İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Veysi Dündar Peder Remzi Diril ile görüştü: “Barış için barış ruhuna sahip olmak lazım…”

Ülkemiz sadece etnik unsurları bakımından değil inanç sistemleri bakımından da zengin. Dünyada var olan hemen her inancın Türkiye’de temsilcileri ve inananları mevcut.

Bu zengin renklerden biri de Hıristiyan inancının en eski müntesiplerinden sayılan Keldaniler.

Veysi Dündar ülkemizdeki Keldaniler’in dini lideri Remzi Diril ile İstanbul/Galatasaray’daki Keldani Kilisesi’nde görüştü.

Keldaniler hakkında genel bilgi

Keldaniler, Asurlar’ın Katolik kısmını oluştururlar.

Efes Konsili’nden sonra bağımsız bir diofizit kilise kuran Nasturiler, Orta Doğu ve Hindistan’da yayılırlar.

1553 yılı itibarı ile Nasturi hiristiyanların bir kısmı Katolikliği benimser ve Papa’nın otoritesini kabul ederler. Yeni kurulan bu kiliseye Keldani Kilisesi ve bu tarihten sonra Katolikliği benimseyen Doğu Kilisesi hristiyanlarına Keldani adı verilir. Bazıları ise Keldani adının bu halka Katoliklik sonrası verilmediğini, ismin antik bir Güney Mezopotamya halkı olan Kaldeliler’den geldiğini savunur.

Keldaniler Papa’nın otoritesini kabul etmekle beraber kendi inanç sistemlerinin bir kısmını koruyabilmiş ve ayinlerini ana dilleri olan Asurca’da (Neo-Aramice) yapmayı sürdürmüşlerdir. Günümüzde ayinlerinin bir kısmı Arapça olarak da yapılmaktadır.

Katolikliğe dönüştürülmemiş olan kısım (Nasturiler) uzun bir süre Hakkari merkeze bağlı Kodşanıs (Konak) köyünü patriklik merkezi olarak kabul etmişlerdir. Nasturi patrikleri 1918’e kadar bu köyde ikamet etmişlerdir. 9. yüzyıl ortalarına dek Hakkari nüfusunun yaklaşık yarısını oluşturan Nasturiler, 1843 ve 1846’da Cizîra Botan mîrî Bedirhan Bey ile Hakkari mîrî Nurullah Bey’in düzenlediği iki saldırıda önemli ölçüde zayiat vermişlerdir. 1915-18 döneminde Kürt aşiretleri ile çatışan Hakkari Nasturileri önce İran’da Urmiye yöresine ve daha sonra İngiliz yönetimine giren Irak’a iltica etmişler. Günümüzde Patriklik Merkezi Irak’ta Bağdat’dır. Patrikleri Louis Raphaël I Sako’dur. Irak’ın eski lideri Saddam Hüseyin’in başbakan yardımcısı Tarık Aziz (Mikhail Yuhanna), günümüzde en tanınmış Keldanilerdendir. Irak’taki yaklaşık yarım milyon Hıristiyan’ın çoğunluğunu Katolik Asurlar (Keldaniler) oluşturur. Musul’da yaklaşık 50 bin Keldani yaşamaktadır. (Vikipedi’den alındı).

Giriş

Remzi Diril, ülkemizdeki Keldanilerin muvazzaf pederi. Kiliseleri Galatasaray meydanından Ömer Hayyam istikametinde, İngiliz Konsolosluğu’nun karşısına denk geliyor. 

Türkiye çapında 5 bin civarında cemaatleri var. Türkiye’de Papaz, Peder, Kaşişo olmayı ve burada bulunmayı, hemen hemen her şeyi konuştuk Kaşişo Diril ile. Kendisi tüm samimiyetiyle cevapladı sorularımı. Çok bilgilendiğim bir söyleşi oldu. İstifadelerinize sunuyorum. İyi okumalar…

Veysi Dündar (VD): Çoğunluğun Müslüman olduğu bir ülkede Hıristiyan olmak nasıl bir şey?

Remzi Diril (RD): Güzel bir duygu aslında. Çünkü; kendi dini değerlerimize daha çok önem veriyoruz ve korumaya  çalışıyoruz. Farklılığımızla da iyi örnek olmaya çalışıyoruz. Bu da aslında bizim için bir problem değil, tarih boyunca bu birlikte yaşama kültüründe çok güzel örnekler bulunmaktadır. 

VD: Asuri Keldani ve Süryanilerin farklılığı nedir?

RD: Aramızda büyük farklılıklar yoktur. Hakikatte hepimiz Asurluyuz ama tarih içinde  zamanla  gruplaşmalar ve bölünmeler oldu. Din veya politika nedeni ile bu ayrışmalar vardır. Sadece dilde lehçe farkı vardır ve coğrafi geleneklerde etkileşimler sonucu doğan küçük farklılıklar dışında din olarak mezhepler seçiminde Katolik Ortodoks ve Protestanlığı seçenler arasındaki farklılıklardır. Araştırma için bir çok Türkçe kaynak bulabilirsiniz.

VD: Hiç korktunuz mu bu ülkede farklı bir dini yaşamaktan? Kendinizi ne zaman güvende hissettiniz? Ya da en korktuğunuz zaman hangisi idi?

RD: Evet korktuğumuz anlar olmuştur. Daha çok cahil bilgisiz insanlardan. Ama yüzde doksan her zaman kendimi güvende hissetmişimdir ve şimdi de rahat rahat çok güvende  olduğumu söyleyebilirim. Devlet ne zaman ki; kanunları ile hukukunu ve haklarını  koruyorsa o zaman güvendesindir, demektir. Devletimizde de bu şekilde güvenle korunduğumuza inanıyorum. Çünkü; inancım sadece barış ve huzur için, yaşam için çalışmamı buyurur. Sadece bunu istemeyen varsa ondan çekinirim. Onun dışında hiçbir şeyden korkum olmaz.

VD: Doğuya daha fazla barışı sağlaması için neden din adamı gönderilmiyor?

RD: Veysi Bey, kilise olarak cemaatimiz kalmadığı için doğuya papaz gönderme gereği duymuyoruz. Ama devletimiz bu konu ile ilgili bir görev verirse elimizden gelenin en iyisini yapmaya hazırız. Matta 5: 9 İncil’inde Mesih İsa şöyle der; “Ne mutlu barışı sağlayanlara! Onlara Tanrı oğulları denecek.”

Bu sözle her zaman barışı sağlamak ve barışçıl insanlar olmaya çalışıyoruz. Barış sakız çiğner gibi kolay bir söz değildir. Barış için barış ruhuna sahip olmak lazım yoksa insansal  zayıflığımız yüzünden birbirimizi yeriz. Bu yüzden her dinden, din adamları ruhani olup barış ruhu taşıyarak insanlar olalım ki gittiğimiz ve görev aldığımız ve alacağımız her yerde dinin ve inancın İNSANLIĞA hizmet ettiğini insanlara gösterelim.

VD: Kendinizi ötekiler gibi hissediyor musunuz Türkiye’de?

RD: Ötekiler konusunda maalesef ülkemiz bunu daha aşmadı. İnşallah zamanla aşılacaktır…

VD: Keldaniler yok olmaya yüz tutmuş bir dinin ve halkın müntesipleridir. Sizce bu riskin ortadan kaldırabilmek için devletin ve toplumun üzerine düşen görevler nelerdir?

​RD: Devletin bir değeri olan bu kültüre değer verilirse korunur, öğretilir ve eğitilir. Genel kültürümüzün bir parçası ve zenginliği haline gelir. Bu şekilde nasıl eskiden kaynaştıysak ayni şekilde tüm güzelliklerimizle bir arada olunca yaşam kalitemiz artacaktır. Böylece yerli halk olarak, devletin koruması altında yaşamaya devam edilir.

VD: Sizler kendi dininiz ve dilinizin gelişimi ve devamlılığı için ne tür girişimlerde bulunuyorsunuz.? Bu girişimlerinize olumlu bir dönüş alıyor musunuz?

RD: Üzülerek söylüyorum ki; biz dil konusunda yok olduk. Sadece yazılı eserlerimiz var ama konuşan olarak sıfırız diyebilirim. Din açısında yaşıyoruz ve gelişiyoruz ama tabiri caiz ise Türk olarak; yani Türkleşmiş Hristiyanlarız sadece… Çünkü; dualarımızı ibadetimiz anlaşılsın diye hep Türkçe yapıyoruz. Devlete herhangi bir başvuru olduğunu zannetmiyorum. Ama bize yakın olan Süryani Ortodoks cemaat ve kilisesinin yaptığı  başvurularda küçük de olsa neticeler aldığını görüyoruz. 

Diyalog önemli

VD: İmamlık varken niye Papaz oldunuz? Dinler arasındaki farklarımız nelerdir? Dinlerarası diyalogdan yana mısınız?

RD: Ben Hristiyanım; imam olabilmem için herhalde Müslüman olmam lazım ki, o da  mümkün değildir. Dinler arasında fark vardır. Bu da Ortadoğu’da gelişen gelenek ve göreneklerden kaynaklanıyor bence. Ve biz Hristiyanlığa din değil hayat felsefesi olarak, yaşam olarak bakıyoruz. Bu farkları anlatmak için bir oturum gerekli bence, yada ayrı bir makale yazılmalı.

Dinlerarası Diyaloğa katlıyorum. Olması lazım. İnsanlığa hizmet etmek için Allah’ın suretinde yaratılmış olduğumuz ve Tek yaratıcıya inandığımız için diyalog var olmalıdır.

VD: Sizleri ve kiliselerinizi ziyarete gelen diğer ehli kitap dinlere müntesip insanların ilk tepkileri ve merak ettikleri ne oluyor?

​RD: Ziyaretimize gelen herkese kapımız açıktır. İlk  izlenimler kilise  yapısı resimler, kilise tarihi, imar işi ve buna  bağlı sorular oluyor. Genelde kimse ile din konusunda münakaşa olmamıştır. Bazen de kutsal üçlük, Meryem Ana hakkında sorular oluyor ya da “Neden İslâm’a inanmıyorsunuz?” sorusu  geliyor. 

VD: Günümüzde farklı dinlere inanan insanlar bazı bölgelerde dinsel ve mezhepsel çatışmaların ve savaşın parçası haline gelebiliyor. Bunun önüne geçmek için özelikle semavi din adamlarının ne tür bir söylem geliştirmesi gerekiyor?

​RD: Gerçekten  önemli bir konu… Bunu gündemde tutmak gerekir… Ki devletin ve siyasetçilerin yardımı ile bazı yenilikler, reformlar yapılması lazım. Devlet ile din işlerinin birbirinden nasıl ayrıldığı ve dinin siyasete etkisi sınırları belirlenmiş olsun. Çünkü; devletin daha iyi yönetilmesi insanların vicdan sahibi merhametli, iyi idarecilerin yetişmesinde dinin rol oynaması gereklidir. Yoksa hep bu problemleri yaşayacağız ve dini siyasete alet ederek bu tür manzaralarla  çok karşılaşacağız. Semavi dinler bence hepsi reformlardan geçmesi lazım. Çünkü; Allah bu dünyada yaşamı yarattı. Ama zulümle, nefretle, kinle ve kargaşayla kendi arzularımız için bir birimizi yiyelim diye değil… Allah her şeyin en güzelini bize verdi ve bizim bunu en güzel şekilde kullanmamız lazım. Bu yönde ancak dinler arası diyalogların verdiği meyveler doğrultusunda barışçıl, insan haklarını koruyacak söylemlerin gelişebileceğine inanıyorum. Ki bu böyle olursa da Allah’ın bereketi, hepimizin üzerine gelir ve her yönde barış ve huzur meyvelerini topladığımızı göreceksiniz. 

“Çözüm sürecinde geri dönüşler başlamıştı…”

VD: Devlet ile PKK arasında sıkıştığınızı düşünüyor musunuz?

RD: Ben Şırnaklıyım ve Hristiyan biri olarak doksanlarda maalesef evet sıkışıp kaldığımızı  düşünüyorum. Çünkü biz kimsenin canının yanmasından yana değiliz. 

VD: Dün ve bugünün farkı? Göç ve çatışmaların ilk boşalan köyleri olması nedeniyle, sonraki yaşam ve çözüm sürecinde dönüşlere ilişkin umutlarınız?

​RD: Bu soruya sadece dini olarak ya da kilise gözünden bakıldığında bence dün kötü idi  bugün iyi, ama dünün kötülüğü yüzünden bugünü göremiyoruz. Boşalan köyler maalesef devlet  bunları koruyamadı. Eğer Mustafa Kemal Atatürk’ün ; “Köylü Milletin Efendisidir.” sözüne değer verilseydi bu gün bu köyler çoktan kurulmuş olurdu ve devlete katkıları  inanılmaz olabilirdi. Tabii bu benim şahsi düşüncem. Bizim  cemaat üyelerimizden maalesef Türkiye’de kalan olmadı nerdeyse. Daha güzel yaşam için Avrupa ülkelerine gittiler. “Doğru mu yaptılar?” derseniz, bence değil (herkes kendi kararında özgürdür.)… Çünkü; devletin gelişmesi bekası için kötü zamanda da mücadele etmek lazım. Sadece iyi günlerde cirit atmak değildir ve olmamalıdır. Birileri çalışsın ben her şey hazır olunca gelirim. Bu mantık da yanlıştır. Zorluklarla hep beraber mücadele etmek gerekir. Bu dinde olur, siyasette olur, fark etmez. 

​Çözüm süreci bazı noksanların ya da hastalıkların  iyileştirilmesinde açılan yeni bir hastane olabilirdi. Ama maalesef devam etmedi. Bu süreçte geri dönüşler başlamıştı. Fakat devlet destek olmadı, maalesef. Ya da biz tam prosedürleri anlamadık. Onun  için   havada  kaldı. 

İnşallah bir daha başlar ve ortak hedeflerde topluluklar olarak yeni kurulacak anayasada  herkes koruma altına alınır. Ülkemiz o vakit daha güzel günler görecektir.

VD: Bu topraklarda yaşanan akıl tutulmasını neye bağlıyorsunuz?

RD: Herhalde bir türlü düzene girmeyen eğitimden mi acaba? Ya da bu soruyu başka kişilere sorabilirsiniz…

VD: Tarihe yön veren din ve milliyet mi, madde ve iktisat mıdır?

​RD: Hepsi yön verir. Çünkü; birbiriyle bağlantılıdır ama en çok ekonomi tarihe yön verir. Herkes yaşamak ister. Önce karın doyacak. Maneviyat sonra gelir. 

VD: Dinler tarihi insanlığın savaş tarihi ile paralel, bunu nasıl açıklıyorsunuz?

​RD: Evet maalesef öyle görünüyor. Çünkü; insanoğlu her zaman doğruyu yanlışı ararken, ışığı ararken, zayıflığına ve doyumsuzluğuna kapılarak doğru kabul edip saplantı hale gelen düşünceler ve bunların kanunlaşması sayesinde karanlığa düşüyor. Bunun neticeleri öfke, ırkçılık, kibir gibi buna benzer bir çok duyguya kapılarak din insana hizmet edecekken zulmetmiş oluyor. Bu da çekişmeleri ve savaşları doğuruyor. Yani diyalog yok. Herkes doğru bildiğini okuyor, öğretiyor ve asabiyete dönüşüyor. Bu da savaşların çıkmasına sebebiyet veriyor.

VD: Dinler ahirete ölümden sonraki hayata talip olması gerekirken, dinlerin temsilcileri dünyaya hakim olmaya çalışıyor, neden?

​RD: Evet biraz gülümseten hakikat barındıran bir soru bu gerçekten. Daha önce de bahsettiğim gibi; din adamları, bilginleri daha çok teoloji ve ilahiyatla ilgilenmeli. Okuyan din adamları lazım, hizmet için, insanlık sevgisi için ve insanları sevmek, onlara değer vermek için. Çok iyi birer Ruhani olamadıkça beşeriyetimize dönüyoruz ve bu da maddiyetimizi tatmin etmeye çalışırken, bizi hedeften çok uzaklara taşıyor. Diğer yandan ise bu dünyada ben kardeşimi aç bırakmamakla mükellefim. Allah’ın nimetleri sadece benim için değil, aç kardeşimle de paylaşmam gerekir ve düşeni kaldırmaya çalışmasam, tabii ki öbür dünyayı düşünmüyorum demektir. Bir nevi bu tür bir tasarrufta bulunmak insanları kandırmak oluyor. Din ve gerçek hayattan  uzaklaştırılmış yobazlar yaratmış oluruz. Bu da bu dünyada tehlikeli çekişmeleri doğurur. Bu şekilde hedeften sapmış oluyoruz.  

VD: Dinler neden çatışıyor? Dinler neden barışa ortak hizmet etmiyor?

​RD: Veysi Bey bu soruları benden büyüklere  soracaksınız.

VD: Keldanilerin sanata ve edebiyata katkıları nelerdir? Sosyal yaşama ne gibi etkilerde bulunmuşlardır? 

RD: Keldaniler gökbilimle ilgilenenlere yani astronomi ile uğraşanlara denir. Bu yüzden milattan önce bilime çok şey katmışlardır ki, bugün kitabelerden hepimiz yararlanmaktayız. Hristiyanlığın kabulü ile ana dilini konuşan ve kendi alfabesi olan halktır. Bu nedenle bir çok filozof ve din alimi  yetişmiştir. Mesela BAR SAWMO felsefeye katkısı ile tanınır. Bir çok kitabı Arapça’dan Yunancaya, Yunanca’dan Arapça’ya çeviren insanlarımız olmuştur. Dinde Mor Efrem, Yakub SURUCİ ve daha bir çokları din, felsefe yazıları, makaleleri ile bu güne kadar bize ışık tutmaktadır. Bazıları bu gün Türkçeye çevrilmektedir. Bu şekilde merak eden herkes okuyup öğrensin. Bu şekilde hem dini öğretileri ile Mevlana gibi hem de edebiyata  katkı sağlamışlardır. Bugün Türkiye’de yok denecek kadar az sayıda kaldığımız için etkileyici bir yanımız yoktur. Fakat seksenli ve doksanlı yıllarından kalan  sanatçılarımız, doktorlar, hekimler, yazarlarımız mevcuttur ve iyi  meyveler vermektedirler.


http://www.ocakmedya.com/roportaj/2018/03/17/veysi-dundar-peder-remzi-diril-ile-gorustu-baris-icin-baris-ruhuna-sahip-olmak-lazim/

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: