucu olmaya çalışanlar da var bu hikayenin içinde. Hem iyi hem kötü olanlar da. Şemun Ağanın Beth-Narin’deki öyküsü gibi. Bu öykü sadece Ermeniler açısından değil, Kürtler açısından da bir destan.

Gülizar’ın öyküsü, 1877 Rus-Osmanlı Savaşından sonra son derece ağır yıkıma uğrayan Serhat bölgesinde gittikçe kötüleşen Ermeni/Kürt ilişkilerinin, bunun soykırıma tırmanışının tanıklığı aynı zamanda. 1878 Berlin Anlaşmasında “Ermeni Reformunun” maddelerden biri olarak gündeme getirilmesinin nedeni, Ermeni toplumunun güvence altına alınması ve savaş nedeniyle uğradığı büyük yıkımın giderilmesi idi.

Gülizar’ın öyküsü aynı zamanda, Ermeni toplumundaki uyanışın ve hak arayışının öyküsü. Gülizar’ın Musa Ağa tarafından kaçırılması ilk kez bir direnişle karşılaşır. Uluslararası kamuoyunun yakından takip ettiği bir davaya konu olur. Biçimsel de olsa Musa Ağa mahkum olur, Medine’ye sürgüne yollanır. Gülizar ise ailesine döner.

Hikayenin iki taraf açısından da sonrası ilginç.

Gülizar’ın anlatısı kızı Armenuhi Kevonyan tarafından kitaplaştırılır. Burada Musa Bey’in akıbetinin bilinmediği yazılmaktadır. Son dönemlerde Kürt milliyetçiliğinin ve dinciliğinin yükselişi ile Musa Bey yeniden keşfedilmiştir. Hakkında kitap ve makaleler bile yazılmıştır. İlginç olan bu “yeni” literatürde Gülistan’ın adının geçmemesidir. Her zamanki gibi, kadının adı yok!

Musa Bey’in gerek Osmanlı yönetimi gerekse Cumhuriyet dönemi ile iniş çıkışlı, çelişkili ilişkileri olmuştur. Musa Bey ile, M. Kemal’in Çanakkale’den “Doğu hizmetine” yollandığı esrarengiz yıllarda tanışırlar. (Medine sürgününden kısa süre içinde dönecektir. 1914 yılında yeniden dönmüştür Muş yöresine. Tam Cihat ilanı sonrası… Tehcir işinde görev almak, Muş ve yöresini “arındırmak” üzere.) Daha sonra Sivas Kongresine çağrılan Kürtlerin temsilcilerinden biridir. Ama daha sonra da Azadi örgütü içinde yer alması nedeniyle başı derde girer, biat ederek kelleyi kurtarır, Şeyh Sait isyanına katılmaya cesaret edemez bu nedenle. Sürülür yine de. Ağrı başkaldırısından sonrasında Suriye’ye geçer, Kamışlı’da ölür. Soykırımdan sağ kalan Ermeni, Süryaniler, Keldani ve Asuriler ile komşu olarak! Torununun oğlu olan, Salih Mirzabeyoğlu, Necip Fazıl Kısakürek’in öğrencilerinden ve Akıncılar hareketinin kurucularından olur. İBDA-C ile bağlantılı olduğu gerekçesiyle mahkum olur. Yeniden yargılanarak 2014 yılında hapisten çıkar, ertesi gün RTE tarafından ziyaret edilecektir.

Salih Mirzabeyoğlu’nun yeni soyadını dayandırdığı, Musa Beyin babası Mirza beyin Ermeniler ile daha iyi ilişkiler içinde olduğu söylenir.

Gülizar’ın evlendiği Keğam Der Garabedyan, 1908 devriminden sonra, Muş mebusu olur. 24 Nisan tevkifatından ağır derecede hasta olması nedeniyle kurutulur. Meclis Başkanı Ahmet Rıza Bey de dolaylı himayesine alır. Gülizar da tehcirden kıl payı kurtulup İstanbul’a varmayı başarır. Keğam ateşkesten kısa süre sonra ölür. Ama bundan önce Meclis’e tehcirle ilgili bir layiha vermeyi başarır. Cenazesi ERF bayrağına sarılı olarak kaldırılır İstanbul’da. Gülizar da 1947 yılında ölür. Her ikisi aynı mezarda şimdi.

Bu yıl kaybettiğimiz torunu Anahid Ter Minsayan, Muş ve yöresinin tarihini ayrıntıları ile en iyi inceleyen tarihçilerden biri olur. Ermeni Devrimci Tarihi adlı kitabı 1992 yılında Mete Tunçay’ın tercümesi ile yayınlanır.

Gülizar’ın hikayesini ilk Sarkis Çerkesyan’dan dinlemişti. Hatta Gülizar’a ilişkin bir kitabı tercüme edip Hrant Dink’e verecekti.


Evrensel Gazetesi

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: