İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

İskân kurumunu yeniden düşünmeliyiz

Ferda Balancar / Agos

Şehircilik ve nüfus çalışmaları deyince Türkiye’de akla ilk gelen isimlerden olan Sema Erder’in ‘Zorla Yerleştirmeden Yerinden Etmeye: Türkiye’de Değişen İskân Politikaları’ adlı yeni çalışması İletişim Yayınları’ndan çıktı. ‘Toplum mühendisliği’ kavramının sosyal bilimlerden gündelik siyasete taşındığı günümüzde, bu ‘mühendisliğin’ en etkili araçlarından birisi olan iskân politikalarını Sema Erder’le konuştuk.
Hrant Dink’le görüşme notları
Eski bir Kınalıadalı olarak Hrant’la adada karşılaşınca selamlaşırdık, arada toplantılarda karşılaşıp ayaküstü konuştuğumuz da oldu. Daha sonra onu hayranlıkla izledim, yazılarını okudum, konuşmalarını dinledim ama onunla hiç uzun uzun konuşmamıştım. Burada aktaracağım görüşme onunla ilk ve son görüşmem oldu. Geçenlerde eski defterlerimi karıştırırken bu görüşmeyle karşılaştım. Bu görüşmeyi, 1990’larda Doğu Bloku’nun çözülmesinden sonra eski sosyalist ülkelerden çalışma amacıyla gelen kadınlarla ilgili Selmin Kaşka ile birlikte yaptığımız bir araştırma vesilesiyle yapmıştım. (Sema Erder ve Selmin Kaşka, 2003, Düzensiz Göç ve Kadın Ticareti: Türkiye Örneği, IOM, Geneva.) Görüşme, 9 Temmuz 2002’de Agos’un Osmanbey’deki ofisinde yapılmıştı. Bu görüşmeyi ve Hrant’ı unutmam imkansız, her zaman olduğu gibi çok içten, insancıl ve dostça konuşmuştu. Görüşmeyi banda almamıştım. Aşağıdaki metin benim o gün tuttuğum notların tıpkı yazımı, sorduğum soruları da yazmamışım ama cevaplardan soruların ne mealde olduğu kolaylıkla anlaşılıyor. Araştırma, Türkçeye ‘kadın ticareti’ olarak çevrilen ve kadınların zorla çalıştırılmak üzere kandırılarak zorla göç ettirilmesi anlamına gelen ‘women trafficking’ konusunda olduğundan, sorular da esas olarak bu yöndeydi.

“Türkiye’ye gelen Ermenistan vatandaşlarıyla ilgili iki farklı tepki var. Biri diasporanın tepkisi, Türkiye’ye muhtaç olmaları onların canını sıkıyor ve buraya gelmelerini istemiyorlar. Onursal olarak onur kırıcı görüyorlar bu durumu…

Buradaki cemaat ki 50 bin civarında… Onların gelişinden memnuniyet duyuyorlar. Onların gelişi bizi azalan bir cemaat olmaktan çıkardı, artan bir cemaat olarak bizi canlandırdı. Buraya dili, kültürü getirdiler. Onlarla ilişki bizi canlandırdı, zenginleştirdi. Biz karşı değiliz gelişlerine…”

“Onlara yardım etmeye çalışıyoruz. Ama durumlarına çok üzülüyoruz. Onlara örgütlü yardım edememekten dolayı çok üzgünüz… Örgütlü yardım için Hükümetten tepki geleceği korkusunu duyuyoruz, yoksa onlara yardıma hazırız… Ama bazı durumlar bizi çok rahatsız ediyor. Fuhuş yapanlar olduğunu duyunca çok rahatsız oluyoruz. ‘Ermeni fuhuş yapmaz’ gibi belki de çok yanlış bir düşüncemiz var. Üstelik Türkiye’de fuhuş yapmaları da bize daha onur kırıcı geliyor. Aralarında hırsızlık yapanları, katil olanları görünce daha da üzülüyoruz…”

“Dayanışma var, ancak olması gereken kadar yok. Belki de daha fazla yardım etmek gerekir. Ancak benim ‘Burada 30 bin Ermeni var’ demecime gelen tepkiler ve özellikle ‘Bu Ermenileri hemen sınır dışı edelim’ demeci bizi çok ürküttü… Onlara açıkça ve örgütlü koruma, sığınma evi açma gibi girişimlerimizi baltaladı. Ben bir iki yazı yazdım bu konuda ama bir işe yaramadı.”

“Türkiye-Ermenistan arasında resmi ilişkinin olmayışı bu durumu daha da zorlaştırıyor. Resmi ilişki olsa, Konsolosluk olsa belki bazı sorunlarını daha kolay çözeriz. Kültür ilişkilerini daha rahat kurarız. Onların durumlarını daha iyiye götürecek yardımlaşmalara aracılık yapabiliriz… Onların buraya gelişi zenginlik ve kültür. Çocuklar buradaki Ermeni okullarına gidebilir, eğitim görebilirler… Ama diplomatik ilişki olmadan bunları yapabilmek zor.”

“Onlar Ermenistan’da olduğundan daha çok burada kiliseyle ilişkililer. Kiliselerin olduğu yerlerde, Patrikhane’nin olduğu yerlerin yakınlarında oturuyorlar, ibadetlerini yapıyorlar. Kiliseden de belki bazı yardımlar alıyorlar.”

“Buraya gelenlerin yüzde 70’i, 30-50 yaş grubu kadınlar. Gençler, Amerika’yı, Fransa’yı, Kanada’yı tercih ediyorlar. Buraya sadece Ermenistan’a yakın olduğu için ve orada bakacak kimseleri olan, oradan ayrılmayacak olanlar geliyorlar. Bir de orada tek başına kalmış yaşlılar geliyor.”

“Orada Sovyet sistemi içinde zaten hepsi en az lise mezunu ve meslek sahibi ama burada mesleklerini yapamıyorlar, genellikle ev hizmetçiliği, hasta ya da çocuk bakıcılığı, dükkanlarda temizlik işleri yapıyorlar… erkekler daha az, daha çok kadınlar geliyor.”

“Fuhuş yapanlar komüniteden dışlanır. Burada bazı genç kız ve kadınlar ‘bu sektörde daha fazla para var’ diye fuhuş işine bulaştı ama onlar da cemaatten dışlandılar.”

“Buraya gelenler bakımından ‘trafficker’ gibi bir şey yok. Kendi aralarında haberleşerek geliyorlar. Zorla seks, fuhuşa zorlama diye bir şey söz konusu değil, mafia da yok.”

“Parasızlık, açlık, evsizlik, yersizlik, fakirlik, işsizlik gibi sorunları olanlar bize, cemaate başvurur; onlara da herkes elinden geldiği kadar yardımcı olmaya çalışır.”


http://www.agos.com.tr/tr/yazi/20902/iskn-kurumunu-yeniden-dusunmeliyiz

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: