İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Türkiye o gün bir kafese konuldu

4 Aralık İstanbul sol basın ve yayına yönelik toplu saldırının üzerinden 74 yıl geçti. Birgün Gazetesinden Sevgim Denizaltı on yıl önce, 04.12.2009’de benim “Türkiye o baskınla kafese kondu ve o kafesten bir daha da çıkamadı” dediğimi yazmış.

O zaman onun anlatımı ile devam edelim: “Bugün 1945’te gerçekleşen Tan Matbaası Baskını’nın yıldönümü. Tan Gazetesi’nin ve matbaanın sahipleri Sabiha Sertel ve eşi Zekeriye Sertel 1 Aralık 1945’te haftalık düşünce dergisi Görüşler’i çıkartmaya başladı. Dergi çıktığı gün tükenerek ikinci baskısını yaptı. Görüşler’i “kızıl propaganda organı” olarak lanse eden Cumhuriyet ve Tanin gibi gazetelerde Sertelleri ve sosyalistleri hedef gösteren çok sayıda yazı yayınlandı. Ama baskının örgütlenmesinde milat Hüseyin Cahit Yalçın’ın yazısı oldu. Tek parti iktidarı döneminde CHP’nin sözcülüğünü yapan Vatan Gazetesi’nde 3 Aralık 1945’te Hüseyin Cahit Yalçın imzasıyla “Kalkın ey ehl-i vatan” başlıklı bir yazı
yayınlandı. (1) Namık Kemal’e göndermede bulunan Yalçın, bu yazıda vatanseverleri komünistlere karşı tavır almaya, memlekete sahip çıkmaya davet ediyordu. Davet faşist üniversite gençliği nezdinde daha o gece yanıt buldu. Yazı öğrenciler arasında elden ele dolaştı. CHP’li görevliler de İstanbul’daki bütün öğrenci yurtlarını tek tek dolaşarak 4 Aralık’ta Beyazıt Meydanı’nda yapılacak mitinge çağrıda bulundu.
Ertesi gün aralarında eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, eski bakan ve Cumhuriyet gazetesi yazarı CHP’li Orhan Birgit(2), eski bakan CHP’li Ali İhsan Göğüş, Cumhuriyet Gazetesi başyazarı İlhan Selçuk gibi pek çok ismin de bulunduğu on onbeş bin kişi meydanda buluştu
(Birgün yazarı, epeyi bir Cumhuriyet vurgulaması yapmış. Bu arada daha sonra Ülkücü olacak olanları, muhafazakar gençlik diye anılan Erbakanları unutmayalım! Yine hepsi bir aradaydı. Ne saadet değil mi!-RZ-). Hedef belliydi. Gençler, ellerinde Atatürk ve İnönü posterleri, “Kahrolsun Komünistler”, “Kahrolsun Serteller” pankartlarıyla Cağaloğlu’na doğru yürüyüşe geçti. Tan Matbaası önce taşlandı. Cam çerçeve indirildikten sonra içeri girildi. Tüm katlar yağmalandı, baskı makineleri parçalandı; telefonlar, daktilolar pencerelerden aşağı atıldı. Son olarak da binanın tepesine Türk bayrağı dikildi. Matbaayı tamamen yıkan galeyana gelmiş topluluk bununla da yetinmedi. Yürüyüş Taksim’e doğru devam etti. Tünel’de Yeni Dünya(3) ve La Turquie gazeteleri, sol kitaplar satan Berrak Kitabevi de (Salah Birsel ve Burhan Arpad’ın kitapevleri de-RZ-) bu yağmalamadan payını aldı. Polis saatlerce süren olayları izlemekle yetindi.
Olayın ardından Sıkıyönetim Komutanlığı bir bildiri yayınlayarak olayların failleri hakkında derhal gereğinin yapılacağını açıkladı. Ama faillerden hiçbiri yargılanmadı. Olaydan bir hafta sonra Serteller “halkı tahrik etmek”, “Meclis’in ve hükümetin manevi şahsiyetlerine hakaret etmek” suçlarından tutuklandı. Dört ay tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakılan Serteller polis tarafından takibe alınarak yazı yazamaz duruma getirildi. Sertel çifti, 1950’de de ülkeyi terk etmek zorunda kaldı.”

Birgün gazetesinden  Sevgim Denizaltı benim“Tan gazetesi baskınının Türkiye’nin demokratikleşme sürecinde bir milat olduğunu, Türkiye’nin yarım demokrasisinin temellerinin bu baskınla atıldığını, bu baskının ardındaki zihniyetin askeri darbelerin de önünü açtığını” vurguladığımı söyledikten sonra,  şu alıntıyı yapıyor: “Türkiye o baskınla kafese kondu. O kafesten bir daha da çıkamadı. Bu zihniyet askeri darbelerin de önünü açtı. Tan Gazetesi’ni basan kadrolar 1955’te de 6-7 Eylül olaylarında karşımıza çıkmış, İstanbul’u yangın yerine çevirmişlerdi. AKP’nin de bundan ders çıkarması gerekir. Ben çoğunluğum, her şeyi yaparım mantığından çıkılmazsa herkesin sırası gelir.”

Evet, öyle demişim. 15 Temmuz’u öngörmüşüm diye keyiflenebilirim de! Ancak aradaki tek fark, askeri darbenin yerini “sivil karşı-darbe aldı”, ders çıkara çıkara! Tan gazetesine saldıranlar “Üniversite gençliği” idi. Kürt basınına, Özgür Gündem ve Welat gazetelerine ve Belge Yayınlarına yönelik bombalamanın üzerinden ise ise 23 yıl geçmiş. Orada devletimiz “kitle”ye başvurmadan, “uzmanlara” yaptırmayı tercih etti. (Devletimiz diyebilirim, çünkü devlet raporunda Özgür Gündem bombalaması kabullenildi.)

Belge Yayınları olarak devlete karşı tazminat davası açtık ve 5 yıl vergi ödemedik, vergi yasasının felaket/yıkım durumlarında muafiyet  tanıma hükmünü göstererek. Bir çeşit sivil itaatsizlik yaptık. Onlar da üstümüze gelmedi. Vergi affından yararlandık sonunda. Ödemesini de AİHM’de devletten aldığımız tazminatla yaptık! Sevgili can dostumuz, avukatımız Kemal Keleşoğlu da, bombalamadan sonra İdare Mahkemesinde açtığımız davayı kazanıp tazminat almaz mı? Al sana muzır yayın için bir başka kaynak!

DİPNOTLAR 

(1)Görüşler’in yazı kadrosunda Celal Bayar ve Adnan Menderes’in de olduğunu hatırlatalım. Liberaller ile solcuların birlikte muhalif yayında yer alması, rejim tarafından tehdit olarak algılandı. Çünkü Nazi sonrası Avrupa’da bir çok koalisyon hükümetinde liberaller, sosyalistler ve komünistler birlikte yer almışlardı. İttihatçı Hüseyin Cahit Yalçın, 1925 “Takrir-i Sükun”unda kefeni yırttı ve şeflere biat etti. Ama DP döneminde  80 yaşına merdiven dayadığında “basın suçlusu” olarak hapse girdi. Üçüncü şef Bayar tarafından, “bu kadar ders yeter” denip, yaşından dolayı affedildi.

(2) 6-7 Eylül pogromunun fitilini de “üniversite gençliği”nin tutuşturduğunu hatırlatalım. Onların Taksim’deki mitinginin bitmesinden sonra, pogromu varoşlardan gelen “halkımız” gerçekleştirdi. Örgütleyici Kıbrıs Türktür Cemiyetinin başkanı, bir süre imtiyazlı statüde sözde tutuklu kalan Orhan Birgit’ti. Bu  emektar gazeteci abimizin Oktay Ekşi’den sonra Basın Konseyi başkanı olması da ilginç. ( Yani, esas mevzulara gelindiğinde Yenikapı Ruhu hep hortlamış!) Üniversite gençliği FKF’lere, Deniz’lere, Mahir’lere kadar iyiydi. Ondan sonra tu kaka oldu!

(3)Yeni Dünya’yı çıkaran Sebahattin Ali baskın sırasında basın davalarından dolayı hapisteydi. Gazetenin örü topu topu 4 gün olmuştu. Talin Suciyan’ın Aras Yayınlarından yeni çıkan kitabından, 1946 yılında Ermeni basınına yönelik benzer kitlesel baskın tehditleri yapıldığını öğreniyoruz. Bk: Modern Türkiye’de Ermeniler, Türkçesi: Ayşe Günaysu, Ekim 2018 İstanbul.


https://www.evrensel.net/yazi/82800/turkiye-o-gun-bir-kafese-konuldu

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: