İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Papa Françesko Hazretleri ve El Ezher Şeyhi El -Tayyip’in imzaladığı DÜNYA BARIŞI VE BİRLİKTE YAŞAMAK İÇİN İNSAN KARDEŞLİĞİ BELGESİ

VATİKAN DEVLETİ
PAPA FRANCESKO HAZRETLERİNİN BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİNE HAVARİSEL YOLCULUĞU
(3-5 ŞUBAT 2019)

DÜNYA BARIŞI VE BİRLİKTE YAŞAMAK İÇİN İNSAN KARDEŞLİĞİ BELGESİ

GİRİŞ

İman, inanan kişiyi, sevmek ve desteklemek için karşısında bir kardeş görmeye yöneltir. Evreni, yaratıkları ve tüm insanları (merhameti gereğince eşit) yaratan Allah’a iman sayesinde, bir inanan; yaratılışı ve tüm evreni koruyarak; özellikle yoksullar ve muhtaç halde olanlar öncelikli olacak şekilde tüm insanları destekleyerek bu insanî kardeşliği ifade etmeye çağrılmıştır.

Bu insan aklını aşan değerden yola çıkarak, kardeşlik ve dostluk havası ile belirlenen çeşitli toplantılarda, bilimsel ve teknik gelişmeleri, şifa verme konusundaki ilerlemeyi, dijital çağı, kitle iletişim araçlarını dikkate alarak; diğer yandan dünyanın çeşitli bölgelerinde silahlanma yarışı, sosyal adaletsizlik, yozlaşma, eşitsizlik, ahlaki çöküş, terörizm, ayrımcılık, aşırılıklar ve pek çok diğer nedenin sonucu olarak acı çeken pek çok erkek ve kız kardeşimizi, yoksulluk ve çatışmaları düşünerek; günümüz dünyasının sevinçleri, üzüntüleri ve sorunlarını paylaştık.

Kardeşçe ve açıklıkla yapılan tartışmalardan ve tüm insanlığın parlak geleceğine duyulan derin ümidin ifade edildiği toplantılardan bu, “İnsanlığın Kardeşliği için Belge”yi ortaya koyma fikri ortaya çıktı.

Bu, iyi ve yürekten özlemlerin ortak bildirisi olarak hazırlanmış dürüst ve ciddi düşüncelerin yer aldığı; tüm insan soyunu kardeşler haline getirecek yüce ilahi lütfun farkındalığında karşılıklı saygı kültürünü geliştirmek için bir rehber olarak hizmet edebilmek üzere, Allah’a iman eden ve insan kardeşliğine inancı olan tüm insanları, birleşmeye ve birlikte çalışmaya davet eden bir belgedir.

BİLDİRİ

Tüm insan soyunu haklarında, yükümlülüklerinde ve saygınlıkta eşit yaratan ve onları kardeşler olarak birlikte yaşayıp yeryüzünde çoğalmaya ve iyilik, sevgi ve esenliği bildirmeye çağıran Allah’ın adına;

Allah’ın, kim bir kişiyi öldürürse bütün insanlığı öldürmüş gibi olur diyerek öldürmeyi yasakladığı ve kim bir kişiyi kurtarırsa tüm insanlığı kurtarmış gibi olur, dediği masum insan canı adına;

Allah’ın özellikle refah içinde ve servet sahibi olan herkesin ve hepimizin yardım etmesini buyurduğu, muhtaç durumda, dışlanmış ve ihtiyaç içindeki yoksullar adına;

Yetimler, dullar, mülteciler, evinden ve yurdundan sürgün edilmiş olanlar adına; Savaşların, zulüm ve adaletsizliğin kurbanı olanlar adına; hiçbir ayrım gözetmeksizin, korku içinde yaşayan, savaş esiri olan, dünyanın herhangi bir yerinde işkence gören zayıflar adına;

Yıkımın, afetlerin ve savaşın kurbanı olarak güvenliğini, barışı ve birlikte yaşama olanağını yitirmiş halkların adına;

Tüm insan soyunu kucaklayan, birleştiren ve onlara eşitlik veren “insan kardeşliği” adına;

Aşırılıkçı ve bölücü politikalarla ve denetimsiz kâr güden sistemlerle ya da insanların geleceğini ve eylemlerini yönlendiren nefret dolu ideolojik eğilimlerle bölünmüş bu kardeşliğin adına;

Allah’ın tüm insan soyunu özgür yarattığı ve bu armağanla ayrıcalıklı kıldığı özgürlüğün adına;

Refahın temeli ve imanın köşe taşı olan adalet ve merhamet adına;

Dünyanın her köşesinde bulunan iyi niyetli insanlar adına;

Allah’ın adına ve yukarıda belirtilenler adına; Doğu’daki ve Batı’daki Müslümanlar ile Al-Azhar al-Sharif ve Doğu’daki ve Batı’daki Katolikler ile Katolik Kilisesi, birlikte; diyalog kültürünü, yol olarak; karşılıklı işbirliğini, davranış kuralı olarak; karşılıklı anlayışı, yöntem ve kıstas (ölçüt) olarak benimsediklerini beyan ederler.

Allah’a ve sonunda O’nunla ve O’nun yargısı ile karşılaşacağına iman eden bizler, dinî ve ahlakî sorumluluğumuza dayanarak ve bu belge aracılığıyla, kendimizi; dünya liderlerini, uluslararası politikanın ve ekonominin mimarlarını, hoşgörü ve barış içinde birlikte yaşama kültürünü gayretle yaymaya; masumların kanını dökmeye dur demek, savaşlara, çatışmalara, çevresel yıkıma ve dünyanın halihazırda yaşamakta olduğu ahlakî ve kültürel çöküşe dur demek için bir an evvel müdahale etmeye çağırıyoruz.

Entelektüelleri, filozofları, dinî kişilikleri, sanatçıları medya çalışanlarını ve dünyanın her köşesindeki kültürlere ait kadın ve erkekleri barış, adalet, iyilik, güzellik ve insan kardeşliğinin değerlerini yeniden keşfetmeye ve herkesin kurtuluşu için bir çıpa olarak bu değerlerin önemini tasdik etmek ve her yerde teşvik etmek üzere birlikte yaşamaya çağırıyoruz.

Çağımızın gerçekliğini derinlemesine düşünerek, başarılarını takdir edip; acı, felaket ve afetlerinde destek olmak üzere hazırlanmış olan bu Bildiri; modern dünyanın krizlerinin en önemli nedenleri arasında, yüce ve üstün ilkeler yerine dünyasal ve maddi değerleri koyan, insan şahsını ilahlaştıran maddıyatçı felsefenin eşlik ettiği dinî değerlerden uzaklaşmış ve duyarsızlaşmış, insan bilincinin olduğuna inanmaktadır.

Modern uygarlığın, bilim, teknoloji, tıp, endüstri ve refah alanında özellikle gelişmiş ülkelerde attığı olumlu adımların bilincinde olarak bu tür değerli ve büyük tarihi ilerlemelerle birlikte uluslararası hareketleri etkileyen ve manevi değerleri ve sorumlulukları zayıflatan ahlakî bozulmanın da var olduğunu vurgulamak istiyoruz. Bütün bunlar, çoğu kişinin ya ateistçe, agnostik ya da dini aşırılık yanlısı bir girdaba ya da nihayetinde bağımlılık ve bireysel ya da toplu imha, öz-yıkımı teşvik eden kör ve fanatik aşırılıkçılığa düşmesine neden olan genel bir hayal kırıklığı, yalnızlık ve çaresizlik duygusuna katkıda bulunmaktadır.

Tarih, dünyada artan bu dini aşırılığın, milliyetçi aşırılığın ve tahammülsüzlüğün Doğu’da ya da Batı’da “parça parça üçüncü dünya savaşı”nın belirtisi olduğunu işaret etmektedir. Dünyanın çeşitli bölgelerinde ve pek çok trajik koşullar içinde bu belirtiler pek çok isimsiz kurban, dul ve yetimin içinde bulunduğu durumlarda acı dolu bir şekilde kendini göstermeye başlamıştır. Buna ek olarak başka bölgelerde de yeni çatışmaların sahnelenmeye hazırlandığını, gerilimin arttığını, ordu ve mühimmat hazırlıklarının sürdüğünü; tüm bunların belirsizlik, yanıltmaca ve gelecek korkusu ile küresel bağlamda gölgelendiğini ve dar görüşlü ekonomik çıkarlar tarafından kontrol edildiğini görüyoruz.

Aynı şekilde, dünyadaki halkların çoğunluğunun zararına, yalnızca zengin bir azınlığın yarar sağladığı büyük siyasi krizlerin, adaletsizlik ve doğal kaynakların eşit şekilde dağıtılmaması durumlarının, yoksul, güçsüz insanların artmasına yol açmış olduğunu ve yol açmaya devam ettiğini hatta ölümlere sebep olduğunu ileri sürüyoruz. Bu, çeşitli ülkelerin doğal kaynaklarına ve onların bir özelliği olan becerikli genç nüfusa rağmen mağdur oldukları yıkıcı krizlere yol açmaktadır. Yoksulluk ve açlık yüzünden heba olmuş milyonlarca çocuğun ölümüyle sonuçlanan bu tür krizler karşısında, uluslararası düzeyde yaşanan sessizlik, kabul edilemez.

Bu bağlamda, toplumun ve insanlığın temel çekirdeği olan ailenin, çocukları dünyaya getirme, büyütme, onları yetiştirme ve sağlam ahlaki eğitim ve evde güven ortamı sağlamak için ne kadar gerekli olduğu açıktır. Aile kurumuna saldırmak, saygısızlık etmek ya da önemli rolünden şüphe etmek, çağımızın en tehdit edici kötülüklerinden biridir.

Aynı zamanda dinî duyarlılığı uyandırmanın önemini ve bu duyarlılığı yeni nesillerin gönlünde, sağlıklı bir eğitime; ahlaki değerlere ve doğrudan dini öğretilere bağlı kalarak yeniden canlandırmanın önemini kabul ediyoruz. Bu yolla bireyci, bencil, çatışan ve aynı zamanda radikalizm ve kör aşırılıkçılığın tüm biçimleri ve ifadelerinde ortaya çıkan eğilimlerle yüzleşmek mümkün olabilir.

Dinlerin ilk ve en önemli amacı, Allah’a inanmak, O’nu onurlandırmak ve tüm insanları, bu evrenin onu yöneten bir Allah’a bağlı olduğuna inanmaya davet etmektir. O Yaratıcı’dır. Bizi ilahi bilgeliği ile şekillendiren ve korumamız için bize, yaşam armağanını veren O’dur. Bu yaşam armağanı, hiç kimsenin alma, tehdit etme veya kendi çıkarları için kullanma etme hakkına sahip olmadığı bir hediyedir. Aslında, herkes bu yaşam armağanını başından doğal sonuna kadar korumalıdır. Bu nedenle soykırım, terör eylemleri, zorla yerinden etme, insan kaçakçılığı, kürtaj ve ötanazi gibi hayati tehlike oluşturan tüm uygulamaları ve aynı şekilde, bu uygulamaları destekleyen politikaları kınıyoruz.

Üstelik, dinlerin; asla savaşı, nefret dolu tutumları, düşmanlığı ve aşırılığı, şiddeti ya da kan dökmeyi kışkırtmayacaklarını kesinlikle ilan ediyoruz. Bu trajik olaylar, dini öğretilerden sapmanın sonucudur. Bu savaşlar, dinlerin siyasal olarak yanlış yönlendirilmesinden ve tarih boyunca, insanların kalbindeki dini duyguların gücünden yararlanan dindar grupların yaptığı yorumlardan kaynaklanmaktadır. Bunun, gerçek din ile ilgisi yoktur. Bu, politik, ekonomik, dünyevi ve kısa vadeli hedeflere ulaşmak için yapılmaktadır. Bu nedenle, tüm ilgilileri, nefret, şiddet, aşırılıkçılık ve kör fanatizmi kışkırtmak için dini kullanmaktan vaz geçmeye ve cinayet, sürgün, terör ve baskı eylemlerini haklı çıkarmak için Allah’ın adını kullanmaktan kaçınmaya çağırıyoruz. Bunu, insanları; öldürülmek, birbirleriyle savaşmak, hayatlarında ve içinde bulundukları koşullarda işkenceye maruz kalmak veya küçük düşürülmek için yaratmamış olan Allah’a ortak inancımıza dayanarak talep ediyoruz. Her Şeye Kadir Allah, kimsenin savunmasına ihtiyaç duymaz ve adının, insanları korkutmak için kullanılmasını istemez.

Bu Belge, dünya barışının inşasında dinlerin rolünün önemini vurgulayan önceki Uluslararası Belgelere uygun olarak, aşağıda belirtilen hususları desteklemektedir:

– Dinlerin gerçek öğretilerine olan sağlam inanç, bizi barış değerlerinde temellenmeye; karşılıklı anlayış, insan kardeşliği ve ahenkle bir arada yaşamak için gerekli değerleri savunmaya; bilgeliği, adaleti ve sevgiyi yeniden kurmaya; ve gençler arasındaki dini farkındalığı yeniden uyandırmaya, böylece gelecek nesilleri materyalist düşünce hakimiyetinden ve kanunun gücüne değil, güçlünün kanununa dayanan gem vurulmamış açgözlülük ve kayıtsızlığın tehlikeli politikalarından korumaya davet eder.

– Özgürlük her insanın hakkıdır: her birey inanç, düşünce, ifade ve eylem özgürlüğüne sahiptir. Çoğulculuk ve dinlerin çeşitliliği, renk, cinsiyet, ırk ve dil, Allah’ın insanoğlunu yarattığı bilgeliği sayesinde, Takdir-i İlahi’ye göredir. Bu ilahi bilgelik, inanç özgürlüğü hakkının ve farklı olma özgürlüğünün kendisinden çıktığı kaynaktır. Bu nedenle, bir başkasına, kabul etmediği kültürel bir yaşam biçiminin dayatılması kabul edilemez olduğu gibi, insanların belli bir din veya kültüre bağlı olmak zorunda kalması da reddedilmelidir;

– Merhamete dayalı adalet, her insanın hakkı olan onurlu bir yaşama ulaşmak için izlenmesi gereken yoldur;

– Diyalog, anlayış ve hoşgörü kültürünün yaygın bir şekilde tanıtılması, başkalarını kabul etmenin ve birlikte yaşamanın yaygınlaştırılması; insanlığın büyük bir bölümünün geri kalmasına yol açan birçok ekonomik, sosyal, politik ve çevresel sorunların azaltılmasında önemli katkı sağlayacaktır;

– İnananlar arasında diyalog; ruhsal, insani ve ortak sosyal değerlerin geniş paydasında bir araya gelmek ve buradan dinlerin hedeflediği en yüksek ahlaki erdemleri aktarmak anlamına gelir. Aynı zamanda sonuç vermeyen tartışmalardan kaçınılması da demektir;

– İbadet yerlerinin korunması – sinagoglar, kiliseler ve camiler – dinler, insani değerler, yasalar ve uluslararası anlaşmalarla garanti altına alınmış bir görevdir. İbadet yerlerine saldırmak veya onları şiddetli saldırı, bombalama veya imha ile tehdit etmek için yapılan her girişim, dinlerin öğretilerinden sapmaktır ve uluslararası hukuka açık bir şekilde aykırıdır;

– Terörizm korkunçtur ve gerek Doğu gerek Batı’da, gerek Kuzey’de gerek Güney’de, insanların güvenliğini tehdit eder, panik, terör ve karamsarlığı yayar; ancak teröristler, dinî gerekçeler gösterse bile terör dinle ilgili değildir. Daha çok, dinî metinlerin yanlış yorumlanması ve açlık, yoksulluk, adaletsizlik, baskı ve gururla ilgili politikaların bir araya gelmesinden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle malî olarak, silah ve strateji sağlayarak bile bu hareketlere yardım etmekten ve bunları iletişim araçlarını da kullanarak haklı çıkarma girişimlerini desteklemekten vazgeçmek, son derece gereklidir. Bütün bunlar, güvenliği ve dünya barışını tehdit eden, uluslararası suçlar olarak görülmelidir. Bu tür terörizm her türlü şekil ve ifadeyle kınanmalıdır;

– Vatandaşlık kavramı, hakların ve görevlerin eşit olması, herkese adaletle davranılma ilkesine dayanır. Bu nedenle dışlanma ve aşağılanma duygularına neden olan azınlıklara yönelik ayrımcı ifadelerin kullanılmasının reddi ve toplumlarımızda tam vatandaşlık kavramının kurulması yaşamsal önem taşımaktadır. Bunların doğru yapılmaması düşmanlık ve uyumsuzluğun yollarını döşer; her tür başarıyı yok eder ve kendilerine ayrımcılık yapılan bazı vatandaşların dinî ve sivil haklarını ortadan kaldırır;

– Doğu ve Batı arasındaki iyi ilişkiler, her iki taraf için de tartışmasız bir şekilde gereklidir. İhmal edilmemelidir, böylece her biri, üretken bir alışveriş ve diyalog yoluyla, diğerinin kültürü sayesinde zenginleşebilir. Batı, maddiyatçılığın yükselişiyle ortaya çıkan manevi ve dini sorunlar için Doğu’da deva bulabilir. Doğu da, zayıflık, bölünme, çatışma ile bilimsel, teknik ve kültürel açıdan gerileme gibi sorunlardan kurtulmak için Batı’da çözümler bulabilir. Doğu’nun karakterini, kültürünü ve medeniyetini şekillendiren hayati bileşenlerden; dinî, kültürel ve tarihi farklılıklara dikkat etmek önemlidir. Aynı şekilde, Doğu ve Batı’nın tüm erkekleri ve kadınları için, çifte standart siyasetinden kaçınarak onurlu bir yaşam sürdürmelerine yardımcı olmak üzere temel insan haklarının bağını güçlendirmek de önemlidir;

– Kadınların eğitim ve istihdam haklarını, kendi siyasi haklarını kullanma özgürlüğünü tanımak, çok önemli bir gerekliliktir. Ayrıca, kadınları iman ve haysiyet ilkelerine aykırı olan tarihi ve sosyal koşullardan kurtarmaya yönelik çaba gösterilmelidir. Kadınları cinsel sömürüden ve ticari mal ya da zevk veya kazanç nesnesi olarak kullanılmaktan da korumak gereklidir. Buna göre, kadınların saygınlığını yadsıyan tüm insanlık dışı ve kaba uygulamalara son verilmesi gerekmektedir. Kadınların haklarından tam anlamıyla faydalanmasını önleyen yasaları değiştirmek için çaba sarf edilmelidir;

– Çocukların aile ortamında büyümesi, beslenme, eğitim ve destek alması gibi temel haklarının korunması, ailenin ve toplumun görevidir. Bu tür görevler, dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir çocukta göz ardı edilmemek veya reddedilmemek üzere, güvence altına alınmalı ve korunmalıdır. Çocukların itibarını ve haklarını ihlal eden tüm uygulamalar kınanmalıdır. Özellikle dijital dünyada maruz kaldıkları tehlikelere karşı uyanık olmak ve onların masumiyetini ve gençliklerini çalan her tutumu suç olarak kabul etmek de aynı derecede önemlidir;

– Yaşlıların, zayıfların, engellilerin ve ezilenlerin haklarının korunması, katı mevzuatla ve ilgili uluslararası anlaşmaların uygulanmasıyla güvence altına alınması ve savunulması gereken dini ve sosyal bir zorunluluktur.

Bu amaçla, karşılıklı işbirliği yaparak, Katolik Kilisesi ve El Ezher, bu Belge’yi yetkililere, etkili liderlere, dünyanın dört bir yanındaki dinlerin mensuplarına, uygun bölgesel ve uluslararası kuruluşlara, sivil toplum içindeki kuruluşlara, dini kurumlara ve önde gelen düşünürlere duyurmakta ve taahhüt etmektedir. Taraflar, ayrıca, bu Tebliğ’de yer alan ilkeleri, politikalar, kararlar, yasal metinler, çalışma faaliyetleri ve dolaşıma sokulacak uygulamalar için tercüme edilmesi talebi ile tüm bölgesel ve uluslararası seviyelerde bildirmeyi taahhüt etmektedirler.

El Ezher ve Katolik Kilisesi, bu Belge’nin, başkalarına barış ve iyilik götürmek ve zulüm görenleri ve en zor durumdaki kardeşlerimizi savunmak için yeni nesilleri yetiştirmeye yardımcı olması amacıyla tüm okullar, üniversiteler ve eğitim kurumlarında araştırma ve düşünme konusu olmasını istemektedir.

Sonuç olarak, arzumuz şudur:

Bu Tebliğ, tüm inananlar arasında, gerçekten inananlar ve inanmayanlar arasında ve tüm iyi niyetli insanlar arasında uzlaşma ve kardeşlik için bir davet oluştursun;

Bu Tebliğ, acımasız şiddeti ve kör aşırılıkçılığı reddeden her dürüst vicdanın çağrısı; dinler tarafından teşvik edilen ve cesaretlendirilen hoşgörü ve kardeşlik değerlerine önem verenler için bir çağrı olsun;

Bu Tebliğ, bölünmüş kalpleri birleştiren ve insan ruhunu yükselten Allah’a imanın büyüklüğüne bir tanık olsun;

Bu Tebliğ, Doğu ile Batı arasında, Kuzey ile Güney arasında ve Allah’ın bizi birbirimizi anlamak, birbirleriyle işbirliği yapmak ve birbirlerini seven kardeşler olarak yaşamak için yarattığına inanan herkes arasındaki yakınlığın bir işareti olsun.

Bu, bizim herkesin yaşayabileceği evrensel barışı bulmaya yardım ederek başarmayı ümit ettiğimiz arayışımızdır.

Abu Dhabi, 4 Şubat 2019
Papa Françesko Hazretleri El Ezher Başimamı Ahmad Al-Tayyeb

Kaynak: Türkiye Katolik Ruhani Reisler Kurulu (C.E.T.) Genel Sekreterliği 

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: