İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ayluga Kilisesi çevresindeki çeteleşmenin sebebi sembollerde gizli

Ayluga Kilisesi çevresinde yaşanan çeteleşme ve şiddet olayları, polis müdahalelerine rağmen devam ediyor. Kilise ve çevresinde çete üyeleri tarafından çizilen semboller, olayın derinliğini gözler önüne seriyor. Uzmanlar ise aile kavramındaki yoksunluk ve entegrasyon problemine işaret ediyor…

Kıbrıs Postası – Ertuğrul SENOVA

Lefkoşa Surlariçi’nde bulunan tarihi Ayluga kilisesi ve kilise çevresi, yaşları 13 ile 22 arasında değişen, çeteleşmiş haldeki bir grup gencin şiddet dolu faaliyetlerine sahne oluyor.

Gün içerisinde kilise içinde ve çevresinde toplanan gençler, hava karardıktan sonra ateş yakıp alkol tüketerek çevre sakinlerine rahatsızlık yaratıyor. Çetenin yarattığı tek sıkıntı; alkol ve ateş değil… Çevre sakinleri, çocukların kendilerinden haraç kesmeye kalktığını, kilisenin bulunduğu Ayyıldız Mahallesi’nden geçen turist ve öğrencilerin yolları kestiğini ve gasp dahi ettiğini iddia ediyor.

Ayluga Kilisesi bilindiği üzere yakın zamanda HASDER Halk Sanatları Vakfı’na, sanatsal üretim için verildi fakat dernek, gençlerin verdiği tahribat ve güvensizlik hissi nedeniyle üretime başlayamıyor.

2 KİŞİ HAKKINDA YASAL İŞLEM

Olayın bilgisini alan polis, bölgedeki devriye sayısını arttırdı ve 2 genç hakkında yasal işlem başlattı.

Kıbrıs Postası’nın edindiği bilgilere göre 30 Ekim Salı günü, isimleri C.G. ve E.B. olan 22 yaşındaki iki gence de ‘Mülke Tecavüz’ ve ‘Yetkili Makamdan İzinsiz Ateş Yakmak’ suçlarından yazılı dava tebliğ edildi.

‘GÜNAH KEÇİSİ’ BULUNDU

‘Çete arkadaşları’ hakkında başlatılan yasal işlem, diğer çete üyelerini harekete geçirdi ve kilisenin tam karşı apartmanında kalan Taner Sami Selçuk, ‘günah keçisi’ olarak belirlendi.

Selçuk’un evi, çete üyeleri tarafından taşlandı. Bunun üzerine polisi arayan bölge sakini, polisin mahallede yeniden devriye atmasına ön ayak oldu. Polisin gelmesiyle dağılan çete, polis kaçtıktan sonra yine Selçuk’un evini; bu kez gözlerinin içine bakarak taşlamaya devam etti.

Aradan geçen bir günün sonunda olay, medyanın ilgisini çekti. Olayla ilgili bazı gazetelerde çıkan haberler ülke genelinde yankı yarattı. Yayımlanan haberlerde röportaj verenler arasında evi sapanla taşlanan Taner Sami Selçuk da vardı.

O geceyi Kıbrıs Postası muhabirine anlatan Selçuk, şöyle konuştu:

“Bir grup genç her gün hava karardıktan sonra kilisede toplanır. Bu olay 1 yıldır devam ediyor. Kilisenin avlusunda ateş yakmaya başladılar. HASDER’i aradım ve haneye tecavüz edildiğini, ateş yakıldığını söyledim. Bu durum gece 2’ye kadar sürüyordu. Yakılan ateş, araçlarımızı bile yakabilirdi. Bir süre sonra polis ifadelerini aldı. Bu durum hoşlarına gitmedi. Sanki ben ihbar etmişim gibi kuş lastiğiyle evimi taşlamaya başladılar. 155’i aradım, polis geldi, bir süre sonra gitti. Bu kez gözlerimin içine bakarak taşlamaya başladılar. Burada her gece bir şeyler oluyor. Evimi, ailemi tehdit ediyorlar. Yani benden ne bekliyorlar? Ne yapmamı bekliyorlar?”

“GÜVENLİĞİMİ KENDİM Mİ SAĞLAMAM GEREKECEK?”

Haberler yayımlandıktan sonra, önceki akşam, 10.30 sıralarında Selçuk’un evi yeniden taşlandı. Selçuk bu durumu sosyal medyadan duyurarak “Polis kuvvetleri Ayluga Kilisesi çetesini durduramıyor. Saat gece 10.30, evimi yine taşladılar. Güvenliğimi kendim mi sağlamam gerekecek?” ifadelerinde bulundu.

KİLİSE ÇEVRESİNDE ADETA ‘ŞAFAK NÖBETİ’

Yaşananlar üzerine Kıbrıs Postası muhabiri bölgeye gitti, çevre sakinleriyle konuştu. 13-14 yaşlarında pek çok çocuğun, kilise çevresinde adeta ‘nöbet’ tuttuğu gözlemlendi.

Çevre sakinleri durumdan epeyce şikâyetçi. Çocukların, güvenli haldeki mahalleyi, ‘güvensiz hale getirip’ güvenlik için mahalleliden haraç dahi kesmeye çalıştığını iddia ediyor.

GÖSTERGELER TEK BİR SONUCA İŞARET EDİYOR

Mahallelinin şikâyetleri, kilise ve çevresine çizilen sembollerle birleşince; ortaya ilginç bir tablo çıkıyor.

Kilisenin içindeki ağaçların üzerine kadar çizilen semboller ve mahallelinin şikâyetleri; Türkiye ekranlarında yayınlanan ‘Çukur’ isimli diziyi akıllara getiriyor.

Dizinin konusu ve sembolün semiyolojik yorumlanışını araştıran Kıbrıs Postası, bu ikilinin harmanlanması sonucu ortaya ‘aile’ kavramının çıktığı bilgisine ulaştı.

Semboldeki dikey üç noktanın aileyi sembolize ettiği savunulurken, ‘daha büyük’ ve ‘daha küçük’ ifadelerini barındıran sembollerin de çatıyı ve sınırı sembolize ettiği öne sürülüyor. Dizinin alt metni ise, ‘çukur’ adındaki çetenin ‘aile’ olarak nitelenmesi ve bu çeteye mensup bireylerin aileden sayılarak korunmasını anlatıyor.

Edinilen bilgilere göre sayıları 20’yi aşan ve ‘Ayluga Çetesi’ olarak adlandırılan bu gruba mensup çocukların çoğunun ortak bir noktası var: Aile kavramından yoksunlar…

YÜCEL: “AİLEYİ ÇETEDE BULDULAR”

Göç, Kimlik ve Hak Çalışmaları Merkezi ve Prologue Danışmanlık Şirketi Direktörü Mine Yücel, bu çocukların hem ülkeye entegrasyon olamadıklarını hem de aile kavramından yoksun olduklarını bu nedenle de aileyi çetede bulduklarını düşünüyor.

Entegrasyon, yani bütünleşme konusundaki sorunun, sadece çocuklarda değil, Kıbrıs Türk toplumunda da olduğundan söz eden Yücel, bu insanların içe alınmak yerine ötekileştirildiğinden, dışlandığından yakındı. Bu çocukların genellikle ‘ikinci jenerasyon’ yani ailesi Türkiye’den gelen ve burada doğanlar olduğunu belirten Yücel, “Toplum olarak bu çocukları entegre edemedik. Bu çocuklar, kimlik aidiyet sorunu yaşıyor. Çeteler de kendilerini bir gruba ait hissettiriyor”  dedi.

Bir şekilde ülkeye gelen fakat vatandaşlık alamayan ve ülkesine geri dönen birçok ebeveynin, kaçarken çocuklarını Kıbrıs’taki akraba veya tanıdıklarına bıraktıklarını ve bu çocukların da aile kavramından yoksunlaşarak bir arayışa girdiklerini belirten Yücel, bu soruna bir de entegrasyon sorunu dahil olunca, çocukların aile kavramını çetelerde bulduğunu ifade etti.

Birkaç yıl önce yayımladıkları sosyal riskler raporundan söz eden Yücel, bu tip çocuk çetelerinin Girne ve Mağusa’da da görüldüğünü, olayın sosyal riskten sosyal soruna yöneldiğini ve çocukların ortak noktalarının anne babalarının yanlarında olmayışı olduğunu ifade etti.

NE AİLELERİ, NE KAYITLARI NE DE GELİRLERİ VAR…

Çete üyesi çocukların eğitimlerine devam edemediğini çünkü ülkede herhangi bir kayıtları bulunmadığının altını çizen Yücel, “Ne de bir ekonomik gelirleri var… O zaman ne yapacaklar? Suçun bir parçası haline gelecekler” şeklinde konuştu.

Çukur isimli dizi gibi, Türkiye ekranlarında yayınlanan pek çok dizi olduğundan söz eden Yücel, dizilerdeki figürleri kendi kişiliğine kopyalayan pek çok insan olduğunu ifade ederek, “Düşünün, suç merkezinin başında olan ama herkes tarafından takdir alan, devleti koruyan tiplemeler var. Adam öldürse dahil destek gören tipler, ulusal kahramanlar… Bunlar rastlantı değildir. Bir mesajın yayılmasına hizmet ediyor” şeklinde konuştu.


http://www.kibrispostasi.com/c35-KIBRIS_HABERLERI/n267362-ayluga-kilisesi-cevresindeki-cetelesmenin-sebebi-sembollerde

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: