İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Batık çocukluk: Bakü katliamından kurtulan kızın anıları

Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşayan Lia Babayan, 90’lı yılların başında Bakü’de Ermenilere yönelik katliamlara tanık olan on binlerce Ermeniden biri.           
Katliamdan kaynaklanan psikolojik travmalar Lia’nın kimliğine derin bir iz bıraktı. Bakü’de kendisine ve diğer Ermeni ailelerine karşı işlenen vahşetlere tahammül edemeyerek, ailesi ve gelecek nesiller için adaletin yerine getirilmesi için mücadeleye ediyor.

Ailesi Bakü’den kaçarken ve Ermenistan’a sığındığında Lia sadece yedi yaşında olmasına rağmen, aile üyelerine yapılan baskıları, komşularının öldürülmesi dahil olmak üzere geçtikleri yolu açıkça hatırlıyor. Sözlediği gibi, 1990’da Bakü’de Ermeni olmak ölüm cezasıydı.
Babayan ,1992’de, Güney Idaho Üniversitesi Mülteci Programıyla Amerika Birleşik Devletleri’ne göç etti. ABD’de Lia, ailesinin göç yolunu, Bakü’nün acı anılarını ve ABD’de başladıkları yeni hayatı, tamamen yeni bir toplumda yaşayan bir mültecinin kaderini hakkında  notlar almaya başladı. Daha sonra ise  Lia, anneannesinin ricasıyla Ermenilerin katledilmesi ve kurtuluş hikayesini dünyaya anlatmak için kitap yazmaya karar verdi .

 Lia  Babayan ile yaptığımız mülakatı açağıda sunuyoruz:

Hikayenizi bizimle paylaşmanız için teşekkür ederiz. Aileniz hakkında anlatır mısınız?

Babam, Martin Babayan’ın ailesi, Şuşili, Karabağlı. İş bulmak için Bakü’ye taşınmışlar. Dedem Sargis Babayan, İkinci Dünya Savaşı sırasında Bakü’de bir sekreterdi, ancak savaş sırasında yine askere gönderilmiş. Savaş’dan dönmemiş. Anne tarafım kökleri Batı Ermenistan’a dayanıyor. Annem, Tamara Ter-Simonian’ın büyükannesi ve büyükbabası 1915 Ermeni Soykırımından kurtulup, önce Kıbrıs’a, sonra Özbekistan’a, sonra da Bakü’ye yerleşmışler.. Annebabalarım, kardeşim ve ben Bakü’de doğduk.

– Kitabınızda, Bakü’deki Ermenilerin katliamları hakkındaki anılarınızı sunuyorsunuz. Bu korkunç olayların hayatınıza nasıl bir iz bıraktıklarını anlatabilir misiniz? Bakü’de ne oldu?

Çocukluğumun en korkunç dönemiydi. Büyükler dehşete kapıldı ve biz çocuk olduğumuza rağmen, endişeyi hissediyorduk. 16 katlı bir binanin 12. katında yaşıyorduk. Apartmanımızdan binlerce kişinin katıldığı gösteriyi izliyorduk. Azerbaycanlıların Karl Marks’ın heykelinın önünde toplanıp Bakü’deki Ermenilerini yok etmeye çağırdıklarına  şahsen şahit oldum. Balkonda Ermeni şarkıları söylediğimde annemin ağzımı elleriyle kapatıyordu. Bu, Artsakh ihtilafının en sıcak dönemiydi. Annebabalarıma işyerlerinde baskı yapmaya başladı ve daha sonra ise işe geri dönmemelerini söylediler. Bundan sonra, saldırılar ve şiddet başladı. 1989 yılı Ekim ayında kaçtık. Ondan sonra artık Bakü’ye dönmedik. Zulüm başladı ve korkunç bir korku ortamındaydık. 1990 yılında Bakü’de Ermeni olmak ölüm cezasıydı. Komşularımızın öldürüldüğü, ya da  kaçış haberlerini duyduğumu hatırlıyorum. Bu, özellikle çocuklar için gerçekten zor bir dönemdi. Savaş çocukluğu kırıyor, başka her şey yeniden yerine getirilebilir” diyor. Şiddet çocukluğumuzu öldürdü.

Kitabımın 6. բölümünde, teyzem Lola’nın (Lolita (Mikayelyan) Ter-Simonyan), hikayesini anlattım. Bir grup Azerbaycanlı erkek 1990 yılı 13 Ocak’ta evine gidi ve onu öldürdü. Anneannem Bakü’ye ancak Ocak katliamından sonra, bir başkasının pasaportuyla ve KGB eşliğinde gidebildi. KGB memurlarının yardımıyla Lola’nın cesedinin kalıntıları Ermenistan’a geirebilmek için bir ölüm belgesi alabildi.

Lola Mikayelyan

-Aileniz Bakü’deki pogromlardan nasıl kurtulabildi ve ABD’ye ne zaman gittiniz?

Ailem katliamlardan mücizeyle kurtuldu. Ermenistan’a taşındığımızda, sadece 7 yaşındaydım. Teyzem 1990 katliamı sırasında öldürüldü.

Bir süre Yerevan’da yaşadık. Sonra ise Yeghvard’a taşındık  ve dört yıl boyunca okulun bodrumunda yaşadık. Spitak depreminden sonra ailem için oldukça zor bir dönemdeydi. Paramız yoktu, elektriği yoktu. Ermenistan’da bir açlıktı ve insanlar hayatta kalmak için mücadele ediyordu. Güney Idaho Üniversitesi Mülteci Programı çerçevesinde 4 Eylül 1992’de, önce New York’a daha sonra Twin Fall kentine taşındık. 2005’te Ermenistan’a döndüm, Yeghvard’a gittim ve eski sığınağımızı ziyaret ettim. Gözyaşlarımı tutmak mümkün değildi. Burada geçirdığim zaman benim için çok önemliydi, çünkü kitabımı olgun insanın duygularıyla tamamlamalıydım. Geçmişi hatırlamak çok acı vericiydi ve kitabımı çok zor yazdım. Ermenistan’a tekrar gelmeyi ve Yeghvard okulunu tekrar ziyaret etmeyi hayal ediyorum.

“İnsani değerler ve adalet hakkında konuşmaya niye karar verdiniz?”

Ailemin nasıl bir haksızlığa uğradığını hissediyordum, Lola teyzenin vahşi cinayeti ise kalbimde hep kalacak. Çocukken bu gerçeğe adapte olamadım. Uykumda bile beni takip ediyordu. Ailem Bakü katliamları nedeniyle umudunu kaybetti. Amerika’ya taşındıktan sonra bile, bu olaylar bizim için o kadar acı vericiydi ki, onlar hakkında hiç konuşmadık. 4. sınıfta İngilizce öğrenmeye başladım ve öğretmenlerimden biri düşüncelerimi ve hislerimi kağıda vermemi tavsiye etti. Böylece aile hikayemizi yazmaya başladım. 1994’ten beri yazmaya başladım. Bir gün büyükanneme ne yazdığımı gösterdiğimde, onun tavsiyesiyle bir kitap yazmayı düşünmeye başladım. Büyükanneme söz verdim ve sözümü yerine getirmeliydim. Ancak organize edilen bir soykırımdan bahsetmek benim görevim olduğunu düşünüyorum. Bu, Azerbaycan hükümeti tarafından organize edilen tüm insanlığa karşı işletilen bir suç. Önceden planlanmıs bir etnik imha programıydı. Azerbaycan’da  diktatör bir ailenin elleri kanla kaplı. İlham Aliyev, babası Haydar Aliyev gibi Soykırımın gerçeklerini gizlemekten ve Bakü’deki Ermeni mezarlığını tahrip etmekten suçlu.

Önceden planlanmış cinayetler, ölüm ve doğum belgelerinin tahrif edilmesi, mülklere el konulması, nüfusun sınır dışı edilmesi, yalnızca Ermenilere karşı değil, uluslararası hukukta tüm insanlığa karşı suçtur. Ermeni karşıtı propaganda yapmaya ve  Artsakh’a karşı nefret yaymaya devam ediyorlar. Aliev’in tüm ailesi yolsuzluk, gerçeklerin manipülasyonu ve yanlış tarih yazmaktan suçlu. Orada yolsuzluğa karşı konuşan, yazan ve sahte hikayelerine karşı çıkan herkes hapisleniyor. Kendi halkı onları ifade özgürlüğüne baskı yaptıkları için suçluyorlar. Bu aile imparatorluğunu yozlaşmış yetenekleriyle kurabildi.

Siz artık büyükannenizin ricasını yerine getirdiniz ve onun ve kendi hatıralarınızı kaleme aldınız. Neden “Liminal”? Kitabın adı neyi ifade ediyor?

Bu anı kitabı, benim 10-18 yaşlarımdaki günlük defterimi, ayrıca Bakü’deki hayatımızın, kaçışımızın, Ermenistan ve ABD’deki yaşamımızın anılarını içeriyor. Dediğim gibi büyükanneme bu kitabı yazacağıma söz vermiştim ve sözümün yerine getirilmesi benim için son derece önemliydi. Maalesef o artık hayatta değil, ancak ben, kitabı onun yardımıyla ve onun bilgileriyle, beraber yazdığımızı hissediyorum. Kitabın yazma sürecinde ailemin diğer üyeleri de bana büyük destek sağladı. Böylece üstesinden geldiğimiz gaddar zorlukları dile getirme fırsatını elde etmiş olduk.

Kitabı yazarken, kendi evini, kimliğini, tüm hayatını kaybederek göçmen haline düşme durumunu anlatabilen bir kelime bulmaya çalışıyordum. Bu duygusal – zihinsel durumu tarif etmek çok zordur: Amerikalı olmadan Amerika’ya gelmek, yavaş –yavaş bu yeni ülkenin bir parçası olmaya başlamak, her gün bu değişiklikleri hissetmek nasıl bir şey? Göçmenlerin psikolojisini, kimlik oluşumunun bu zor yolunu, geçmişin ve geleceğin birleişmesini bir kelimeyle nasıl ifade edebilirdim? İşte böyle “liminal” kelimesini buldum (“geçiş dönemi” anlamına geliyor).

Hayatımızda hep değişiklikler yaşanıyordu, hem de bizim irademizden bağımsız, bizim kontrolümüz dışında olan bir şekilde değişiyordu. Özellikle ABD’ye geldiğimizde bu toplumun düşüncelerini, kültürünü anlayamıyorduk. Geleceğimizden ne bekleyebileceğimizi anlayamıyorduk. Durum hep değişiyordu. Bu nedenle kitabima “Liminal” adını verdim: Bu psikolocik sarsıntıların, kimliğimizi nasıl değiştirdiğini ve bunun sonuncunda bizim ne hale geldiğimizi tarif eden bir göçmenin anı kitabı. Anılarımı kaleme aldığımda gençtim, 16-18 yaşlarındaydım, ancak aklım, bir göçmen çocuğu olarak ve Amerika’da büyüyen bir genç olarak kendi yaşam deneyimimi anlayabilecek bir kelime arıyordu hep. Bu yeni ülkede kim olduğumu anlamadan önce, kendi geçmişimi ve ailemin karşı karşıya kaldığı her şeyi araştırmam gerekiyordu. Düşünce ve duygularımı kaleme alırken kendimi daha özgür hissediyordum: bu da benim, zorlukları aşma yolumdu.

Çocuklarımın, hayat yolumuz hakkında gerçekleri bilmeleri, Amerika’ya nasıl geldiğimizi bilmeleri önemlidir. Böylece kendi Ermeni kökenlerinin farkında olarak yaşayacaklar.

-Kitabı Ermeniceye çevirerek onu Ermeni toplumuna sunmayı düşündünüz mü?

Cevap: Kitabımı Ermenice’ye ve Rusça’ya çevirmeyi çok arzu eden biriyle karşılaşmak, benim hayalimdir. Ben Yeğvard okulunda Ermenice öğrendim, ancak şuan Ermenice okuma yazmayı çok az biliyorum. kanaatimce kitabımın Ermenice’ye çevrilmesi, atalarımın hatırı için de önemlidir. Umarım böyle bir fırsatım olacak ve Ermenistan’da yaşayan  halkımıza da kitabımı sunacağım. Bir 86 yaşındaki Amerikalı savaş gazisinin, kitabımın 100 örneğini sipariş ederek ABD’deki okul, üniversite ve kütüphanelerine dağıttığında çok sevinmiştim. O adam, Bakü’de Ermenilerin başına gelenlerin toplum tarafından öğrenilmesini istiyordu.

1990 katliamı sırasında birçok ailenin, hemen hemen her şeylerini Bakü’de bırakarak, belgesiz, parasız oradan ayrıldığı biliniyor. Siz oldukça uzun zamandan ebri bu konuyla ilgileniyorsunuz. Azerbaycan’a karşı davalar açmak ve maddi ve manevi tazminatlar talep etmek için ne gibi adımlar atıldı? Binlerce Ermenilerin, Bakü’deki katliamdan kurtularak ABD’de yeni yuva kurdukları biliniyor. Diğer tanıklarla ilişkileriniz var mı? Beraber çalışmayı, ABD halkını ortak projelerle Bakü katliamı hakkında bilgilendirmeyi denediniz mi? 

İlk önce şunu vurhgulamak istiyorum ki, yapılan araştırmanın nihai hale getirilmesi benim için çok önemlidir. Ben 15 yıl boyunca bu kitap üzerinde çalıştım, ancak benim için en zor olan şey, geçmişin ve o psikolojik sarsıntıların yeniden yaşanmasıdır. Anılarım, jeopolitik konuları araştıran akademisyen ve tarihçilerle çalışarak, Soykırm araştırma projeleri kapsamında son halini buldu. Soykırımların, görgü tanıkların psikolojisine ve geleceklerine nasıl bir etki yaptığının anlaşılması çok önemli. Holokaust, Kamboçya’daki, Bosna’daki  ve diğer soykırımları ve bunların psikolojik etkilerini araştırdık.

Ailem Bakü katliamı sırasında her şeyini kaybetti. Hükümetin, İkinci Dünya Savaşı gazisi olarak dedem Sargis’e hediye ettiği ev dahil herşiyi. Ailemizin hayatında Bakü katliamı psikolojik ve duygusal sarsıntıların sebebi oldu. Mal mülkümüz, aile mirasımız, aile fotğraflarımız, aile tarihi belgeleri, herşeyimizi yok ettiler, elimizden aldılar. Bir toplumun yapabileceği en edepsiz, en utanç verici, en kriminal eylem ise, Bakü’deki Ermeni mezarlığının yok edilmesiydi. Bütün bunların suçlusu Azerbaycan’dır.

2005 yılında Yeğvart’a gittiğimde bu ziyaret, dünyay ailemin hikayesini anlatmam için bana ilham vermişti. İlk başta çok acı çekiyordum, sanki açık bir yaram vardı, ama şimdi yara yerine adaletin yerine getirilmesini sağlama arzum var. Teyzem Lola’nın ve diğer Ermenilerin gaddar ölümünün gerçek hikayesini herkese anlatmak istiyorum. Eğer uluslararası hukuk yardımıyla adaleti bulamazsak da, eminim ki  çağdaş topluma gerçekleri anlatmaya devam ettiğimizde adalet yine de adalet sağlanacak. Ermeni göçmenler olarak biz, şehit değil, geçmişimizi taşıyan savaşçılarız. Ben, Bakü’de insanlığa karşı işlenen suçlar hakkında uluslararası camiayı bilgilendirme işine hayatımı adadım.

Bu kitap aileme, Bakü’de aynı binada oturduğumuz ve kendileriyle iletişimimiz kopmuş olan eski arkadaşlarımızla yeniden bağlantı kurmaya yardım etti. Bugün sosyal medya yardımıyla kitap tüm dünyadaki insanlar için ulaşılabilirdir. Bunun dışında, Bakü katliamından kurtulan binlerce kişi dünyanın her köşesinden bana ulaşarak kendi hikayelerini, ailelerinin kaçışını anlatan gerçek olayları benim yardımıyla dünyaya anlatmak istiyor.

Avrupa İnsan Haklari Mahkemesi’nin yardımıyla dava yoluna gideceğim. Bu durumda, gelecek nesiller için bu adaletsizliğin ciddiyetini ve insanlığa karşı bu tür suşlar işleyenlere uluslararası hukuk normlarına uygun ceza verilmesinin gerekliliğini anlayan, deneyimli avukatlarla çalışmanın büyük önemi var.  Azerbaycan hükümeti, Azerbaycan sınırlarının dışında gerçeklerin yayılması için herhangi bir şekilde baskı yapamaz. Uluslararası camianın, 1990 katliamından haberi var, tarihsel arşivlerle bunlar kanıtlandı. Herkes gazetecilerin sunduğu, hatta Wikipedia’da mevcut olan görgü tanıklarının anıları yardımıyla konu hakkında bilgi edinebilir. Azerbaycan hükümetinin, uluslararası arenada sıfır itibarı var: bu ülke bir yolsuzluk bataklığıdır. Azerbaycan’ın sakinleri bile, kendi rüşvetçi yönetiminin esiri olduklarının farkındadır ve şuanda insan hakları ve şerefi için mücadele vermektedir.

Lia Babyan’ın “Liminal: bir göçmenin anıları” anı kitabını Amazon’dan satın alabilirsiniz

https://www.ermenihaber.am/tr/news/2019/02/07/Batık-çocukluk-Bakü/147510

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: