İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Avukat Erdal Doğan, can güvenliği endişesi yaşıyor

Fatih Polat / EvrenselBu ülkede, özellikle belirli kesimlerden insanları, bir ‘güvercin tedirginliği’ ile yaşamaya iten iklim yeni değil.

Siyasal olarak tedavüle sokulan kutuplaşma ve gerilim iklimi, bazen daha ‘derin’den örgütlenen tehditlere yol verirken, bazen de bu iklimin kendisi bile birilerini harekete geçirmeye yetiyor.

Rahip Santoro’nun, Trabzon’da 5 Şubat 2006’da 16 yaşında bir genç tarafından katledilmesi, dönemin ‘Misyonerlik faaliyetleri ile mücadele’ konseptiyle uyumluydu.

Bu cinayetin arkasındaki güç tartışılırken, Hrant Dink, 19 Ocak 2007’de yayın yönetmeni olduğu Agos gazetesinin binası önünde 17 yaşındaki Ogün Samast tarafından öldürüldü. Üç ay sonra, 18 Nisan 2007’de ise, çoğu üniversiteye hazırlık yaşındaki zanlılar Malatya’daki Zirve Yayınevi’ne yapılan baskında biri Alman ikisi Türk üç Hristiyan’ı boğazlarını keserek katlettiler.

2012 yılında ise, Samatya’da, bazı yaşlı Ermeni kadınlara yönelik arka arkaya saldırılar yaşandı ve 85 yaşındaki Ermeni kadın Maritsa Küçük, 28 Aralık 2012’de boğazı kesilerek ve 12 yerinden bıçaklanarak öldürüldü.

Daha eskilerden başka benzer örnekler de verilebilir. Ancak, sadece böylesi bir yakın tarih bilgisi bile, “can güvenliği” konusunda dile getirilen endişeleri hafife almamak gerektiğini hatırlatmaya yeter.

Avukat Erdal Doğan, 2 Ocak 2019 günü Twitter hesabından, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Emniyet Genel Müdürlüğü, İçişleri Bakanlığı, İstanbul Valiliği ve İstanbul Barosunu etiketleyerek, can güvenliğine dair duyduğu endişeyi paylaştı. 6 yılı aşkın süredir ölüm tehditleri ile karşılaştığını ifade eden Doğan, yaşadığı yeni endişenin kaynağı olarak, iki adamın sırtları dönük olarak gözüktüğü fotoğraf karelerini paylaştı.

20 yıldır insan hakları davalarına bakan, bu konuda dersler veren Erdal Doğan ile Hrant Dink davasının avukatlığını yaptığını dönemde tanışmıştık. Ardından, yine onun avukatlığını yaptığı Zirve Yayınevi davasının, 1 Nisan 2015’de görülen 103. duruşmasına birlikte gittik ve birlikte döndük. O tarih itibariyle 8 yıldır süren davada, tek tutuklu sanık, kendisine ve mahkeme heyetine yönelik tehditleri nedeniyle tutuklu olan Varol Bülent Aral’dı.

O davaya birlikte gidip gelirken, Erdal’ın aldığı tehditler nedeniyle yaşadığı tedirginliği de hatırlıyorum. O dönem, önlem almaya çalışmak dışında bu konuyu pek duyurmak niyetinde değildi.

Twitter’da yaptığı son paylaşım ise, bu tedirginliğin artık onun hayatını zorladığının bir işaretiydi. Aradım ve sonrasında konuştuk. Belli bir süredir zaten, İstanbul Emniyeti Koruma Şube Müdürlüğü tarafından isteğe bağlı olarak kendisine koruma veriliyordu ve o da bir yandan gündelik hayatını sürdürmeye çalışırken, bir yandan da bir avukat olarak mesleğine devam ediyordu.

Ancak, üst üste gelen iki gelişme tedirginliği artırmıştı. Üç yıl önce, kendisinden randevu almadan bürosuna gelen ve Kastamonu Ermenilerinden olduğunu söyleyen bir kişi, “Ağabeyimin eşinden boşanma davasına sizin bakmanızı istiyoruz.” demişti. Erdal Doğan, İstanbul’un kendi bürosuna uzak bir ilçesinden gelen bu kişiye, “Orada bir sürü başka avukat var, neden özellikle benim bakmamı istiyorsunuz?” deyince de şu yanıtı almıştı: “Sizin Ermeni davalarına baktığınızı biliyoruz, onun için sizi tutmak istiyoruz.” Erdal, kuşkulu bulduğu için, bu davayı almamıştı.

Ve 3 yıl sonra, 2 Ocak 2019 günü kendisini telefon ile arayan bir kişi, 3 yıl önce kendisiyle, boşanma davası hakkında konuşulduğunu hatırlatarak, “Bize dava için bir fiyat söyle” diye ısrar etti. Yine, 3 yıl önceki gerekçelerle.

24 Aralık 2018 günü de, 1.75 boylarında 2 kişi, bürosunun bulunduğu hanın zemin katında bulunan danışmadaki görevlilere, internetten kendisinin fotoğraflarımı göstererek teyit ettirmiş, sonra bürosuna çıkmak istemiş ve “Yarın gelir mi?” “Sekreteri var mı?” diye sormuştu. Olumsuz cevap alan bu kişiler, 5 dakika sonra tekrar gelip “Erdal Doğan, bugün gelir mi?” diye yeniden sormuştu. Erdal, bu olayı 29 Aralık 2018 günü, İstanbul Emniyeti Koruma Şube Müdürlüğüne bildirdi ve koruma istedi.

Bu iki olayın kesişmesi endişesini artırdı. Bunların üzerine, bir de daha önce kendisine tehditler yöneltilen ve şikayetçi olduğu halde kaynağı bulunamadığı belirtilmiş olan, takma adla açılmış bir Twitter hesabı yeniden aktif hale gelmişti.

Belki tüm bunlar rastlantısal olarak da kesişmiş olabilir. Ama daha öncesinde almış olduğu çeşitli tehditler, içinden geçtiğimiz dönemin iklimiyle de birleşince Erdal Doğan’ın bu tedirginliği yaşaması son derece anlaşılabilir bir hale geliyor.

Sesinin duyulması ve gerekli önlemlerin alınması da hayati bir sorumluluk içeriyor.


https://www.evrensel.net/yazi/83010/avukat-erdal-dogan-can-guvenligi-endisesi-yasiyor

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: