İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

“Apıl Çeri”

Kirkor Değirmenciyan / Sivas Postası

Kıtlık, kıtlık, kıtlık…Yokluk, yokluk, yokluk…

Bilirim ki Kudretli TANRIMIN verdiği hafıza ile sene 1940 yılların başı…

Bezirci Mahallesine güz gelmekte idi. Babam yaz boyu çalıştı didindi.Birkaç hafta kadar YENİHAN da çalıştı geldi.

Kurban olduğum anam Kemahlı Manuşak Hatun ise her işe seğirtti…

Kolay mı hemşerilerim “horantanın” maişeti elde yok avuçta yok!..Amma kurban olduğum anam MANUŞAK HATUN yokluğu “mehilsemezdi.

Bir ata cevabı kabilinden derdi ki “Kudretli TANRIM deldiği boğazı hiç aç kor mu yeter ki kişi çalışa didine” derdi…

Güz ağzı babam kış maişeti için iş bulmuş idi.Bütün “horanta” yola çıktık….

ULAŞ´tan aştıktan sonra KURTLUKAYA köyü derler ki köye vasıl olduk.Bu köyde bazı ERMENİ aileler var idi.

Birinde bir gece yattık. Küçük bir köy sayılır idiydi…

Yolun sonunda Babam BEDROS USTA´nın bizim köy sayılır dediği GAZMAĞARA´ya vardık…

Neden bizim köy dermiş sonra bildim ki ULU kişimiz “SENEKERİM”in soyundan biri gelip kurmuş bu köycüğü…

Kaya bağrına da bir taştan KİLİSE yapmış ki derdi babam.Zati biz ERMENİ milleti “taşı çok iyi biliriz. Biz TAŞ ile EVLİ bir millet sayılır.Orada zamanın berhinde çok ERMENİ aile yaşarmış biz vardığımızda da bazı ERMENİ aileler var idi.

Boş olan bir göz odaya yükümüzü yıktık.Yük ne mi hemşerilerim? Yük, birkaç kap kacak, birkaç ot yastık, birkaç anamın dokuduğu kilimler…Ama eksik gediğimizi de kısa zamanda tedarik eylediler sağ olsunlar köylüler.

Garip babam duvar örme işi yaptı. Anam da elinden ne gelirse yaptı.Köy kayalıkların içinde sayılır bir yer idi.

Dağdan gelen gümrah bir su geçerdi köyün orta yerinden.Köy halkı çiftçilik ile uğraşırlardı…

Harman denilen yerlere ekinleri toplamış “düven” sürer idiler…

O sürdükleri sapları toplayıp akşama doğru “yel” çıkınca savururlardı. Buna “tığ” savurma derler idi.

Köylü fakir idi hem de çok…FİLM gibi köy desem mübalağa olmaz zannederim…

Babam yine sabahın kör karanlığında kalkıp duvar örmeye gitti idi. Bizde kalktık idi.

O arada hiç unutmam ki bir JANDARMA müfrezesi çıkıp geldi.

Önlerinde 10 civarında at arabası ve aileleri getirip düzlüğe kondurdular. ÇADIRLARI kurdurdular.

Köyde hemen “ajans” hızlı yayıldı.

Konu şuymuş ki hemşerilerim, “Bu kafile PINARBAŞI muhitinde bir “nizaya” dahil olmuşlar. JANDARMA basmış ve sürgün olarak GAZMAĞARA´ya iskan eylemek için getirmişler.”

Onlar gelince köyü de şenlik bastı demek isterim. Gece ateş yakarlar oyun oynarlar, elek gözer yaparlar idi.

Sabah köylere dağılırlar, akşam ellerinde tavuk, yumurta, yoğurt peynir ile gelip pişirir ve yerler idi. Sonra da kalkar oynar idiler.

Kudretli TANRIM´ın verdiği hafızama göre bu kafilenin başındaki adamın adı “APIL ÇERİ” idi…

Çok korkunç bir insan evladı idi. Kısa boylu, tıknaz yüzünde yara izi var bir ayağı da hafif aksak idi. Göbeği kendinden önce giderdi.

FİLİMLERDEKİ kötü adamlara benzer idi. “APIL ÇERİ´nin” kır bir atı vardı ve civar köylere de gider gelir idi.

Ben çok korkar idim. Onu “kişiflerdim” gelince kaçardım…

Babam ile bir gün çadırlarının oldu yere vardık. Bir sürü çocuk var idi. APIL ÇERİ yanağımı sıktı  “bu enik meresine değdi mi” dedi. Babam ile gülüştü…

APIL ÇERİ gölgesi ağır bir insan evladı idi. Çadır halkı onu çok sayardı.

APIL ÇERİ her gün KIR ATI ile bir yerde at koştururdu. Sınırları belli yer idi. CİRİT derler bir oyundur ki kır ata ona meylettirirdi…Ahali oraya o günden sonra “CİNGANIN TARLA” demeye başladı.

JANDARMA da ara ara gelip, SÜRGÜN KAFİLEYİ gözler idiydi…

JANDARMA gelmeden evvel gece olunca APIL ÇERİ su kıyısından BAYIR derler ki o dağa giderdi…

Sabaha doğru da gelir idi…

Köy halkı derdi ki JANDARMADAN önce APIL ÇERİ “çadır halkının silahlarını gömermiş dağa Jandarma almasın diye…”

Garip babam sadece GAZMAĞARA değil kıyın köylerde de iş tutar idi…

At nallar, duvar örer, tığ savurur, yaba yapar idi…

Bilirim ki Kudretli TANRIM değirmenci ve duvarcı BEDROS USTA ya çok meziyet vermiş ki horantası perişan olmasın diye…

Köyde herkes kendi halinde idi… Kime kimseye “öte git” demez idi…Herkes TANRININ kulu idi…Bizlere de kucak açmışlardı zaten de babam herkesi tanırdı buralarda…

Aşağıda büyük bir köyde düğün kurulmuş tüm köylü ile bize de “okuntu” daveti etmişlerdi.

Köye vardık ki yakındı. Düz bir çayırda CİRİT kuruldu… APIL ÇERİ de kır atı ile CİRİT içinde oldu.

O şişman adam at ile öyle bir CİRİT oynadı ki herkes APIL ÇERİYE parmak ısırdı.

CİRİT sonu mehter eşliğinde oyun kuruldu.

Elbette babam BEROS USTA´yı da oyuna buyur eylediler. ÇOK güzel halay çekti ki gurur duydum.

Zati babam SİVAS HALAYINI duyunca o suskun adam pek heyecana gelir oynar idi. Orası ahali de babama çok hürmet eylediler.

Kazanlar ile koyun eti pişti. Gelen geçen yedikçe yedi. APIL ÇERİ bir kazan yedi desem mübalağa olmaz zannederim.

Kar düşmeye az kala harmanlar kalktı. Çamur ile evler suvandı.

Bizde kışlık maişetimizi neredeyse tamam eyledik.

JANDARMA da APIL ÇERİYE “emirname” getirdi. Şenlik koptu sabaha kadar eylendiler çünkü sürgün bitmişti.

Erkenden toparlandılar. AFŞİN´e gideceklerdi zati oralı idiler.

Hemşerilerim onlar toparlanınca ne mi oldu?.. İşte SİVASIMIZ insanı budur. Köy halkı onları yol eyledi sarıldılar, ağlaştılar…Çünkü kısa zamanda tanışıp biliştilerdi.

O korkunç APIL ÇERİ babama sarıldı uğurlaştı. Benim de kulağımdan çekerek tutup öptü. Koca ağzıyla beni yiyecek sandım dedim anama, anam güldü.

Bizim de elimize çok maişet geçti. Peynir, yün, bulgur, yarma…

Kar inmen dağlara BEZİRCİ yolunu tuttuk. Ailecek “garispemiştik” SİVAS´ı…

Katil KIZILIRMAK ile nikah kıyan kurban olduğum Abim ŞAHİN, Bezirci´ye gelince bir boy APIL ÇERİ´yi anlattı akranlarına….Onu da örnek alır gibi yürümeye de başladı….

https://www.buyuksivas.com/apil-ceri/

 

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: