İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

İyiye, Doğruya ve Güzele

Sarem Külegeç Şeşetyan

İnsan nasıl hüzne kapılmaz?  Çoğu kez akıp giden zaman yeter hüzünlenmeye… Bu resim, biraz soğuk, biraz uzak, biraz genç artık hayatta değil…  Nasıl bir hayat yaşadı? Mutlu, mutsuz, parlak, karanlık, dolu dolu, bomboş… Hepsi. Her biten hayat insanı hüzünlendirir, kalabalıklara değmiş, toplulukları etkilemişse, o kayıp daha çok insanı etkiler, herkes kendi payına hesaplaşır, helalleşir, düşünür, hüzünlenir. 

Çocukken tanıdım, ilk andan saygı ve hayranlıkla dinledim onu. Sorduğu soruyu kalabalık içinde yanıtlamaya cesaret edemeyişimi hep pişmanlıkla hatırladım. Beni fark etmesini çok istedim… Saygı duyduğu bir öğretmenin gözüne girmek isteyen öğrenci gibi… hiç bir fırsatı kaçırmak istemiyordum… sonraki yıllar hep bu istekle geçti… hem çok yakındım hem hiç değil… neyse ki dans ederken, konuşurkenki kadar çekingen değilim… Maral gösterilerinde beni her tebrik edişinde gururlandım… 20’li yaşlarımda hastane gençlik kolunda bana ismimle hitap ettiğinde, düğün davetiyemizi vermek için bizi oturma odasında kabul ettiğinde hep gururlandım… sonra onu ağlarken duydum gördüm, konuşurken ağlıyordu… binlerce kişinin onu dinlediği bir anda ağlıyordu… Hrant’ın arkasından ağlıyordu… O da tohum ekmek için Agos’unu hazırlayanlardandı… sonra yine bir dans gösterisi öncesi duasını almak üzere yanına gittiğimde beni tanımadı… tanımadığını da belli etmemeye çalıştı, geçiştirdi, suskunlaştı… ve sonra sustu… 11 yıl süren bu sessizlik yakın tarihte soluğunu da kesti.

Kırmızı Kadife Koltuk

Çok değerli bir liderin 11 yıllık sessizliği, İstanbul Ermeni toplumsal hayatından da çok şey aldı götürdü. Kendisi İstanbul Ermeni Patriği olarak öncelikle toplumumuzun din ile bağını güçlendiren bir liderdi. Onun güçlü, nitelikli ve güncel duruşu, toplumumuzu kilisenin etrafında topladı. Patriklik kurumuna hem ruhen hem de fiziksel olarak dinamizm getirdi. Kabul, sevgi ve hoş görü sınırlarını geliştirirken, gerektiği zaman iradesini ortaya koymaktan doğrunun yanında durmaktan çekinmedi. Geçmiş İstanbul Ermeni Patriğimiz Şnork Badriark Hayr, bir toplantı öncesi salona geçerken koltuğuna yerleşmeden önce saygıyla gerisinde bekleyen danışmanlarına durup dönmüş “ays atorin garmir tavişin mi khapvik, ays atorı pşot ator e, pşot / Bu koltuğun kırmızı kadifesine aldanmayınız, bu koltuk dikenli koltuktur dikenli” demiş. İstanbul Patrikhanesi, İstanbul Ermenisi olmak gibidir: Türkiye’nin de Ermenistan’ın da, diasporanın da sizi ötekileştirmek için gerekçeleri hazırdır: biri seni Ermeni saymaz, diğeri sayar ama onun lügatında Ermeni küfürdür, diğeri hala bu topraklarda kalmakla suçlar… Bu kadar zor bir yerde ve zor zamanlarda patriklik görevini yerine getirmek, bilgi, birikim, deneyim, sorumluluk, diplomasi ve zeka ister. Mesrop Badriark Hayr da payına düşen; tehditler, baskılar, köşeye sıkıştırmalarla uğraştı durdu… Bu esnada bizleri layıkıyla temsil etti. İlk canlı yayın öncesi bir danışma kurulu toplayıp, muhtemel sorulara, uygun yanıtlar için hazırlandığını bizzat biliyorum. İçinden geldiği gibi davranma lüksü yoktu, sorumluluğunun farkında ayrıca bilgili ve çalışkan bir insandı. Sırtını bazı güçlere dayayıp kolaya kaçmadı. Kaçması için bir nedeni yoktu. Bilgili, vicdanlı ve akıllıydı.

Badriyark Hayr

Kilise kültürümüzde Patriklere hitap şekillerinden biri Badriyark Hayr‘dır: Patrik babamız. Mesrob Mutafyan da bir ‘hayr’ oldu, iyilik sever, adaletli bazen de kaprisli bir hayr. Patrikhanenin yenilemesinde, kulağımıza geliyordu kolay beğenmeyen, dahasını isteyen azla yetinmeyen bir duruş sergiliyordu. Ama o her seferinde, bu binanın bir toplumun kültürel mirası olduğunu ve geçmişten gelen köklü zevkimizin bu binaya yansıması gerektiği şeklinde kendini savunuyordu. Bu esnada ihtiyacı olana yardım elini uzatmaktan çekinmedi. Elindeki yetkiyi iyiye, doğruya ve güzele kullandı. Anadolu Ermenilerine olsun, deprem olsun, ihtiyacı olana yardım etti. Gücünü, iyiliğin yayılması için kullandı. Olanı dağıttı, olmayanı yarattı. Adaletli davrandı. Çözümsüz kalan birçok toplumsal olayı sonuçlandırdı, gerekirse reddetmekten, üzmekten çekinmeden doğrudan kopmadan, sorunları çözdü, anlaşmazlıkları giderdi. Şahsına özgü güzel, iyi ve doğru değerler zamanla hastalığının da etkisiyle sekteye uğramaya başladı. Bu olumsuz gidiş toplumsal hayatımızı etkiledi. Patriksiz geçen son 11 yıl boyunca ise bu kilise kültürümüz erozyona uğradı. Kilise adabı, din büyükleri ile selamlaşma, saygı gösteren davranışlar unutuldu. Nasıl unutulmasın? Kiliselerimiz boşaldı, genç neslin ilgisi azaldı.  Bu ilgi zora gelmez: sevgisizliğe, baskıcı bir üsluba, oldu bittiye hiç gelmez. Ne göstermelik otel partileri, ne de şatafatlı davetler, ne hediyeler, şıkanşanlar ne de sus payları… nafile. Ancak dirayetli ve saygı uyandıran bir liderle bizler, bir arada kalmaya, yaşamaya ve yaşatmaya devam edebiliriz. Mesrob Badriyark Hayr’ın yeri maalesef dolamadı. 

Seçim

Resmi olarak Hristiyanlığı kabul eden ilk toplum olarak, benzerleri gibi Ermeni kilisesi de milli değerler de taşıyan bir kilise. Hristiyanlığın evrensel ilkelerini barındırırken; dili, ritüeli ve ayini ile milli bir boyut barındırıyor. Bu yüzden Ermeni toplumu için, Hristiyanlık inancın yanı sıra toplumu bir araya getiren bir unsur. Kilise kelimesi Ermenice büyük harfle yazılır çünkü bir binayı değil, bir toplumu bir arada tutan bir kurumu temsil eder. Patrikhanemiz ise İstanbul Ermenileri için dini bir kurumdan öte, bireylerini bir arada tutan ve onları temsil eden bir kurumdur. İmparatorlukta ve sonrasında devlette Ermeni toplumunun siyasi muhatabı Patrikhane ve Patriktir. Khrimyan Hayrig’in okumayı reddettiği mektup imparatorluktan geliyordu, Yıldız Suikastında Ormanyan Badriyark, Asala olaylarında Şnork Badriyark diplomatik zekalarını konuşturdular ve daha niceleri… 1960 yılında sivillerden oluşan Cismani Meclisin lav edilmesiyle, Patriğin şahsında resmi sorumluluk çoğalarak devam etti. Bu kadar toplumsal bir makamın da tam da hakkettiği gibi kendi topluluğu tarafından seçilmesi boşuna değildi. Benzerine az rastlanır şekilde, Ermeni Patriği seçimi delegeler aracılığıyla Ermeni toplumu tarafından seçiliyor. Bu demokratik hak, hepimizin sıkı sıkıya tutunması, etrafında kenetlenmesi gereken bir hak. Bu şansı heba etme rahatlığımız yok. Yaşım gereği tanık olduğum Mesrob Badriyarkın seçim sürecinde gösterilen dirayeti, kararlılığı, irade gücünü gösterme vakti. 

İstanbul Patriği II. Mesrob Mutafyan’ın hikayesinin çok istisnai ve unutulmaz bir hikaye olduğunu düşünüyorum. Bolca başarı, derinlik, incelik ve zaferin yanı sıra; bahtsızlıklarla dolu bir hikaye. Kimsenin üzerinde tartışmayacağı kadar zeki, birikimli, nitelikli bir lider. 90’ların sonu 2000’lerin başı Ermeni Patrikhanesinde yaşananlar, bir çoğumuza bir şeyler ima ediyor: hiçbir hesabın tutmayacağı, varsayımlarla hareket etmenin saçmalığını ve en olmazın olabileceği…Tüm bunlar beni imana çağırıyor, bir yanda teslimiyet, bir yanda mücadele. Olana teslimiyet, olmayana irade. Geçmişe teslimiyet, geleceğe çaba gösterme… Anlamını bilip, cesaret edip parmak kaldırmadığım kelime ‘hnazant’tı. İtaatkar… Ben de itaatkar biriyim, itaat etmek hafiftir, kolay ve tasasız… yeter ki itaat etmeyi esaret yerine özgürlük gibi hissedeceğimiz lider olsun… Kendiliğinden olmayacak… oy kullanacağım… Geçmişe teslim olurken, geleceğimiz için mücadele etmeye devam etmeliyim, hepimiz etmeliyiz. İyiye, doğruya ve güzele…  

PAROS

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: