İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Bagradunîler İslâm hâkimiyetinde

İlhami Yangın

Bizans ile Sasanîler, Ermenistan toprakları üzerinde savaşmaya devam ederken; Kafkaslar üzerinden Doğu Anadolu’ya ve İran içlerine sarkan Hazar Türkleri de bu savaşlara dâhil oldu. Çoğu zaman üç ya da dört ordunun karşı karşıya geldiği büyük savaşlarda, bölgedeki şehirler, kasabalar ve köyler tekrar tekrar yıkılıp, viraneye döndü.

Dönemin en büyük üç imparatorluğu olan Bizans, Sasanîler ve Hazar Kağanlığı ardı arkası kesilmeyen savaşlarda kozlarını paylaşırken, tamamen harabe hâline dönen bölgeye, bu kez de İslâm ordularının akınları başladı.

Müslümanların 640 yılından itibaren bölgeye girmesiyle ortalık iyice kızıştı.

Sasanî İmparatorluğunun tarih sahnesinden silinmesi, Bizans İmparatorluğu’nun İslâm orduları karşısında ağır yenilgiler alarak geri çekilmek zorunda kalması neticesinde, eski Ermenistan krallık ve prensliklerinin yer aldığı topraklar 640-653 yılları arasında gerçekleşen başarılı seferler sonunda Müslümanların egemenliği altına girdi.

Bölgedeki İslâm hâkimiyeti farklı dönemlerde çeşitli safhalara ayrılarak değişiklikler gösterdi.

Müslümanlar, Doğu Anadolu bölgesine, Hazreti Ömer ve Hazreti Osman’ın halifelik dönemlerinde girdi. İlk valiler, bu Halifeler tarafından görevlendirildi ve bölgede İslâmî idare sisteminin temelleri atıldı.

Çok geçmeden, Müslümanlar da kendi aralarında savaşa tutuştu. İslâm birliğini sağlamaya yönelik çabalara rağmen, karışıklıklar dinmek bilmedi. Savaşlar yaşandı, kardeş kanı akıtıldı.

Dört Halife döneminden sonra, 661-750 yılları arasında, bölgeyi Emevî Hanedanı idare etti.

Emevî Hanedanı sadece rakipleriyle değil kendi içinde bile kavgaya tutuşmuştu. Her halifenin en az beş altı tane eşi oluyordu. Bu eşlerin her biri güçlü aşiretlere mensuptu. Halifeler, köklü aşiretlerin desteğini almak için, bu evlilikleri özellikle yapıyordu.

Dolayısıyla her Halife’nin en az yedi – sekiz belki daha da çok oğlu oluyordu (kız çocuklar taht kavgalarında hak iddia edemezdi).

Emevî halifeler, taht iddiasında bulunan rakiplerine karşı konumlarını pekiştirmek amacıyla, oğullarını ve yakın akrabalarını devlet kademelerinde yüksek mevkilere getiriyor, genellikle ordu komutanı ve eyalet valisi yapıyordu.

Halife’nin vefatı ile birlikte taht mücadelesi başlıyordu. Halife’nin ölümünü bekleyen Araplarda çok baskın olan aşiret, soy, sop akrabalık bağları hemen devreye giriyor; güçlü kabileler, kendi akrabaları olan eşten doğan çocuğun tahta geçmesi için ellerinden ne gelirse yapıyordu. Bu mücadele için tetikte bekleyen ve kendi geleceklerini düşünen vezirler, askerler, bürokratlar da kendisine yakın olan kişinin tahta çıkması amacıyla hadiseye karışıyor, sonrasında kan gövdeyi götürüyordu.

Emevî Hanedanı’nın güç kaybetmesindeki en önemli neden, kardeşler ve akrabalar arasında yaşanan, dinmek bilmez taht kavgalarıydı.

Hilafet makamında gözü olanlar yalnızca kardeşler, akrabalar ve aşiretler değildi. Şiîlerden Sünnîlere, Haricîlerden Bâtınîlere varıncaya kadar muhtelif mezhepler iktidar üzerinde hak iddia ediyor ve İslâm Peygamberi Hazreti Muhammed’in gerçek takipçilerinin kendileri olduğunu öne sürüyordu.

İktidar mücadelesine girmiş olan etnik grupların ve mezheplerin gözünü kırpmadan ölüme gidecek binlerce fedaisi vardı. Bu fedailer, Hazreti Ömer, Hazreti Osman, Hazreti Ali gibi İslâm büyüklerini, kendi hayatları pahasına, tereddüt etmeden, öldürmüşlerdi.

Halifeliği elde etmek isteyen kardeşler, amcalar, dayılar ve çeşitli aşiretler savaş meydanlarında birbiri ile savaşa tutuşunca, her birinin on binlerce kişilik mevcudu olan ordular çok geçmeden tükendi, Emevî Hanedanı iyice kuvvetten düştü, iktidar kavgasındaki en güçlü alternatif olan Abbasî sülalesinin işi kolaylaştı.

Ebu Müslim Horasanî tarafından başlatılan isyan hızla genişleyerek Emevî iktidarının sonunu getirdi.

İslâm Peygamberi Hazreti Muhammed’in amcası Abbas bin Abdülmuttalib’in soyundan gelenlerin oluşturduğu yeni hanedana Abbasîler adı verildi.

Abbasî yönetimi, 750 yılından itibaren, İslâm Devleti’ne -dolayısı ile Ermenistan bölgesine- hâkim oldu.

Abbasî Hanedanı, İslâm Devletinin başına geçtiği günden itibaren, hilafet sınırları içinde iktidar iddiasında bulunan muhaliflerle mücadele etmeye ve kendi varlığını korumaya ağırlık verdi.

Devasa bir coğrafyayı tek merkezden idare etmenin zorluğunu yaşayan Abbasîler iktidara geldikleri ilk yıllardan itibaren ciddi problemlerle karşılaştı.

İslâm Devleti’nin batı ucundaki Endülüs Eyaleti çok karışmıştı; Hanefilerden Hambelilere, İsmailiyeden Sünnîlere kadar çeşitli mezhepler; Berberilerden Araplara, Emevîlere kadar yirmiye yakın etnik ve siyasî menşeli grup Endülüs’ü ele geçirmek için kıyasıya mücadele ediyordu.

Yaşanan iktidar kavgaları sonucunda Endülüs Eyaleti, Abbasîlerin elinden tamamen çıktı. Endülüs’ü kaybeden Abbasî Hanedanı bir müddet sonra Kuzey Afrika’ya da söz geçiremez oldu (çok geçmeden Kuzey Afrika da elden çıkacak, Fatımi Devleti ilân edilecektir). Abbasîlerin elinde kalan diğer bölgelerdeki karışıklıklar had safhadaydı.

İslâm Devleti’nin batı ve doğu bölgelerinde, kısa bir zaman dilimi içinde, bağımsız veya yarı bağımsız, çok sayıda mahallî hânedan ortaya çıktı.

Abbasî Hanedânı’nın bekasından başka hiç bir şey düşünemeyen Halifelerin bu kargaşa dönemlerindeki en büyük desteği Orta Asya’dan Bağdat’a gelmiş olan Türk askerler oldu. Kimseye güvenemeyen halifelerin ve devletin güvenliğini Türkler sağlıyor, ülkeye saldıran ordulara ve iç karışıklıklara Türkler müdahale ediyordu. Durum böyle olunca, bazı istisnalar dışında, halifeler saraydan dışarı adım atmaz hâle geldi, saraylarda – köşklerde keyif ve eğlence devri başladı.

*

Müslümanların Anadolu’ya girdiği dönemde, Ermenistan adı verilen coğrafî bölgedeki belli başlı Ermeni aşiretler şunlardı: Kars ve civarında Gamsaragan (Kamsarakan). Başkale ve Van’da Ardzruni. Gevaş’ta Rştuni. Tekman’da Vahevuni. Erciş’te Abahuni. Malazgirt’te Knuni. Maraş, Muş, Van civarında Yervanduni, Artaşesyan ve Bagradunî. Geniş bir bölgeye yayılmış olan eski kraliyet aşireti Artaksias; yine geniş bir bölgeye dağılmış olan Ermenilerin en güçlü ve en saygın kraliyet aşiretlerinden biri olan Mamikonian.

Bölgede bu aşiretler dışında küçük çaplı Ermeni aşiretler de vardı.

En güçlü Ermeni kraliyet hanedanı olan Mamikonian aşireti, Bizans İmparatorluğu’nun Sasanî İmparatorluğu karşısında uğradığı bozgunda çok büyük yıkım yaşamış, toplu katliamlar nedeniyle bölgeyi boşaltmak zorunda kalmıştı. Bizans İmparatorluğu’nun sadık taraftarı olan Mamikonian aşireti, 571 yılında gerçekleşen Sasanîlerin ezici zaferinden sonra, arazilerini bırakarak, başlarında 2. Vardan Mamikonian olmak üzere, Ermeni katolikosu ve piskoposları da yanlarında olduğu hâlde İstanbul’a gitmiş, aşiret üyelerinin bir kısmı katliam korkusuyla Bizans İmparatorluğu’nun Karadeniz bölgesine yerleştirilmişti.

Sadece Mamikonian aşireti değil, diğer Ermeni aşiretler de savaşların seyrine, taraftarı oldukları imparatorluğun savaşlardaki başarısına göre topraklarını terk ederek göç etmek zorunda kalmış, savaşlar bitince de geri dönmüşlerdi.

Sasanî İmparatorluğunun önce Bizans daha sonra da Müslümanlar karşısında ağır yenilgiler alarak yıkılması en çok Bagradunî aşiretini etkiledi.

Bagradunî aşiretinin reisi 2. Varaztiros Bagradunî’nin Kisra 2. Hüsrev’i indirerek yerine oğlu 2. Kavadh’ı tahta çıkartma komplosu da bir işe yaramamış, yeni Kisra’nın ani ölümü nedeniyle 2. Varaztiros Bagradunî, Ermenistan valiliğinin keyfini sürememişti.

2. Varaztiros Bagradunî, ani bir manevra ile Bizans İmparatorluğu safına geçerek, kouropalates rütbesi ile yeniden Ermenistan valisi olmuş ancak bu kez de bölgeyi Müslümanlar ele geçirmişti.

Savaşlar nedeniyle zor duruma düşen küçük büyük Ermeni aşiretlerinin hepsi bu dönemde büyük çaplı hasarlara uğradı.

*

Aynı yıkımlar Müslümanların Doğu Anadolu bölgesine ilerleyişinde devam etti. İslâm ordusuna karşı, Bizans ile birlikte savaşa iştirak eden çok sayıda Ermeni aşiret, savaşları Müslümanların kazanması üzerine zor duruma düştü, aşiret liderleri bölgeden firar etmek zorunda kaldı.

İslâm hâkimiyetine karşı direnen bazı Ermeni aşiretler sert tedbirlerle dize getirildi. Yer yer meydana gelen Ermeni isyanları şiddetle bastırıldı.

Nahçıvan bölgesinde ayaklanan Ermenilerinin neredeyse tamamı 705 yılında Emevîler tarafından katledildi.

774 yılında Mushegh Mamikonian öncülüğünde başlatılan isyana diğer Ermeni aşiretler de destek verdi ancak 30 bin kişilik İslam ordusu çok sert tedbirler uygulayarak isyancıları ezdi.

İslâmî fetihler sonrası, ele geçirilen diğer bölgelerde olduğu gibi, Ermenistan çevresinde de hâkimiyet altına alınan yerlerin idaresi, cizye ve haraçlarını ödemek şartıyla, aynı toplumun soylu ailelerine veriliyordu.

Bölgede görevlendirilen Müslüman valiler ise daha çok vergilerin toplanması, yolların emniyetini sağlanması, bölgenin savunulması ve askerî fetih harekâtlarını yürütmekle görevliydi.

Ermenistan’ın tamamı Emevî hanedanı döneminde fethedilmiş ve merkez Divin şehri olmak üzere bir eyalet haline getirilmişti.

Buraya gönderilen Emevî valiler daha ziyade askerî ve malî işlerle meşgul oluyor, eyaletin içişlerini Ermeni asilzâdelere bırakıyorlardı.

İslâm dünyasının Emevîler devrinde kargaşa içine yuvarlanmasını fırsat bilen bazı Ermeni aşiretler bağımsızlık talebiyle ayaklandıysa da, şiddet kullanarak isyanları bastıran Emevî valiler asayişi yeniden tesis etti.

Abbasîler döneminde de yer yer isyanlar görüldü. Bölge valileri sert tedbirler alarak isyanları sonlandırdı (Bu isyanların en şiddetlisi Halife el-Mütevekkil zamanında (850) patlak veren ve Türk kumandanlardan Boğa el-Kebîr’in uzun ve çetin mücadeleler neticesinde bastırabildiği isyandı. Boğa el-Kebîr isyanı bastırdıktan sonra çeşitli soylu ailelerden çok sayıda Ermeni prensi rehin alarak başkente getirince bölgede uzunca bir süre ayaklanma yaşanmadı).

*

Sasanîlerden kopan Bagradunî aşireti, Bizans İmparatoru Herakleios tarafından Kuzey Mezopotamya’ya yerleştirilmişti.

Anadolu’ya hâkim olmaya başlayan Müslümanlarla irtibat kurarak, bağlılık bildiren ilk Ermeni topluluğu Bagradunî aşireti oldu.

Bagradunî aşireti, ilk Emevî halifesi 1. Muâviye zamanında (661 – 680) en iyi dönemini yaşadı.

Son Emevî Halifesi olan Halife Mervan b. Muhammed’in Azerbaycan ve Ermenistan valiliği sırasında ise gayet samimi bir yaklaşım ve yardım görmüşlerdi.

Emevîler döneminde rüşvet yaygındı ancak ismi rüşvet değil hediyeydi. Sadece valiler ve üst düzey bürokratlar değil halifeler de hediye (rüşvet) almayı alışkanlık haline getirmişti.

Valilerin ve halifelerin rüşvet yeme tutkusunu değerlendiren Bagradunî aşireti, göç etmek zorunda kalan diğer Ermeni aşiretlerinin topraklarına yerleşerek, mallarına el koyarak bölgedeki nüfuzunu genişletmeye başladı.

Bu nedenden ötürü Bagradunî aşireti, Emevî-Abbasî mücadelesinde Emevîlerin kazanmasını istemişti.

(Devam edecek)


http://www.avazturk.com/bagraduniler-islam-hakimiyetinde-1493yy.htm

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: