İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Bir başka sürgünün öyküsü

RAGIP ZARAKOLU

Vercihan Ziflioğlu’nun matbaadan çıkmasını heyecanla beklediğim yeni çıkan kitabı ‘Asırlık Sürgün/Beni Unutma Rusyam’, beni alıp 60’lı yılların sonuna götürdü.

Vercihan Ziflioğlu, ta Marmara’dan Agos’un ilk günlerinden bu yana gelişimine tanıklık ettiğim, başarılı, bir gazeteci. İyi bir ozan olmasının yanında, kitapları da peş peşe yayınlanmaya başladı. Keşke, Turkish Daily News’de, Radikal’de yayınlanan röportajlarını da kitaplaştırsa.

Bunlar arasında geçen yıl ocak ayında yaşamını yitiren Sarkis Hastpanyan, Erivan’da hapiste iken, onunla yapmayı başardığı röportajı da bunlar arasında saymalıyım.

Vercihan Ziflioğlu, İsveç’te Anna Lindh ödülü dahil, birçok uluslararası ödül de aldı. Anna Lindh’e Olaf Palme’nin boşluğunu dolduracak gözüye bakılıyordu. Ama ne tesadüf o da bir suikaste kurban gitti.

Rusya’da, Orta ve Doğu Avrupa’daki her savaş, her devrimci altüstlük İstanbul’a yansır. İsveç bir zamanlar Finlandiya’yı, Baltık denizi kıyılarını kaplayan büyük bir krallıktı. 17. yüzyılda 30 Yıl Savaşları’nın aktörlerinden biri idi. Almanya’da da Bremen gibi kontrolünde olan kentler, bölgeler de vardı.

18. yüzyılda Polonya krallığının çöküşü ile İsveç ile Rusya arasında paylaşım savaşları da yaşandı. 12. Karl, Ukrayna topraklarına kadar uzandı. Ama sonunda Osmanlı topraklarına sığınma durumunda kalacaktı.

1848 Devrimi’ninden sonra, Macar ve Polonyalıların akını başlayacaktı İstanbul’a.

1917 Bolşevik Devrimi ve Beyazlarla Kızılların yaklaşık 5 yıl süren iç savaşı sırasında ve sonrasında ise İstanbul’da en büyük mülteci akını yaşanacaktı. Buna benzer başka bir kitlesel akına 1989 sonrası Sovyetler Birliği’nin çöküşü ile tanık olunacaktı.

Ziflioğlu’nun İletişim yayınlarından 2015 yılında çıkan “Araftaki Ermenilerin Hikâyesi / Ne Hz. İsa’ya Ne Hz. Muhammed’e” adlı, son yıllarda popülerleşen Müslümanlaştırılmış Ermenileri konu alan kitabı, hak ettiği ilgiyi yakaladı.

Ziflioğlu şimdi de, 1917 Ekim Devrimi sonrası yaşanan iç savaştan sonra İstanbul’a gelen Beyaz Rusların tanıklıklarını başarıyla aktarıyor. Bize Rus Devriminin hikayeleri hayli yansıdı, ama İstanbul’a gelen Rusya’nın elit kesimlerinin hikayesi pek anlatılmadı. Jack Deleon’un “Beyoğlunda Beyaz Ruslar” ve son yıllarda yayınlanan birkaç araştırma dışında.

Oysa bu akın İstanbul’daki yaşamı fazlasıyla modernleştirmiş, bir anlamda İstanbul’u dünyanın sayılı metropollerinden birine dönüştürmüştü. Pilaj yaşamından, müzikallere, cafelerden, restoranlara, mesire yerlerine… Hey gidi Beyoğlu’ndaki efsanevi Rejans… Yeni Cumhuriyetin eliti burada adap edindi. Ya da Gümüşsuyu’ndaki Rus Lokantası… Beyaz Rusların kulüpleri yanında Karaköy’de 3 de kilisesi vardı. Yakın zamana kadar açık olan.

Gelenlerin bir bölümü burada kalıcılaştı, kök saldı. Ziflioğlu bunların dramatik öyküsünü başarıyla anlatıyor. Aile, sosyal yaşam albümleri ile…

Arnavutköy’de eski ahşap konaklarını terk edip bir daireye geçen Osmanlı bürokrasisinde yer alan Ermeni ailelerden gelen İraid Samyel (zaten kendisi de Teknik Üniversite’den emekli olmuştu), evi terketmeden önce bana babasının sandığından çıkan bir tomar Ruble vermişti. Don Kazakları Atamanı’nın resmi vardı bu rublelerin üstünde. Hiçbir değeri olmayan iç savaş dönemi enflasyon banknotlarından… Sandıkta bir de 1916 yılında Fransızca basılmış, Osmanlı Hükümeti’nin yayınladığı bir broşür; tehcirden dolayı Ermeni devrimcilerini sorumlu tutan.

Ziflioğlu, daha matbaadan çıkmasını heyecanla beklediğim yeni çıkan kitabı “Asırlık Sürgün/Beni Unutma Rusyam” (Kuzey Işığı Yayınları Ocak 2019), beni alıp 60’lı yılların sonuna götürdü. Çevirmen Güneş Bozkaya’yı hatırladım. Kollantay diye çağırırdık onu. O da Beyaz Rus ailelerinden birinin kızı idi. ANT yayınlarında, 1927 baskısı Şnurov’un Kemalistlerin uygulamalarını eleştiren kitabını onun sayesinde edinip, onun tercümesi yayınlayacaktık. Çernişiyevski’nin “Ne Yapmalı”sını da onun sayesinde okuyacaktık. Ve daha birçok tercümesi Yar yayınlarından çıkan. Kızları da onun çevirmenlik misyonunu sürdürecekti.

Daha niceleri 17 Devrimi dalgası sonucu, dünyanın her yanına, Çinlere kadar savruldular. Bunlardan biri olan arkadaşım Pekin doğumlu Nail Satlıgan’ın babası Kazan’dan Çin’e gitmiş, Çin Devrimi sonrası da Türkiye’ye gelme durumunda kalmışlardı. 1971 darbesi sonrası birlikte tutuklanıp Davutpaşa Kışlası’nda kalacaktık. Erken kaybettiğimiz Nail, Mark’ın “Kapital’inin en titiz ve en sağlam tercümesini yapacaktı.

Hayatta olsa, Ziflioğlu’nun onların tanıklıklarını da başarı ile anlatacağına inanıyorum. Ziflioğlu, bu kitap için Rusya’ya da gidip iz sürdü, birçok özel arşiv belge ve fotoğraflarına da ulaştı.

Ziflioğlu’nun tanıklarından biri 100 yaşında. “Kahramanımız tüm bu süreç içinde karşılaştıklarını duru bir hafızayla anlatıyor. Kontes Tolstoy’dan, Mao Rejimi’nden, Atatürk’e, Halide Edip Adıvar’a ve TC’nin ilk kuruluş yıllarına dair birinci elden tanıklıkları var.”

Tanıklardan biri aynı zamanda Deniz Gezmiş’in arkadaşı… Neler geliyor başına… Kitapta Kars da var. Kars’taki son Rus aile 1995 yılında tarihî şehirden çıkmış. Kars’ın süreç içinde değişen yüzünü de bu kitapta görebiliyorsunuz.

https://www.artigercek.com/yazarlar/ragipzarakolu/bir-baska-surgunun-oykusu?fbclid=IwAR3vq2o-8t9B1F5IUj9vcPwfM62D9avPKMTj8NO9eoMXywJnkbqsXjLEprI


İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: