İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Sol antisemitizmi ne zaman konuşacağız?

Dünya genelinde ve Türkiye’de aşırı sağın antisemitizmini konuşmaya birçoğumuz fazlasıyla aşinayızdır ancak konu sol içerisindeki antisemitizme geldiğinde bu alanın yeterince aydınlatılmadığını veya üzerinde yeterinde durulmadığını kolaylıkla söyleyebiliriz.

Meriç Aytekin

Akademik anlamıyla sağın antisemitizmi üzerine yapılan çalışmalar sol antisemitizm üzerine yapılan çalışmalardan kat ve kat fazladır. Bu durumun sebeplerinden birisi kuşkusuz konunun yeterince ilgi görmemesi olabilir ancak solun hâlihazırda kendini zaten doğası gereği antisemit olmayacağına inandırmış olması da sol içi antisemitizmi konuşulmaz kılan nedenlerin başında gelmekte.
Türkiye özelinde düşünecek olursak antisemitizmin esas olarak sağcı ve muhafazakâr partilere ve çevrelere ait olduğu kanısı sosyalistler içerisinde oldukça yaygındır. Antisemitizm Türkiye Solu’nun gündemine çoğu zaman ya sağ popülizmin ırkçılık biçimlerinden biri olarak ya da anti-Siyonizm tartışmalarının bir parçası olarak girer. Oysa modern antisemitizmin ve anti-Siyonizm’in kökenlerinden birini de sosyalist literatürün içerisinde aramak yanlış olmaz. Sanılanın aksine Sosyalist / Marksist külliyat ve tarih, sağ ve faşist fraksiyonlar kadar olmasa da, göz yumulamayacak antisemit bir birikime sahiptir.

Örneğin Yahudiler açısından birçok olumlu reformu gerçekleştiren Bolşevikler bile 1917 Devriminde antisemitizme karşı istenilen oranda mücadele edememişti. Hatta devrim sonrasında Petrograd sokaklarda duyulan “Yahudileri ve Burjuvaları mahvet!” gibi kapitalizm ve Yahudiler arasında doğrudan bağlantı kuran köhne antisemit söylemler Rus toplumunda oldukça yaygındı.

Çar döneminin Yahudileri açıkça birçok haktan ve özgürlükten mahrum bırakan uygulamaları kaldırılmış ve antisemitizm Bolşevikler için önemli bir gündem olmuşsa da Sovyet işçi sınıfının genel olarak son derece arkaik olan Yahudi = Para = Kapitalizm denkleminden toplumsal refleks açısından çok ileri gidemediği rahatlıkla söylenebilir. Tarihsel olarak bu oldukça tahmin edilebilirdir çünkü 1917 öncesi ve sonrası Rus toplumu öyle veya böyle aynı Rus toplumudur.

Yüz yıllar boyunca Rus toplumunun adeta iliğine kemiğine işlemiş olan ve sayısız pogromlar ile kendini göstermiş antisemitizmin bir anda ortadan kalmasını beklememek gerekir. Pogrom kelimesinin Rusçada ‘şiddetli bir şekilde yok etmek’ anlamına geldiğini düşünmemiz dahi antisemitizmin Rus kültürünün ne kadar derinlerine işlediğini bizlere hatırlatır niteliktedir.

Yahudi’nin para ile eş değer olduğu veya para ile en azından ilişkili olduğu elbette Rusya ve Doğu Avrupa antisemitizmine özgün bir şey değildi. ‘Bilimsel’ sosyalizmin kurucusu olarak kabul edilen Karl Marx’ın Yahudi Sorunu (Zur Judenfrage) eserinde de Yahudi = Para denklemine dair bildik antisemit söylemlere rastlamak mümkündür. Marx ‘ticaret ile uğraşan Yahudi’ için özel bir ayrım yapmak için bahsi geçen eserde şu ifadelere yer veriyor: “Biz edimsel, dünyadaki Yahudi’ye bakalım, Bauer gibi Sebt Yahudi’sine değil, gündelik yaşam içindeki Yahudi’ye bakalım. Yahudi’nin gizini onun dininde değil, dininin gizini gerçek Yahudi’de arayalım. Nedir Yahudiliğin dünyasal temeli? Pratik gereksinim, özel çıkar. Nedir Yahudi’nin bu-dünyalık dini? Bezirgânlık. Bu-dünyalık tanrısı? Para.”

Bu ve buna benzer birçok antisemit denilebilecek söylem Marx’ın Yahudi Sorunu eserinde görülebilir. Elbette uzun yıllardır Marx’ın bu eserini sol antisemitizmin tipik bir örneği olarak görenler olduğu gibi antisemitizme zemin hazırlayan talihsiz ifadeler olarak tanımlayanlar da olmuştu. En naif yaklaşımla dahi Marx’ın bugün ekonomik antisemitizm olarak tanımladığımız ve sol içerisinde de sıkça gördüğümüz antisemitizm biçimlerinden birine geniş bir alan açtığı bu eserden çıkartılabilir. Hannah Arendt burada ilginç bir istisnadır zira Arendt Marx’ı doğrudan antisemit olarak tanımlamaz ancak onun çeşitli eserlerindeki bugün antisemit diyebileceğimiz söylemlerini ‘Yahudi karşıtı suçlamalar’(The anti-Jewish denunciations) olarak tanımlamaktan da geri durmaz.

Marx’ın para ve Yahudi arasında kurduğu ilişki Holokost sonrası dünya solunda dahi etkileri görülebilecek bir süreci güçlendirmiştir. Yahudi’nin para ile olan özdeşimi bazen öyle noktalara gelmiştir ki Yahudi’nin öldürülmesinin nedeni sözüm ona parasının olmasıyla açıklanmıştır. 1970’lerin en meşhur aşırı sol militanlarından biri olan Ulrike Meinhof Holokost’u şöyle tanımlar: “Auschwitz 6 milyon Yahudi’nin öldürülmesi ve Avrupa’nın çöplüğüne tutuldukları şekliyle atılmalarıdır: Para Yahudileri.” Açıklamanın devamında Meinhof antisemitizmin bir çeşit antikapitalizm olabileceğini dahi iddia ederek Yahudi ve para arasında kurulan antisemit bağlantıyı olabilecek en yüksek noktaya taşır.

Bugün Türkiye solu da dâhil olmak üzere dünya solu Ulrike Meinhof’u ve Kızıl Ordu Fraksiyonu’nu radikal solun en değerli örneklerinden biri olarak adeta göklere çıkarır. Oysa Ulrike Meinhof’un Holokost’u antikapitalist bir reaksiyon olarak gördüğü pek bilinmez veya konuşulmaz.

Tahmin edilebileceği üzere Ulrike Meinhof, Holokost sonrası sol içerisinde tikel bir örnek olmaktan ziyade dönemin sol eğilimini yansıtan bir referanstır. Özellikle Holokost sonrası antiemperyalist solun anti-Amerikancılık ve anti-Siyonizm üzerinden kendini kurguladığı yer Yahudi’nin para ile eş değer olarak algılanmasıdır. Bu algı tarihsel olarak Marx’ın Yahudi ve para arasında kurduğu ilişkiselliğe kadar götürülebilir.

Tüm bu tarihsel arka plan düşünüldüğünde bugün soyut bir düşman olarak Yahudi’nin yerini alan İsrail Devleti’nin solun neredeyse neden esas düşmanı olarak kurgulandığını daha iyi anlayabiliriz. Günümüzde Yahudi = Para denkleminin yerini daha yumuşak bir ifade olarak İsrail = Para = Güç denklemi almıştır ve bu denklem sağın içinde olduğu kadar solun içerisinde de gayet kabul gören bir denklemdir. Dünya Solu’nun tarihine ve teorik birikimine daha ayrıntılı bir şekilde bakmamız bizi antiemperyalist olmanın veya ırkçılığa karşı olmanın antisemitizme karşı olmayı beraberinde getirmeyeceğini çok iyi göstermektedir. Solun doğası gereği antisemitizme alan açmayacağını var saymak bizleri antisemitizmin çeşitli biçimlerine karşı duyarsızlaştıracağı gibi onunla nasıl baş edeceğimizi de bilmez kılacaktır. Antisemitizm gerek tarihsel olarak gerek teorik olarak sağ ve faşist akımlar kadar olmasa da solun her zaman bir gündemi ve bir sorunu olmuştur. Bugün bunu konuşmaya belki de her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var zira solun doğası gereği antisemitizme karşı olduğunu varsayamayacak olsak bile solun antisemitizme karşı olmasını ümit etmemizden daha doğal bir şey olamaz.

1 Genel olarak sosyalistlerin antisemitizmi ırkçılığın bir biçimi olarak görme hatası da buna önemli bir zemin hazırlamaktadır.

2 https://www.jacobinmag.com/2017/06/russian-revolution-antisemitism-pogroms-reactionary-workers

3 Karl Marx, Yahudi Sorunu, sayfa 44.Sol Yayınları, Ankara 1997

4 Marx sadece sol literatüre böyle bir etkide bulunmamıştır. Kendisinden bir kuşak sonra gelen bir çok alman sosyolog ve ekonomisti de ekonomik antisemitizm konusunda etkilemiştir.bkz. Werner Sombart

5 Hannah Arendt, Totalitarizmin Kökenleri

6 http://www.taz.de/!5193915/


http://www.salom.com.tr//haber-108525-sol_antisemitizmi_ne_zaman_konusacagiz.html

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: