İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ateşyan başarabilir

Ohannes Kılıçdağı

A. Ateşyan, toplumu yıpratmaya, germeye devam ediyor. Gedikpaşa’da yaptığı ‘cezalandırma operasyonu’ oyunun şimdilik son perdesi oldu. Tipik bir despot gibi kendisine karşı çıkacak eleştirel bir sese tahammülü yok. Halk tarafından seçilmiş meşru bir patriğin bile, herhangi bir kilisenin ruhanisini sadece kendi isteğiyle, kimseye danışmadan değiştirmeye yetkisi olup olmayacağı dahi tartışmaya açıkken, Ateşyan gibi, makamı gayrimeşru şekilde işgal eden birinin buna hakkı zinhar yoktur. Makamı gayrimeşru biçimde elinde tutan birinin alacağı her karar, yapacağı her uygulama gayrimeşrudur. Bakın, doğruluk-yanlışlıktan bahsetmiyorum. O tartışmaya girebilmemiz için kararların meşru bir makamdan çıkması ilk şarttır. Böyle bir meşruiyeti olmadığı için Ateşyan’ın tasarruflarının doğruluğu-yanlışlığı dahi tartışılamaz.

Ateşyan, herkese ibret olsun diye, kendisine açıktan muhalefet etme cesaret ve onurunu gösteren ve bunu her platformda dile getirmekten çekinmeyen Harutyun Şanlı sebebiyle, Der Zaven’i o kiliseden alarak bütün Gedikpaşa cemaatini cezalandırmaya kalktı ya; bence haklı, buradan gerçekten diğerleri için de alınacak bir ibret var. Bir kişiye olan husumetine bütün bir vakfı ve cemaati alet etmekten çekinmeyen biri, yarın öbür gün başka bir vakıf başkanının, yönetim kurulu üyesinin, yöneticinin söylediği bir sözü, yaptığı bir işi beğenmezse, elindeki bütün imkânlarla bir operasyon da o kurumlara yapmaktan da çekinmez. O zaman diğer vakıfların alacağı ders şudur: Bugün Gedikpaşa’yı, Harutyun Şanlı’yı yedirirsen yarın sıra sana gelir. “Ermeni’yi dövdürmeyecektik” hikâyesini hatırlıyorsunuz, değil mi?

Tarihte İstanbul Ermeni Patrikhanesi’ne ayrılan sürenin sonuna hızla yaklaşıyoruz ve bu hikâyenin baş kötü karakterlerinden biri, kuşkusuz, Ateşyan. Ona diğer başrollerde veya kimi zaman aktif, kimi zaman pasif kalarak yan rollerde eşlik edenler de var. Kimi ruhanilerin de sorumluluğu, hatta vebali var ama birçok vakıf başkanı vs. ruhaniler kadar bile inisiyatif almadı, elini taşın altına koymadı, hâlâ da koymuyor. ‘Patrikhane’nin sonu’ derken mutlaka isminin, cisminin ortadan kalkmasını kastetmiyorum. Bugün Ateşyan, etrafına Ergenekon kumaşından birtakım karanlık adamları toplayarak, Patrikhane’yi silahlı adamlarla doldurup, Papa Eftim’lerin kukla patrikhanesine çevirme yolunda hızla ilerliyor. Bu da, Patrikhane’nin sonu demektir. Bu yolda, değil yanında yürüyenler, onun patrik genel vekilliğini kabul edip ona selam verenler dahi bu suça ortaktır. Hepsinin ismini tarih kitapları bir bir yazacak, biz unutsak gelecek nesiller hatırlayacak. Çok konuşulan bir yol olarak, Eçmiadzin’in Ateşyan’ın rütbelerini alması dahi onu ve onu kukla patrik yapmaya çalışanları durduramayacaktır. Bilakis, işlerine bile gelebilir. Ateşyan’ı durdurabilecek tek şey Türkiye Ermeni toplumunun tabanından, vakıflar başta olmak üzere toplumun kurumlarından, kanaat önderlerinden gelecek yüksek sesli itirazlardır. Nitekim, patrik seçimlerinin bir an evvel yapılması için açılan imza kampanyasına imza verenlerin sayısı bu yazı yazılırken 1400’ü geçmişti, ama yetmez. Her fırsat, her platform kullanılmalı. Bugün kimsenin, hiçbir kurumun Patrikhane’den çıkacak sözlere kulak vermek gibi bir yükümlülüğü yoktur. İçinde bulunduğumuz ahval ve şeraitte oradan gelen sözlerin bir ağırlığı yoktur.  

Ateşyan, yalnız kendi prestijini, onurunu yıpratmıyor, ki onlardan geriye fazla bir şey kalmadı zaten. Fakat, genel olarak din adamı kimliğinin onurunu, prestijini de yıpratıyor. Sosyal medyadan, içinde bulunduğum gruplarda söylenenlerden izlenimim odur ki ruhanilerle halk arasındaki mesafe de bu yüzden giderek açılıyor. Kızgınlık bir bütün olarak ‘ruhban sınıfı’na yöneliyor. Ben ruhanilerimizin hepsinin bu öfkeyi hak ettiğini düşünmüyorum. Belli bir yerden sonra dünya görüşlerimiz ayrılsa bile, şüphesiz, içlerinde Der Zaven gibi çok değerli, manevi dünyası derin insanlar var. Fakat, herkesten önce ruhanilerin kendilerini bu duruma düşürene karşı durması gerekir. Bir kişi yüzünden bütün din adamlarını yargılamamak gerektiği sözü doğru ama artık pek faydası yok. Ateşyan’a kızarak konuşanlara, diğer ruhanileri tenzih etmeleri gerektiğini hatırlatmak haklı bile olsa, süreç uzadıkça etkisiz kalmaya mahkûmdu ve öyle de oldu. Ateşyan orada o sıfatla durduğu sürece, genel olarak din adamı kimliğinin ve imajının zarar görmesi kaçınılmazdır. İnsanlar, Ateşyan kadar ona ‘itaat’ eden din adamlarına da kızıyor. Patrikhane gemisinin dümenini dalavereyle ele geçirmiş biri, o gemiyi hızla kayalıklara doğru sürüyor. Dümeni onun elinden alamazsanız, kayalara bindirdiğinizde dalgalara “Bizi yutmayın, onu yutun” demenin faydası olmaz. Sonuçta ruhaniler, değil Ateşyan’ın, seçilmiş meşru bir patriğin bile hizmetçisi değildir. Onlar, etraflarında toplanıp manevi rehberlik bekleyenlerin, kiliselerinin hizmetkârıdırlar. Yanılıyor muyum? Cemaatlerine liman olacakları gibi, son kertede her türlü beladan sığınacakları liman da gene cemaatleri ve kiliseleridir. Bu millet, cemaatiyle ölüme giden ruhanileri de, cemaatini gammazlayan ruhanileri de gördü. Hangisi olacağınız sizin kararınız.


http://www.agos.com.tr/tr/yazi/20314/atesyan-basarabilir

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: