İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Kış Kars’a çok yakışıyor

BÜLENT CANKURT

Son yıllarda çok moda olan Doğu Ekspresi treniyle Kars’a gidip şehri keşfetme deneyimini sonunda ben de yaşadım. Tren yolculuğu için güzel şeyler söyleyemeyeceğim ama Kars’a şimdiye kadar gitmediğim için kendime çok kızdım

Neredeyse bir yıldır arkadaşlarla Doğu Ekspresi ile Kars’a gidebilmek için can atıyorduk. Ancak sosyal medyanın bu kadar yanıltıcı olabileceğini düşünmemiştim doğrusu! Tam 30 saatlik tren yolculuğundan (Bu süre bizim şansızlığımız tabii, ama 25 saatten az sürmüyormuş!) sonra Kars’a ayak bastığımda neredeyse toprağı öpecektim. Bizim için kabusa dönen bu tren yolculuğunu ille de deneyimlemek istiyorsanız, Erzincan (8 saat sürüyor) ya da Erzurum’dan (4 saat sürüyor) trene binmenizi tavsiye ederim. Bu arada baştaki girizgah sakın Kars seyahati planlarınızı değiştirtmesin, Kars’a gitmek için gerçekten onlarca neden var. Kars; kesinlikle benim gibi her görenin bir kez daha gitmek isteyeceği kadar güzel bir şehir…

DÜNYA MİRASI LİSTESİNDE
Kars’ta ilk olarak Ani’ye gittik. Yüzyıllardır birçok uygarlığa ev sahipliği yapan ve birçok savaşa tanıklık eden Ani çok etkileyici bir yer. 1001 Kilise Şehri olarak da anılan Ani, Kars’a 42 kilometre uzaklıkta. UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alan Ani Harabeleri’nin, şimdilerde kalıcı listeye girebilmesi için uğraş veriliyor. Sayısız depreme ve savaşa tanıklık eden tarihi kent, 2011’den beri kazı ve restorasyon çalışmaları ile ayağa kaldırılıyor. Tarihi İpek Yolu üzerinde 10. yüzyılda Ermeniler tarafından kurulan Ani, Anadolu’nun en zengin ve en etkileyici kenti olarak tarihe geçmiş. Ermenistan ile Türkiye arasında doğal bir sınır görevi gören Arpaçay’ın kıyısındaki Ani’ye en az dört-beş saat ayırın.


Eğer saat yönünde Ani’yi dolaşırsanız, önce Aziz Patrik Kilisesi’ni göreceksiniz. Sonrasında Arpaçay’a inen kayalıkların eteğinde Surp Kirkor Kilisesi veya diğer adlarıyla Aziz Krikor veya Krikor Kilisesi sizi karşılayacak. Boz, kahve ve kızıl taşlarla yapılmış, güney nişleri ve kapısı yıkık kilisenin merdivenleri göz korkutsa da, içindeki muhteşem fresk süslemeleri görmek için inip çıkmaya değer. Ünlü Ermeni mimar Trdat Mendet tarafından, Yunan haçı planında inşa edilen Ani Katedrali’nin yanı sıra Anadolu’daki ilk Türk camii olarak kabul edilen şehrin doğu ucundaki Ebul Manucehr Camisi de muhteşem. Caminin penceresinden Arpaçay manzaralı harika fotoğraflar çekebilirsiniz. Ani’nin ayakta kalan tek manastırı olan, 1215 tarihli Bakireler Manastırı ile birlikte, şehre girdiğiniz Aslanlı Kapı’ya ulaşana kadar görebileceğiz daha pek çok harika yapı var. Bu arada kapının dışındaki Ocaklı Köyü’nün çocuklarının sattığı yün örgü işlerinden almayı da ihmal etmeyin.

AKŞAMLARI NE YAPMALI?
Şehir merkezinde, Kars mutfağından lezzetlerin sunulduğu restoranlar, otantik eğlence sunan mekanlar, yöresel ürünler alabileceğiniz tarihi çarşının sizi beklediğini belirtmeliyim. İki akşam geçirdiğimiz Kars’ta size iki güzel adres tavsiye edeceğim. Biri Pushkin Restaurant, diğeri de Han-ı Hanedan. Muhakkak daha farklı güzel adresler de vardır ama deneyimlediğimiz ve memnun kaldığımız için bu ikisini sizinle paylaşmak istedim. Pushkin’de üç farklı seçenekli yerel çorbadan birini seçip, o meşhur ve kıvamında pişirilmiş Kars kazının tadına bakabilirsiniz. Yemeklerinizi afiyetle midenize indirdikten sonra harika bir Kafkas gösterisi sizi bekliyor. Han-ı Hanedan’ın ise yemekleri çok lezzetliydi ve personelinin ilgisi ve kibarlığı da harikaydı. Canlı müziğin olduğu mekanda, ilk kez izlediğim aşık atışması ise çok ama çok güzeldi.


RUSLARIN İZLERİ HER YERDE
Üçüncü günümüzde, saat 15.00’teki uçağımıza kadar Kars’ın içini gezdik. Kars’a, burada sadece 40 yıl yaşamış olan Rusların etkisi büyük olmuş. Ruslar, bundan yüz yıl öncesinin şehir planlamasıyla, şimdi bile oldukça modern sayılabilecek düzenli bir kent yaratmışlar. Geniş caddeler, halen birçoğu aktif olarak kullanılan muazzam güzellikte ve çok sayıda taş binalar inşa etmişler. Bugün Güzel Sanatlar Fakültesi olarak kullanılan Çar Nikola’nın eski av köşkü, Ebu’l Hasan Harakani türbesi ve camii, Kümbet Cami’ne çevrilen Havariler Kilisesi, Puşkin’in defalarca gidip yıkandığı hamam ve 1719 yılında yapılan Taş Köprü görebildiğimiz harika yapılardan bazıları. Kars’ta şehir dokusunu hissetmek için en iyi noktalardan biri Kars Kalesi. Kars şehir merkezine kuş bakışı bakmak için tercih edilen kale, 1153 yılında inşa edilmiş. Üç kapısı olan kalede bulunan kafede oturup şehri seyretmenin keyfini çıkarın.

ESKİMOLAR GİBİ BALIK TUTTUK
Bir sonraki günkü durağımız Ardahan’daki Çıldır Gölü’ydü. Deniz seviyesinden 1950 metre yükseklikteki, kışın 123 kilometrekarelik alanı tamamen buz tutan Çıldır Gölü’ne Kars’tan yaklaşık bir saatlik bir yolculukla ulaştık. Çıldır’da sizi, başka bir yerde deneyimleyemeyeceğiniz birçok aktivite bekliyor. Biz Çıldır çevresinde yer alan 30 köyden biri olan Akçakale Köyü’ne gittik. Köyde önce bir şeyler atıştırmak için Adabalık Lokantası’na gittik. İyi ki de bu lokantaya gitmişiz. Çünkü Turan ve Çınar Kılıç çiftinin çocuklarıyla birlikte işlettiği lokanta bize ev sıcaklığını hissettirdi. Ayrıca sadece karnımızı doyurmakla kalmadılar, gölde yapılabilecek her şey için de rehberlik ettiler. Önce bize donmuş gölün üzerinde atlı kızak yaptırdılar ki çok güzeldi, bence mutlaka denenmeli. Ben cesaret edemedim ama bizim gruptan cesaretliler buzun üzerinde otomobille de gezdi. Doğrusu koca bir gölün tamamen buz tutması ve üzerinde atlı kızakla hatta otomobille gezmek hem zevkli hem de ürkütücü. Hoş, bugüne kadar buz kırılıp içine düşen olmamış. Kızak keyfinden sonra lokantada biraz ısınıp ardından donmuş gölde Eskimolar gibi balık tuttuk. Buzda açılan bir delikten sarı balık avladık; doğrusu grubun en şanslılarındandım biriydim. Her çekişimde ağıma bir balık takıldı. Sonra da Çınar Hanım bize o balıkları lokantada kendi eliyle pişirip servis etti. Çıldır Gölü’nde kızak yapıp, balık tutup, yürüyüp bol bol fotoğraf çektikten sonra Kılıç çiftine teşekkür edip çok güzel anılarla Çıldır Gölü’nden ayrıldık.

KÖYLÜLER FRANSIZCA BİLİYOR
Kars’a 57 kilometre uzaklıktaki Boğatepe, Kars’ın en zengin köylerinden biri. Köyün özelliği, meşhur Kars gravyerinin doğduğu köy olması. Boğatepe’ye gittiğimizde Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği’nin eş başkanı olan Zümran Ömür ile tanışma fırsatı da yakaladık. Zümran Hanım bize Türkiye’nin ilk ve tek peynir müzesini gezdirdi. Zümran Hanım, dernek üyesi 30 kadınla birlikte burada adeta mucize yaratmış. Örneğin köyün kadınları, köye eko-turizm amaçlı gelen Fransızlarla anlaşabilmek için Fransızca bile öğrenmiş. Bu arada köyün yedi mandırasının hiç durmadan gravyer ürettiğini; New York’tan Hong Kong’a kadar birçok yerden sipariş aldığı bilgisini de ekleyeyim. Köyün kadınları, evlerini köye gelen misafirlere açarak, organik köy kahvaltısı ikram edip aile bütçelerine de destek sağlıyor. Biz de Eylem Hanım’ın evine misafir olup muhteşem bir kahvaltı yaptık. Ketesinden 4 çeşit peynire, reçellere, kaymak ve tereyağına doyduk.

https://www.sabah.com.tr/yazarlar/cankurt/2019/02/03/kis-karsa-cok-yakisiyor

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: