İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Türkiye’nin beyin göçüne ‘6 okka’ yaklaşımı

Alin Ozinian / Ahwal News

AKP Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mehmet Özhaseki “Hainlik edenlerin çoğu üniversite mezunu. İmam Hatip gençliğinin devletiyle problemi yok” demiş.

Doğru.

Ahmet Hakan, bunun en aktüel ve en çarpıcı örneği.

Hakan yazıyor, durmadan yazıyor, her gün yazıyor. Dürüst, sözünü esirgemeyen bir gazeteci edası ile dengeleri gözeterek yazıyor.

Türkiye’de yokmuş gibi yapılabilir ama hakikat ve ahlak denen şeyler var.

Gazeteciler korkutulsa, sokak ortasında dövülse, işten atılsa, bir gün vezir bir gün rezil edilse ve bu yüzden gerçekler yokmuş gibi davranmak zorunda kalsalar da, değişen bir şey yok.

Hakikat ve ahlak var, her şeye rağmen var.

Hali hazırdaki iktidarın bir yönetim ve yaşam tarzı haline getirdiği sistem; dünyadan kopuş, adaletsizlik, ayrımcılık, zülüm, yolsuzluk, eğitimsizlik ve cahilliğin yüceltilmesi, belirli bir süre sonra sona erdiğinde yaratmış olduğu bu “medyamsı” yapı da yok olacak.

Dolayısı ile Ahmet Hakan’ın “Türkiye’den göç edenleri çok utandıracak ve bulundukları ülkeyi hemen terk etmelerine ikna edecek, edemez ise bile bu insanları aynaya baktıklarında kendilerinden nefret etmek zorunda bırakacak” son yazısı dönemin basın durumunun tahlili için başarılı bir emsal olacak.

“Türkiye’den Kaçanlara”! altı okka laf etmiş Hakan.

Neden altı, neden okka, çünkü çok şakacı kendisi. Seviyor böyle laf oyunlarını.

“Yahu siz ortada savaş mavaş yokken bile ülkenizi terk edip kaçıveriyorsanız… Vatan müdafaası söz konusu olsaydı… Ne yapacaktınız acep?” demiş.

Öncelikle, başka bir ülkeye gitmek, orada yaşama kararı vermek ve kaçmak arasında büyük fark var. Nitekim, kaçmak zorunda kalanların bile neden kaçtıklarına bir bakmak gerekiyor.

Ne ile suçlandıkları belli olmayan bu insanlar vatanlarından değil, kendilerini yok etmeyi borç bilmiş, ant içmiş bir rejimin elinden canlarını, özgürlüklerini kurtarmak için kaçıyorlar.

Hoş suç teşkil etmeyen şeyler de artık suç. Bu iddiayı kabul etmemek, “Hayır, bu suç değil” demek de suç. Ses kesmeye çalışan bir rejimden, sakat bir adalet sisteminden, keyfi yargılamalardan, tüm detaylarına hala vakıf olmadığımız tuhaf bir tutukluluk sürecinden kaçıyorlar.

Hakan’ın bahsettiği bu bitmeyen “Vatanı müdafaa mecburiyeti vazifesi” sınavı nedir, onu da anlamak zor.

Bir kere, “kaçanları” kalanların gözünde vatan haini yani iç düşman yapmaya çalışıyorlar. Bu bahsi geçen müdafaa kime karşı yapılacak? İç düşmana yönelikse, zaten suçladığınız insanlar taraf, savaşı onlara açıyorsunuz.

Yok dışarıya ise “dış düşmanla savaşırken, iç düşmana güvenilmez” diyor devlet geleneği.

Yani her şeyde olduğu gibi burada da bir mantık hatası var…

Kaldı ki, öyle bir durumda, kalanların vatanı nasıl müdafaa edecekleri de belli değil.

Bir ülkeyi sevmenin, o ülkenin gücünü siyasi, ekonomi, demokrasi üzerine kurulması için harcanması olduğundan, ülkeler için ölmenin değil yaşamın yüceltilmesinden hiç bahsedilmemeli, şu an ortam hiç müsait değil bu “derinlikteki” mevzulara…

“Oh be kurtulduk!” diyerek kaçmak ile “Geride kalanların canı cehenneme!” demek arasında soğan zarı kadar fark vardır… Farkında mısınız?” demiş.

İnsanların neden kaçtığının farkında olmadığından neden kurtulduklarını da idrak edememiş Hakan..

Dolayısı ile uygar bir ülkede yaşamanın rahatlığını ve “oh demenin” haklılığını da anlayamıyor.

Anlamak istemiyor.

İnsanlar ülkelerinden, vatanlarından, hemşerilerinden değil “düzenden” kaçıyorlar. Dolayısı ile hepsinin akılında bir gün geri dönmek var.

“Burası fena bozdu” diye kaçıyorsunuz ama sığınmak için can attığınız en birinci liman “Deli Trump”ın ülkesi… Ne iş yahu ne iş?” demiş.

Nasıl bir liman analizi, sıralaması yaptı Hakan anlamak zor, ama ilk liman “Deli Trump’ın ülkesi” dediği yerde, anayasa ve kanunlar hala gayet güzel işliyor. Ayrıca delileri yarıştırmaya kalkarsanız zararlı çıkarsınız, o hataya sakın düşmeyin.

“Hey kaçanlar! Aranızda Suriyelilere “Vatanınızı savunmak yerine niye kaçtınız lan fistanlılar!” diye giydiren var mı? Doğru söyleyin!” demiş.

“Gidenler vatan haini” demek istiyor başından beri, bu soruda sonunda bu cılız tezi ise Suriyeli konusu ile beslemiş. Aklı sıra “beyazları” hedefe almış, onlara giydirmiş. “Fistanlılar” falan diyerek, gidenlere bir “Mine Kırıkkanat maskesi” takmaya çalışmış.

Tüm bunları yaparken AKP’nin Suriye siyasetine de göz kırpmış.

Tipik bir “daha da düşmanlaştırma sanatı”. Hep daha “kötüsünü” tasvir etmek lazım. Kürt yeterince kötü durmayınca, “zaten bunların topu Ermeni” denmesi gibi…

Ama hemen sonraki sorusunda Atatürkçülük de yapıp, “Ne şiş yansın, ne kebap” kadim stratejisini devam ettirmiş.

Müthiş adam Ahmet Hakan, boş yapıyor, kıvırıyor sanıyorsunuz ama her atışı dolu. Tam bir “dönem Gazetecisi” gibi hayatta kalmaya, tutunmaya çalışıyor. Kolay iş değil, az insan becerebilir.

“Kalıp mücadele etmeyi denemek yerine kaçıp kurtulmayı seçmek, Atatürk’ün kesip attığı tırnak bile olamamaktır… Tamam mı ha tamam mı?” demiş.

Hah! Adamımız hem mücadeleyi hem de Atatürk’ü seviyor, sadece CEHAPE zihniyetine karşı.

O konu da perçinlensin, ayrıca “Gidenler büyük kısmı Kemalistler, rahat içemiyorlar ondan…” algısı oluşturulsun.

Böylece farklı demokratikleşme hareketi içinde olanların bir kısmına terörist bir kısmına Kemalist denir, gidenlerin gerçekten mücadele peşinde olanlar olduğu gerçeği de sulandırılır. arada Atatürk de sahiplenilir, konu da burada kapanır.

Kalıp mücadele etmek teknikleri konusunda ayrıntıya gerek yok, herkes kendi başının çaresine baksın, köşe yazarı bu adam, Süpermen değil!

“Kaçtığınız ülkelerde krallar gibi yaşayacağınızı falan mı sanıyorsunuz? Herkesin üç tık gerisinde kalacaksınız, üç tık gerisinde! “demiş.

Ahmet Bey, iki saniye şu krallık olayını unutsa, gidenlerin eşit vatandaşlık peşinde olduğunu, krallığın, sultanlığın Türkiye’de hüküm sürdüğünü, onu feda edemeyenin başkaları olduğunu anlasa keşke…

Ama o da haklı…

Bugün benim diyen gazeteciler işsiz kaldı diyelim, ülke dışına çıktı, iş aradı; “Elinden ne iş gelir?”, “Hangi dillere hâkimsin, hangi yabancı gazeteleri okursun?”, “Hangi konunun uzmanısın?” demezler mi? “Bu ‘muazzam’ kariyerinin önceki durakları nerededir” diye sormazlar mı?

İnanın, gömülecekleri sessizlik hepimizin içini acıtır…

Oysa hedefe konan gidenlerin bir kısmının hatırı sayılır eğitimleri, kabiliyetleri, vasıfları var. Meslekleri yandaşlık, uzmanlıkları yandaşlık, vazifeleri yandaşlık değil.

Ahmet Hakan hayatın “3 tık gerisinin” tam olarak nereye isabet ettiğini söylememiş, fakat Türkiye’nin dünyanın “kaç tık gerisinde” olduğuna dair çok rapor ve çok liste var.

Okuyoruz, bizimle birlikte dünya da okuyor.

Hayat bir seçim. Anlaması bazıları için güç olsa da özgürlüğü ve hakikati, paraya, pula ve mevkiye yeğleyenler var.

Dahası fikir özgürlüğünü ve kişisel tercihleri bu derece yargılayan, bu denli küçümseyen bu yazı bile neden insanların başka ülkelere yelken açmak istediklerini kanıtlıyor…


https://ahvalnews.com/tr/beyin-gocu/turkiyenin-beyin-gocune-6-okka-yaklasimi

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: