İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

‘İçimizdeki Azeri’yle yüzleşmek

Aris Nalcı
Nisan ayı nasıl Ermeniler için önemli bir yere sahip ise Şubat ayı da Azeriler için o kadar önemli. Özellikle son 7 yılda gördüğüm o ki Azeri diasporası Hocalı’da yaşananları gündeme getirmek için propaganda aletlerinin kesesini açıyor.


İlk olarak Hocalı yürüyüşü ve eylemlerine 6 yıl önce İstanbul Taksim’de o meşhur Türkiye İçişleri Bakanı’nın (adını bile burada anmaya tenezzül edilmeyecek kadar gereksiz) Ermeni nefreti söylemleri ile dolu konuşmasını yaptığı ve binlerce insanın ellerinde “Ermeni piçleri” yazılı pankartlarla sokaklarda gezdiği eylemde katıldım.

Evet katıldım.

Diasporalı bir Ermeni olan Linda’nın cesareti ile o binlerin arasına girip elimde gopro kamera ile yaptığımız röportajlar, eyleme katlan Azerilerin bizleri ikna çabaları ve sonrasında kendilerinin ‘1915’in soykırım olduğuna’ ikna olarak bizle pazarlığa oturdukları görüntüler dün gibi aklımda.
İsterseniz izleyebilirsiniz.

Sonrasındaki yıllarda Türkiye-Ermenistan kadar Azerbaycan-Ermenistan ilişkilerini de izledim. Buradan kendime deneyimler çıkarmaya devam ettim. TRT’nin komşu plak programına yardım ederken Gürcistan’da Tiflis’te bizimle bir Türk otelinde oturup yemek yiyen Azeri işkadınının “Sen bizim oralara gelmiyorsun ki buralarda Azerileri tanımaya çalışıyorsun” sözleriyle özeleştirimi yapıp bir Alman vakfının davetlisi olarak Türkiye-Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki ilişkileri konuşmak için Bakü’ye gidecektim ki İstanbul Azerbaycan Konsolosluğu’na vize başvurusu yaptım, ve başvurumu bile almadıklarından Bakü’ye gidemedim.

Baktım olmayacak Objective Gazetecilik bursu ile 2015’te bu ülkelerin anlaşmazlıklarının ortak noktası üzerine sürekli her tarafın atıp tuttuğu Dağlık Karabağ’a gittim. İMC için (ki KHK ile kapatıldı) ve T24’teki yazılarım için Karabağ’da yaptığım röportajlarda, devlet başkanına, devlet başkanı, dışişleri bakanına, dışişleri bakanı dediğim için Azerbaycan’ın kara listesine girdim. “Hangi devletin hangi başkanıymışlar onlar?”

T24’te yayınlanan yazılarım nedeniyle Azeri milletvekilleri mektuplar yolladı, gidemediğim ülkenin meclisinde bile konuşulmuştum. Büyük onur. Ama bezmedim. Hâlâ anlamaya çalışıyorum.

Bu kadar lafı kendimi övmek için etmedim. Zaten övülecek bir durum yok. Başarısız denemeler var ortada… Ama geçtiğimiz hafta tam da Hocalı anmalarının yapıldığı bir dönemde Avrupa Parlamentosu’nda Ermenilerin düzenlediği “Karabağ davası” başlıklı toplantılarda Azerilerin salonda Hocalı pankartı açıp, adalet istemesiyle, Azerbaycan ile olan hikayem canlandı aklımda.

(Çalıştığım için ben toplantıyı canlı yayından izleyebildim peşinen söyleyeyim)

Parlamento’daki toplantıya akredite olmadan gelen aktivistlerin, AP’de çalışan lobicilerden veya Brüksel’de kol gezen, artık bütün dünyanın bildiği ama görmediği, Azerbaycan’ın milyonlarca Euro’yu ceplerine koyup da parlamentodaki bazı gruplarda sekreter diye ‘atadığı’ kişiler olduğu çok belliydi.
Nihayetinde eylem yapılabildi. Herkes sözünü demokratik bir şekilde söyledi.

Karşıt taraf!
En güzel cevabı da ne Ermeni lobiciler ne de Avrupalı parlamenterler verdi eylemi yapanlara.

Dağlık Karabağ Dışişleri Bakan yardımcısı Armine Aliksanyan verdi: “Çocuklara Ermenileri şeytanlaştırarak düşman diye öğreten bir eğitim sisteminden çözüm beklemek neredeyse imkansız… Bizler (Dağlık Karabağ yönetimi) bugüne kadar hiçbir zaman askeri veya siyasi açıklamalarımızda komşumuzu ‘düşman taraf’ olarak nitelemedik. Tüm websitelerimize ve basın açıklamalarımıza sitelerden bakabilirsiniz. Biz ‘karşıt taraf’ diyoruz.”

Bu toplantılar barışçıl çözümler bulunabilmesi için yapılıyordu ve onlar da çözüm istiyorlarsa çözüme odaklı önerilerle katılmalıydılar buraya.

Aliksanyan’ın bu sözleri bir politikacının sözleri değil.

O bunları söylerken bir Karabağ’lı rahatlığı ile “komşu” demekten çekinmiyor.

Ben de zamanında bana küfür yazıları yazan Azerilere “arkadaşım” diye cevap yazardım da etrafımdakiler gülerlerdi. Tüm bunlar bana biz Ermenilerin o ya da bu şekilde komşudan düşman yaratamayacağımızı düşündürdü. Ama komşu bizden düşman yaratıyor. Kaldı ki biz Ermeniler komşudan düşman yaratmasak da kendi içimizde komşuyla ilişki kuranı düşmanlaştırmak gibi kötü alışkanlıklarımız var.

Daha iki gün önce Ermenistan’daki en büyük sivil toplum yatırımlarını yapan diasporalı kurumlardan birinin (Tufenkian Foundation) direktörü (Raffi Doudaklian) Lübnan’daki Ermeni mahallesinde ‘kimliği belirsiz’ (resmi açıklama böyle ama yerseniz) kişilerce dövüldü.

Avrupa’ya geldiğimden beri yazılarıma, videolarıma küfür yorumları yazan -ov ile biten soyadlı ‘komşu’ların sayısındaki artışın Azerilerin buradaki lobi faaliyetiyle doğru orantılı

olduğu da açık. Ama aynı oranda da Ermeni toplumu tarafından Azerilerle ve Türklerle konuşabildiğimiz için aşağılanabiliyoruz biz.

Ne diyeyim, biraz Azeri gençlerini biraz da Ermeni gençlerini anlamaya çalışın. İki arada bir derede Avrupa’nın göbeğinde bir lobi yarışında at olarak koşuyorlar.

Sonra bir Rus katılımcı çıkıyor toplantıda “Ne bunlar yahu. Biz ne dersek o olur boş bunlar” diyor.

Birkaç gün sonra AB Azerbaycan özgürlükler raporunu görmezden geliyor ve biz komşunun dilini konuşabilen Ermeniler olarak hiç kimseye yaranamamış olarak kalıyoruz…

İşte benim içimdeki Azerim…


http://www.agos.com.tr/tr/yazi/20311/icimizdeki-azeriyle-yuzlesmek

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: