İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Düşün artık yakamızdan!

Birkaç gün önce, gayrimüslim vatandaşlarımızın ruhani önderleri son dönemlerde kamuoyuna yansıyan bazı siyasi ifadelerde, farklı din ve inanç mensubu toplumlara inançlarını yaşamaları ve ibadetlerini yerine getirmeleriyle ilgili sınırlamalar ve baskılar olduğu iddialarına ortak bir bildiri ile cevap verdiler.

Önce bildiriyi okuyalım:

“Ülkemizde asırlardan beri yerleşik farklı din ve inanç mensubu kadim toplumların dini temsilcileri ve vakıf yöneticileri olarak inancımızı özgürce yaşamakta ve geleneklerimize göre ibadetlerimizi özgürce yerine getirmekteyiz. Baskı olduğunu iddia eden ve/veya ima eden beyanlar tamamen asılsızdır ve maksadını aşmaktadır.

Geçmişte yaşanılan birçok sıkıntı ve mağduriyet zaman içinde çözüme kavuşturulmuştur. Geliştirilmesini arzu ettiğimiz konular hakkında ise karşılıklı iyi niyet ve çözüm iradesi ile devletimiz kurumları ile devamlı istişare etmekteyiz. Kamuoyuna doğru yönde bilgilendirme yapmanın sorumluluğu ve bilinci ile bu ortak açıklamayı yapmaktayız.”

Ecnebi gazeteciler bizimle görüştüğünde hevesle bu soruları ısrarla sorarlar. Soruların önyargılı biçiminden zaten sizden ne tür bir cevap duymak istediklerini anlarsınız. Baskı gördüğünüzü işitmek isterler. Objektif cevaplar verdiğinizde çoğunun yüzü asılır. Zaten sizin cevabınızı da haberlerinde kuşa çevirerek, gömerek kullanırlar. Olumsuz görüşleri de başlığa çekerler.

Bu alışkanlık 19. yüzyılın Şark Sorunu’ndaki büyük devletlerin Osmanlıya dönük stratejilerinin uzantısından başka bir şey değildir. İstediklerini aldıktan sonra da aslında dertlerinin gayrimüslimler, Kürtler veya Aleviler vb. olmadığı açıkça ortaya çıkmıştır.

Bu bildiri altında da imzası bulunan Türkiye Katolik Ermenileri Ruhani Önderi Başepiskopos Boğos Levon Zekiyan bana Ermenilerin en rahat ettiği sürecin Osmanlı İmparatorluğu dönemi olduğunu ifade etmişti. Sanırım aynı şey İspanya’daki zulümden Osmanlıya sığınan Yahudi kardeşlerimiz için de geçerliydi.

İstanbul patrikliğimizi Fatih Sultan Mehmet kurmuştur. Çünkü Hıristiyanlıkta olduğu gibi, İslam’da da ırkçılık net biçimde yasaklanmıştır.

Bugün, son 16 yılın reformlarından sonra, Türkiye’de farklı dinlerden vatandaşların baskı gördüğünü iddia etmek asıl zulümdür. Böyle bir şey olsaydı, o bildiriyi din adamları asla yayımlamaz, bu yazar da sessiz kalmazdı. Bu tavır da sadece bize dair değil, ülkedeki herkese dair aynı olurdu.

Türkiye ile rekabette olan ülkelerin bu türden ayak oyunlarına ve onlara malzeme vermeye programlı içerideki birtakım kesimlerin malzemesi olamayız.

“Şu konuda bazı sorunlar var, çözülmeli” demek başka, “Ülkede azınlıklara baskı var” demek çok başka şeylerdir.

Cumhuriyet devrinde ilk defa bu iktidar döneminde Hıristiyanlar kilise yapabiliyor, ellerinden alınmış vakıf malları iade ediliyor, onlar üzerinde tasarruf edilebiliyor, mezarlıklar belediyelerce ihya ediliyor. Evet bunlar zaten yapılması gerekenlerdir. Öyledir de, dün niye yapılmıyordu ve dün neden Batı bunların peşine düşmüyordu?

Türkiye bizim vatanımız. Burada doğduk, burada doyduk ve nasipse burada öleceğiz. Kimse bizden bundan farklı bir görüş beklemesin. Biz birlikte Türkiye’yiz.

Düşün artık yakamızdan.


https://www.aksam.com.tr/markar-esayan/yazarlar/dusun-artik-yakamizdan-c2/haber-760641

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: