İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Elimi çeneme dayayacağım

Doğan Hızlan

ARA GÜLER’i de anılar kervanına uğurluyoruz. İnsan Ara Güler’le foto muhabiri Ara Güler’i birlikte düşündüğümde, acım katlanıyor. Fotoğrafımı çekerken, “Elini çenene daya” derdi. Öyle çektiği fotoğrafıma bakıyorum.

Anılarından söz ettiğinde bunu bir böbürlenme, bir övünme üslubunda anlatmazdı. O, işin içindeki mizaha değinir, o yanıyla sohbeti çekicilik kazanırdı.

Bazı dostlarım var ki, ne zaman tanıştığımı anımsamıyorum. Sanki doğduğum günden beri tanışıyorduk. Ara Güler de bunlardan biriydi.

Hayatını fotoğraflardan çıkarabilirsiniz, her fotoğraf karesi onun yaşamından bir andır.

Her şehrin bir sanatçısı vardır.

Onun fotoğraflarını görmeden o şehri tanıyamazsınız. Ara Güler benim için bir İstanbul şairidir. İstanbul’un yaldızlı görkemini pek çekmemiştir, çünkü gerçek İstanbul o değildir. Bir kar tipisindeki köprü, eve koşanlardan geriye kalan bir yalnızlığın fotoğrafıdır.

Eski İstanbul’dan bugüne uzayan görsel tarihi o çektiği fotoğraflarla yazmıştır.

Terk edilmiş, karlar altındaki Beyoğlu, Sirkeci o semtlerin tarihinden beri kentin tarihine uzar.

İnsanı öyle iyi tanır ki, işçilerin yüzündeki ifade bize bir öykünün ilk satırlarını çağrıştırır.

Ne zaman bir edebiyatçı ya da sanatçıyla ilgili bir yazı gündeme gelse onun fotoğrafları aranır.

Hepsi de dostudur, hepsinin de kitabını okumuştur.

Onun tarafından fotoğrafının çekilmesi gerçekten de insana onur verir.

Amatör ruhun profesyonellikle uzlaşmasıdır.

Boynunda her zaman fotoğraf makinesi vardır, çünkü o yirmi dört saat fotoğrafçıdır.

*

HAYATININ önemli olaylarında bulundum, onun hakkında konuşma onurunu bana verdi.

80 yaşına bastığında verilen davetteki samimiyeti, konuklara davranışı öylesine nazik ve içtendi ki…

Fransız Konsolosluğu’ndaki Legion d’honneur töreninde de konuşmuştum.

Edebiyatçılar belki de ilk kez bir fotoğrafçı için yazdılar. Çünkü onlar da bu fotoğraflardan esinlenmiş, o karelerden dünyayı, Türkiye’yi, dünyanın önemli sanatçılarını tanımışlardı.

Hayattan kopmamıştı, son dönemlerinde tekerlekli iskemle ile açılışlara, sergilere gelirdi. Dostlarının çağrısına hiçbir zaman hayır demedi.

Başınıza bir dert geldiğinde onu karşınızda bulurdunuz.

Üzerine pek yazılmayan bir filminden söz etmeliyim.

Ünlü Yavuz gemisi çürümeye bırakılmıştı. Ara onun filmini yaptı, öylesine etkileyiciydi ki, bir canlının anbean yok oluşa gittiğini hissederdiniz.

Akşam güneşinin, günbatımının bu kadar yakıcı, hüzünlü olduğunu o filmde gördüm.

Bütün dostlarının fotoğraflarını çeker, onlara armağan ederdi. Çektiği yazarlardan oluşan sergi, Türk edebiyatının fotoğraf albümüydü.

Tiyatroyu severdi, çünkü oyuncu olmak istemişti.

Başına gelenleri, meslek anılarını tatlı tatlı anlatır, güldürürdü. Sıkıntıları unutmuş, hoş yanlarını aktarmıştı hayatının.

İki eski dostun bir anısını yazmalıyım.

Ergun Çağatay ile Ara Güler, Sultanahmet’e bir fotoğraf çekmeye giderler. Ayın Sultanahmet Camisi’nin iki şerefesi arasında doğmasının fotoğrafıdır bu, ancak kareyi her zaman yakalamak mümkün değildir. Belki yıllarca beklemek gerekir.

Tam bekledikleri görüntü ortaya çıktığı anda fark etmişler ki filmleri yanlarına almayı unutmuşlar. Gülerek anlatırdı bu anısını.

*

GÜLE GÜLE sevgili Ara. Elim çenemde düşüneceğim hep seni.


http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/dogan-hizlan/elimi-ceneme-dayayacagim-40991455?utm_source=t.co&utm_medium=post&utm_campaign=elimi-ceneme-dayayacagim-40991455&utm_term=post

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: