İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

150. yıl

İlber Ortaylı / Hürriyet

1868 yılı 1 Eylül’ünde Osmanlı İmparatorluğu’nun eğitim tarihinde en önemli kurumlardan biri açıldı.

Bu okul, imparatorluğun reformist kadrosu ki ön planda Mehmed Emin Ali Paşa ve Fuad Paşa gibi 19. asrın diplomasi tarihinde de çok önemli yeri olan devlet adamları sayesinde hayata geçmiştir. Sultan Abdülaziz Türk tarih biyografisindeki özensiz ve bilgisiz çizimin aksine Türkiye’nin Batılılaşmasında öncü sayılacak bir devlet adamıdır. Kardeşi Sultan Abdülmecid’in hükümdarlığı (1839-1859) sırasında okulun kuruluşu tasarlanmıştır.

KURULUŞ 1 EYLÜL 1868

1 Eylül 1868’de tedrisata başlayan okulda eğitim Türkçe ve Fransızcadır. Bu önemlidir, imparatorlukta Fransız okulları vardı, büyük ölçüde Katolik Lisesi’nin rahipleri ve rahip olmayan frerler tarafından kurulmaktadır. Bu okullarda bütün dersler Fransızca yapılmaktaydı veya 19. yüzyıl başından beri Maarif Nezareti’nin kurduğu ilk ve orta dereceli okullar Türkçe tedrisat yapmaktaydı. Galatasaray ismi buradaki binanın yani eski Galata Sarayı Enderun Okulu’nun adını taşımaktadır. Bu eski saray Enderun okullarının en yükseği Topkapı Sarayı’ndadır. Bu okulla 1868’deki Galatasaray Sultanisi’nin program ve ruh bakımından fazla ilgisi yoktur. Galatasaray Sultanisi (Lycee Imperial) imparatorluğun idaresi için Fransızcaya ve Avrupa eğimine çok önem veren bürokratların inisiyatifiyle kurulmuştur ve bu adamların bir tek emeli vardı: Fransızca ve Fransız eğitimini misyoner mekteplere değil kendi maarifimize yaptırmamız. Galatasaray Lisesi’nde seçmeli olarak Arapça, Farsça, Yunanca, Bulgarca, İtalyanca gibi diller de okutuluyordu.

KARDEŞ LİSE GİBİ

Bunun gibi bir müesseseyi 19. yüzyılın başında (1812) Çar I. Aleksandr, Petersburg civarında kurdurdu. Çar, büyük şair Puşkin, Rusya’nın büyük diplomatı dışişleri bakanı Aleksandr Mihayloviç Gorçakov gibi dâhilerin yetiştiği bu okulda Fransızcayı ve Batı eğitimini Rusya’nın seçkin sınıflarına ve çocuklarına kendinin vermesi gerektiği düşüncesiyle kurmuştur. Bugün bu mektebin adı Alexander Lisesi değil Puschkin Gymnasium’dur. Batılılaşan birçok ülkede bu tip çifte karakterli, çifte dilli karma bir eğitim görmek pek mümkün değildir. Demek ki Galatasaray Lisesi’nin bugün Petersburg’daki faal olan Puschkin Gymnasium ile bir kardeş lise kadar benzediği, özgün oldukları açıktır.

150. yıl

2 PRENSİBE DAYANIR

Osmanlı İmparatorluğu’ndaki eğitim kurumları içinde Galatasaray Lisesi 2 prensibe dayanır. İlk olarak her dilden tebaanın çocuklarının okutulması. İmparatorluk nüfusunun üçte bir nüfusu gayrimüslim sayıldığı için kontenjan da öyle ayrılmıştır. Bu kontenjana Tıp Fakültesi, Mekteb-i Mülkiye Galatasaray’da dikkatle uymuştur. İkinci husus dini eğitimin nerede ise ihmal edilecek kadar zayıf olmasıdır. İşte bu nedenledir ki okul açılırken hem Ermeni patriği, hem Rum patriği, hem Osmanlı Yahudilerinin hahambaşısı karşı çıktılar. En başta Müslümanların itirazı görülmediyse de ardından da onlar da bu protestoya katıldılar. Her şeye rağmen Sultan Abdülaziz’in bilgili bürokrat ve teknik adamlar yetiştirme konusundaki özlemi bu eğitimin gerçekleşmesine yardımcı oldu. Bugün dahi şükranla belirtmek zorundayız, laik Fransız düşüncesi Türklerin imparatorluğundaki bu girişime destek oldu. Galatasaray her zaman için, mesela ilk müdür Mösyö De Salve’den beri laik Fransa’nın seçkin münevverleriyle oluşan eğitim kadrolarının desteğiyle gelişti ve yaşadı.

Okulun yabancı kadrolu okullardan en büyük farkı şuydu: Eski Galatasaray’ın mensupları Fransızcayı da Türkçe kadar iyi bilirlerdi. Okulun hazırlık sınıfında Fransızca ve bu dili bilenler içinse Türkçe öğretilirdi. Bu özellik zamanla zayıfladı.

ÖZAL – MITTERRAND

Ancak 14 Nisan 1992 tarihinde, Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterrand ile 8. Cumhurbaşkanımız Turgut Özal arasında imzalanan protokolle 1994 tarihinde yürürlüğe giren 39/93 sayılı kanunla yeni Galatasaray Üniversitesi, kendisi ile bütünleşen ilk ve orta-lise eğitimini de hayata geçirdi. Gelecek sene bu özgün kurumun 25. yılı kutlanacak. 2000’lerde gerçekleşen yeni kuruluşla Fransızca eğitimi yeniden kuvvetlendi. Burada Coşkun Kırca (yeni Galatasaray Üniversitesi kanununu kaleme alan ve liseyi de bu kanuna alarak yeniden düzenleyen reformistlerin başında gelir) Galatasaraylılar Vakfı’nı, bu vakfın önemli yöneticileri İnan Kıraç ve müteveffa Dr. Yiğit Okur’u şükranla anmamız gerekir.

BÜROKRATLAR, TÜCCARLAR

İlk alınan 150 öğrencinin mükemmel Türkçe ve Fransızcaları mezunların hem devlet hayatında hem de ticari hayattaki muvaffakiyeti muhalefeti önledi. İmparatorluk Ermenilerinin ünlü patriği Ohannes Arşaruni bu okulun mezunudur. Bulgaristan’ın Londra ve Brüksel büyükelçisi Simeon Radev bu okulun öğrencisidir. Simeon Radev’in basılan hatıratı (Galatasaray Mekteb-i Sultanisi-Resneli Bulgar Bir Talebenin Hatıraları 1879-1898) bir canlı belgedir. Kitaptan öğrendiğimize göre Saraybosna’da 1914 suikastını düzenleyen komitenin üyesi Boğdan Radenkoviç, Simeon’un liseden arkadaşıdır. Suriye’nin, Lübnan’ın, Bulgaristan’ın ve Türkiye’nin önemli bürokrat kadroları ve tüccarları Galatasaraylıdır.

Galatasaray Lisesi Türk patriotisminin de, ulusçuluğun da Fransa kültürü kadar çok hâkim olduğu bir kurumdur. I. Cihan Harbi’nin son yıllarında buradan ancak beş öğrenci mezun oldu. Cephelerde eriyen yedek subayların yetiştiği ocaklarından biriydi.

150. yıl

İPTAL EDİLEN PASAPORT

ERHAN Aydın, Erciyes Üniversitesi’nde eğitim gören Türkologlardan. Yüksek lisansını Ankara Üniversitesi’nde yapmıştır. TİKA (Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı) tarafından Moğolistan’da yürütülen Türk anıtları projesinin epigrafik değerlendirmesi ekibinde bulundu. Köktürk yazıtları uzmanı, malum Moğolistan coğrafyasında bir zamanlar Türkler ve Moğollar iç içe yaşarlardı. Etraftaki doğayı, botaniği, evcil hayvan kullanımını özellikle atçılığı birlikte bilen iki kavim.

TÜRKİYE İLGİLENMİYOR

Fakat arada dil ve âdetler bakımından önemli farklar var. Bu dün de vardı, bugün de görülüyor. Moğollar galiba daha iyi zamana ve zemine göre yaşam biçimlerini değiştirebiliyorlar. Özellikle Rusya kültürünü daha çabuk benimsediler. Türkler ise bu bölgeyi büyük ölçüde terk ettiler ve Uygurların yaşadığı Doğu Türkistan’a çekildiler. Ortaçağlarda önce Budizm, Nasturilik ama asıl önemlisi ilk Müslüman devletler olarak İslam kültürü çevresine adım attıklarından dolayı bir farklılaşma var. Erhan Aydın 2010 yılında doçent olduktan sonra 2013-2014 yıllarında Pekin’de bulunan Merkezi Milletler Üniversitesi’nde (Minzu University of China) konuk öğretim üyesi olarak çalıştı. Burada Uygur Türk’ü olan Mihriban Hanım’la evlendi. Eşi Çin uyrukludur, evlikleri Çin’de olmuş. Beş yıldır karı-koca olarak Türkiye’de yaşıyorlar. Çin devleti, bir ziyaret için Urumçi’ye, ailesinin yanına giden Mihriban Hanım’ın pasaportunu iptal ederek dış gezi hakkını kaldırdı. Türkiye maalesef dünyanın bu çevresiyle ve buradaki en eski Türk devletlerinin mirasıyla ve Türkistanlılarla yeterince ilgilenmiyor. Yakın zamanda bazı Uygurlar da sınır dışı edilmişti. Bunun nedeni de ayrıntılı olarak açıklanmadı, kamuoyu tatmin edilmedi. Kalabalık bir ülkenin bu gibi baskılarına göz yumulmaması gerekiyor. Üzerinde duruyoruz, çünkü Erhan Aydın’ın siyasetle ve dış Türkler politikasıyla ilgisi olduğunu duymadım.

SÜRÜKLEYİCİ BİR KALEM

‘Taşa Kazınan Tarih’te Köktürk ve Uygur yazıtları ayrı bir gözle inceleniyor. Daha W. Radloff’tan ve V. Thomsen’den beri farklı okumalar ve değerlendirmeler yapılıyor. Köktürk yazıtlarının kültür tarihimiz ve devlet tarihimiz acısından çok uyarıcı olduğu açık. Hatta yakın zamanlarda merhum profesör Sencer Divitçioğlu bile sosyolojik ve iktisadi açıdan bu metinler ve devlet teşkilatıyla çok yakından ilgilenmişti. Talat Tekin gibi Türkologlarımız da bu konuyla yakından ilgileniyordu. ‘Taşa Kazınan Tarih-Türklerin İlk Yazılı Belgeleri’, sıkıcı üslupla yazılmış bir uzman kitabı değil, aksine sürükleyici bir kalem tarafından hazırlandığını belirletmek durumdayız. Türk tarihinin kendi dili ve yazısıyla ifade edildiği bu dönem ve bölge henüz bizim bilgimizin dışında kalıyor. Bu bakımından alanında önemli bir boşluğu dolduracağı aşikâr olan kitaba ilgi gösterilmesini tavsiye ederim.


http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ilber-ortayli/150-yil-40971989

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: