İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ekim Devrimi olmasaydı?

Ragıp Zarakolu / Evrensel

Şu ara elimde Heidelberg’de Max Planck Enstitüsünden Uluslararası Hukuk ve Karşılaştırmalı Kamu Hukuku alanında çalışmaları ile bilinen, Jus Gentium (Uluslararası Yasal Tarih Dergisi) editörlerinden Peter Macalister-Smith ile Joachim Schwietke’nin “Russia and the Great War/1914 t0 1924” (Rusya ve Cihan Harbi) başlıklı ilginç çalışması var (Tablot Publishing New Jersey 2017).

Alt başlık ise “Devlet Pratiğinin Kısa Takvimi”. Kapakta ise II. Nicola ile V.I. Lenin Ulianov’un resmi var.

Dünya Savaşı sırasında Ekim Devrimi sonucu bir imparatorluktan Sovyetler Birliğine dönüşen Rusya’nın günbegün uluslararası sözleşmelerine yansıyan hikayesi.

Bu aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğundan Türkiye Cumhuriyetine dönüşümün uluslararası arenaya yansımasının öyküsü.

Geçenlerde çıkan bir yazımda, Siyasal İslam’ın uluslararası arenaya girişinin prömiyerinin 1914 Kasımında ilan edilen Cihad-ı Ekber ile başladığına işaret etmiştim. (Bk: https://www.artigercek.com/ haberler/kravatli-simokinli-cihat-ilani) .

Birinci Dünya Savaşının resmi olarak sona erdiren Armistice Day’in /Ateşkes Gününün 100. Yıldönümü Pazar günü Londra Kulesi önünde 10 bin meşale kutlandı. İngiltere 1. Dünya Savaşında 800.000 askerini yitirmişti. Anma/Kutlama 11 Kasımda Westminster Kilisesinde düzenlenecek bir ayinle son bulacak. Bu arada İmparatorluk Savaş Müzesinde de bir 100. Yıl sergisi açıldı.

Alman Devrimi daha anlaşma imzalanmadan başlamıştı bile. 9 Kasım’da Ebert ve Liebknecht iki farklı mahalde Cumhuriyet ilan edeceklerdi.

Osmanlı Hükümeti ise 1918 30 Ekim’de Mondros’ta ateşkes antlaşmasına imza atacaktı. 15 Eylül’de Osmanlı ordusu Bakü’yü ele geçirirken, Şam 1 Ekim’de düşecek, Halep ise 7 Ekim’de. Ateşkes imzalandığında Musul hâlâ Osmanlı ordusunun elinde idi…

Bu durum resmi tarihin, savaşı biz değil Almanlar kaybetti efsanesini üretmelerinin nedenlerinden biridir.

Savaşın sona ermesinden 7 ay önce Alman ordusu, Sovyet devriminin gırtlağını sıkmak üzere Moskova yakınlarına yaklaşınca, bir yandan da patlak veren iç savaşla boğuşan Sovyet yönetimi çok ağır koşullar içeren Brest-Litovsk anlaşmasını imzalamak zorunda kalmıştı. Ve bu anlaşmadan Osmanlı yönetimi de nemalanmıştı, 40 yıl önce Rusya’ya bırakılan Kars ve Ardahan’ı geri alarak.

Sovyet Devrimi, Rus ordusunun barış talebi ile ayaklanması, Osmanlı ordusunun hiç zahmetsiz Doğu Anadolu’yu zahmetsiz ele geçirmesine olanak sağlamıştı.

O zaman soykırım ve savaş nedeniyle Müslüman ahalinin de kaçması nedeniyle Doğu Anadolu neredeyse ıssız bir no man’s land idi. Osmanlı Hükümeti ile Sovyet Hükümeti arasında imzalanan ilk resmi anlaşma, 1917 yılının 18 Aralığında Erzincan’da imzalanan Ateşkes Anlaşmasıdır. Karadeniz’den Mervane, Çarçalan hattı üzerinden. Osmanlı ordusu Trabzon’a bu ateşkes sayesinde düşünün ki 24 Şubat 1918 gibi bir tarihte girdi. Erzincan’a 13 Şubat’ta, Erzurum’a 12 Mart 1918 tarihinde.

Osmanlı ordusu ateşkes imzalamıştı ama, düzenli ordu olarak Karabekir Paşanın ordusu, tam da Mondros antlaşmasının imzalandığı gün Kars’ı ele geçirmiş, karargahını orada kurmuştu. Buna 1. Dünya Savaşının galipleri de, her zamanki gibi “istikrar” adına göz yummuştu.

28 Ocak 1920’de Osmanlı Parlamentosu Misak-ı Milli’yi kabul etti. Bunun ardından Mart ayında Meclis-i Mebusan İngiliz ve müttefikleri tarafından basılarak kapatıldı. Sevres Anlaşması 1920 Ağustosunda imzalandı ama bunu onaylayacak Meclis yoktu. 23 Nisan 1920 yılında Ankara’da açılacak olan bir anlamda “sürgünde” Meclis’i İngilizler ve Fransızlar kendi elleri ile meşrulaştırmışlardı.

Ekim Devrimi Ankara Hükümeti’ne cansuyu vermişti. Zaten ilk Dostluk Anlaşmasını da Sovyetler Birliği ile 1921 Martında yapacaktı. Ekim ayında ise Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan Sovyet Cumhuriyetleri ile sınırları belirleyen Kars Anlaşması imzalanacaktı. Aynı sırada Arap isyanları ile boğuşan Fransızlarla da Ankara Anlaşması imzalanacaktı.

Ankara Hükümeti, İngilizlerle diplomatik pazarlıklara ise, 1921 Şubat-Mart’ında Londra Konferansı ile başlamıştı. Ama İngiltere ile Lozan’da anlaşması 1923 Temmuz’unu bulacaktı.

Peter Macalister-Smith ile Joachim Schwietke’nin kitabında hem Sovyet devrimi hem de Türkiye açısından bütün bu uluslararası durumun ve anlaşmaların kronolojini izlemek mümkün.

Kitapta 1914 yılında imzalan Ermeni Reformu sözleşmesinin yanında, Osmanlı Hükümetinin Tehcir yasası da yer almakta. Bir yıl önce reform taahhütü bir yıl sonra soykırım mümkün olabilmişti!

İlginç olgulardan biri de 28 Mayıs 1918’de kurulan Ermenistan Cumhuriyetinin İstanbul Hükümeti tarafından tanınması ve 1918 Haziranında Batum’da da iki ülkenin Barış ve Dostluk Antlaşması imzalaması. Benzer Antlaşmaların aynı gün yine Batum’da Azerbeycan ve Gürcistan ile de yapılması.

Öte yandan, derlemede Sovyet Hükümeti’nin 11 Ocak 1918 tarihinde Türkiye Ermenistan’ına ilişkin yayınladığı ilk kararname de yer almakta. (Eski tarihle 29 Aralık 1917). Lenin ve Stalin’in imzasını taşıyan kararnamede, “Türkiye Ermenistanı’nın gelecekteki sınırlarının demokratik halk oylaması ile belirlenmesi” gerektiği belirtilmektedir. Bu ise daha sonraki Kars-Ardahan krizinin habercisi sayılabilir. Bunu da bir başka yazıda ele alalım.


https://www.evrensel.net/yazi/82615/ekim-devrimi-olmasaydi

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: