İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Trabzon Ermenilerinin Tehcir ve Taktili (Sürgün ve Kitlesel Öldürülmeleri) Davası

Meline Anumyan // Mail: anu_mel@mail.ru
Trabzon davası (20 duruşma), 26 Mart-20 Mayıs 1919 arasında görülür. Mahkemenin hükmü 22 Mayısta açıklanır. Davada hazır bulunan sanıklar 7 kişidir. Mustafa Nuri, Mehmet Ali, Yusuf Rıza, kaymakam Talat, Ali Saib, Niyazi ve Nuri. Trabzon yargılamasının 16. duruşmasında Yusuf Rıza’nın dosyası ayrılır ve İttihat ve Terakki Partisi merkez komitesi üyelerinin davasıyla birlikte daha sonra görülür. Trabzon yargılamasında, Trabzon valisi Cemal Azmi ve parti sorumlu sekreteri Nail Bey’in dosyaları da gıyabında görülerek, ikisi de gıyaplarında ölüme mahkûm edilir. Mehmet Ali 10, Mustafa ile Nuri ise birer yıl hapis cezasına çarptırılır.

Mahkeme heyeti, Niyazi ve Talat’ın suçunu ispat eden kanıtları görmezden gelerek, ikisini de beraat ettirir, sağlık müfettişi Ali Saib’in sorgulanması ise, “kesin suç emareleri olmadığından dolayı” düşürülür. Trabzon duruşmaları esnasında dinlenen şahitler sayesinde, bu bölgede gerçekleşen katliam, zehirleme ve boğma uygulamalarının, merkezi hükümetten talimat alan Trabzon valisi Cemal Azmi tarafından yönetilmiş olduğu tespit edilmiştir. Bu yargılamada, Ermeni kafilelerinin yollarda katliama uğraması ve denizde boğma olayları konularında ifadeler verilmiştir.
Özellikle 1 Nisan 1919 tarihinde görülen duruşmada ifade veren şahitlerden Nevaret’in anlatımlarına istinaden, Ermeni kafilelerini “korumak” niyetiyle tayin edilmiş olan 50 jandarmanın, sakat ve güçsüz binlerce kişiyi yolda katletmiş olduğu, çuvallara doldurdukları çocukları ise nehirlerde boğdukları öğrenilmiştir.
Davanın 3 Nisan 1919 tarihli duruşmasında okunan şahit Siranuş’un yazılı ifadesine göre İttihat ve Terakki Partisi’nin bazı üyeleri tarafından, tüm Ermeni erkeklerin katledilmiş olduğu belirtilmektedir.
Aynı duruşmada, dinlenen bir diğer kadın şahidin ifadesine göre, Kumkale’ye gönderilme bahanesiyle tutuklanan erkeklerin bir kısmı Cemal Azmi’nin talimatıyla kurşunlanarak, kalanı ise boğularak öldürülmüştür.
Şahit, Rusya vatandaşı Vardan’ın hastanede zehirlenmiş olduğu, Ermeni çocuklarının bir kısmının Değirmendere yönüne gönderilmiş, kalanların ise Niyazi’nin komutasında kayıklarla açıldıktan sonra denize atılmış olduğunu belirtir.
Aynı oturumda söz alan, sanıklardan kaymakam Talat, “Bu işin çok gizli olmasından dolayı” şahidin bu önemli kararlardan haberdar olmasıyla ilgili hayretini gizleyemez.
Davanın 7 Nisan 1919 tarihli oturumunda dinlenen Fransız vatandaşı şahit Vitali’nin ifadesine göre Trabzon’dan yaklaşık 18.000 Ermeni tehcir edilmiştir.
Bu duruşmada da ifadesine başvurulan şahit, Ermeni çocuklarının fıçılara doldurularak denize atıldığını kendi gözleriyle görmüş olduğunu belirtir. Vitali’nin belirttiğine göre, bu masum çocukların cesetleri denizin dalgalarıyla bazen karaya vurmaktaydı. Kıyıya vuran çocukların cesetlerini toplayarak, boyunlarına birer haç astıktan sonra gömen bir Rum kadın, yerel yöneticiler tarafından şüpheli olarak kabul edilmiş, yöneticilerin emriyle toprak açılarak, çocukların cesetleri çıkartılmış, Rum kadın ise, yaptığından dolayı tutuklanarak işkence görmüştür.
8 Nisan 1919 tarihinde görülen duruşmada dinlenen Fransız asıllı şahit Perloran, Trabzon tehcirinin 5 günde, mahalle-mahalle gerçekleştirilmiş ve Ermenilerin, şehir sınırları dışına çıkar çıkmaz soyulmuş olduğunu belirtir.
12 Nisan 1919 duruşmasında şahit olarak dinlenen jandarma üsteğmeni, Ermeni tehcirinden sorumlu komutan Münib’in devlet borçları dairesi Trabzon şubesi görevlisinden edindiği bilgiye göre, Ermenilerin mavnalara doldurulup, denize atılarak boğulmuş olduklarını belirtmiştir.
19 Nisan 1919 tarihli oturumda şahit Verjin Odabaşyan (Nayile), “Ermeniler tehcir edildikten sonra 30-40 kadar, 2-3 aylık ve 2-4 yaşlarında çocuğu Amerikan okuluna doldurdular ve beni de onlara gözetmen tayin ettiler. Bu kırk bebeğe günde iki kutu süt veriyorlardı, bu yüzden de birçoğu açlıktan öldü. Günün birinde Doktor Ali Saib geldi ve “Ben bunlardan kurtulmanın çaresini biliyorum”,- diyerek, hemen iki küfe getirtti ve bebekleri hamsi balığı gibi üst üste istifleyerek, götürüp denize atmalarını emretti. Daha 2-3 kişi dolmuşken, aç ve dermansız bebeklerin ağlayış ve sızlayışına dayanamayarak oradan uzaklaştım”.
“Cakatamart” gazetesinin haklı olarak hayret ettiği gibi, mahkeme başkanı tarafından bu ifadeyle ilgili “Çocukları denize dökmeye ne gerek vardı, açlıktan öldüremezler miydi?”, diye garip bir karşı argüman ileri sürülmüştür.
Bu davada şahit olarak ifadeleri alınan üst düzey memurlardan Van eski valisi Nazım Bey ve Osmanlı İmparatorluğu bahriye nazırı Avni Paşa’yı özellikle belirtmek gerekir.
Van valisi, 30 Nisan 1919 tarihli duruşmada verdiği ifadesinde, Cemal Azmi tarafından ifa edilen zorbalıklar ile Nuri ve Mehmet Ali beyler tarafından bir Ermeni kadını ve çocuklarının boğdurulduğunu belirtir. Nazım Bey’e istinaden, yaşlı 18 Ermeni de Ordu kaymakamı Faik’in emriyle denizde boğdurulmuştur.
Aynı oturumda ifade veren Trabzon temyiz mahkemesi başkanı ve emval-ı metruke komisyonu üyesi Hilmi Bey, tehcir edilen Ermenilerin yollarda imha edildiği ve denizde boğdurulmuş olduğunu belirtir.
Aynı oturumda, mahkeme reisi “feci olaylara” yerel savcının müdahale etmesi gerektiğini vurguladığında, şahit Hilmi Bey, savcının müdahale etme imkânı olmadığını belirtir.
Trabzon askeri sevkiyat komisyonu başkanı Ethem de aynı gün, Ermenilerin mavnacıbaşı Yahya tarafından boğdurulmuş olduğunu belirtir.
5 Mayıs 1919 tarihli duruşmada, bahriye nazırı Avni Paşa’nın, Ermenilerin katledilmesi niyetiyle Cemal Azmi tarafından özel çeteler kurulduğu ve Ermeni doktorlar ve sağlık personelini öldürttüğü konusundaki yazılı ifadesi okunur.
Trabzon davası esnasında yer bulan bir diğer ilginç ifade, Kafkasya’dan göç etmiş olan Müslüman ve Hıristiyan Gürcülerin Ermeni katliamlarına katılmasıyla ilgili olmuştur.
“Joğovurdi dzayn” (Halkın sesi) gazetesine istinaden, Trabzon davsının 14. duruşmasında (5 Mayıs 1919) okunan, bahriye nazırı Avni Paşa’nın ifadesine göre, Kafkasya’dan Trabzon’a göç etmiş olan Hıristiyan ve Müslüman Gürcülerden oluşturulan ve “Legion Georgienne” (Gürcü lejyonu) olarak anılan özel birlik tarafından, Ermeni kafilelerine saldırılar gerçekleştirilmiştir.
Aynı duruşmada ifade veren Hüseyin’in sözlerine göre, Ermenileri katletmek amacıyla, Trabzon başgardiyanı Süleyman tarafından çeteler oluşturulmuş, Ordu kaymakamı Faik ise, 2 mavna dolusu kadın ve çocuğun denizde boğdurulması emrini vermiştir.
Şahidin belirttiğine göre, Samsun’a götürülme bahanesiyle mavnalara bindirilen bu insanların cesetleri ertesi günü kıyıyı doldurmuştu. Lazistan, Canik ve Trabzon bölgeleri soruşturmalarıyla görevli adliye müfettişi Kenan, Ermeniler ve Rumların denizde boğdurularak yok edildikleriyle ilgili vermiş olduğu ifadede, bu olayların failinin, valini kendisi olduğunu belirtir.
13 Mayıs 1919 tarihinde görülen davada dinlenen, Teşkilat-ı Mahsusa yöneticilerinden Alman Yarbay Ştange’nin (Stange) emirerliği ve tercümanlığını yapmış olan süvari teğmeni Harun Bey, hastanede Ermenilerin zehirlenmesi ve Samsun ile çevresindeki Ermenilerin yok edilmesiyle ilgili duyumlara sahip olduğunu belirtmiştir.
“Alemdar” gazetesinin 16 Nisan 1919 tarihinde yayınlanan ve Trabzon Ermenilerinin tehciri ile katliamlarıyla ilgili iddianamede, belirtilen vilayette gerçekleştirilmiş olan korkunç katliamların sistematik karaktere sahip olduğu vurgulanmaktaydı:
“Trabzon Taktil (kitlesel öldürmeler) ve Tehciri. İddianamenin Kıraatı (okunması)
Divan-ı Harb-i Örfi dün Reis Mustafa Paşa’nın taht-ı riyasetinde (başkanlığı altında) içtima ederek Trabzon tehcir ve taktilinde medhaldâr (karışmış) olmakla maznun bulunanların muhakemelerine devam etmiş ve müddeiumuminin (savcının) iddianamesi ber-vech-i âtî (aşağıdaki gibi) okunmuştur:
“Ermenilerin tehciri hakkında İttihat ve Terakki hükümet-i merkeziyesince ittihaz olunan (kabullenen) mukarrerâtın (kararların) Trabzon vilayeti merkeziyle mülhak (ilhak edilmiş) kurâsında (karyeler) tatbik ve icrası sırasında: Evvela Ermeni zükûrunun (erkeklerinin) ve onu müteakib muâmelât-ı tehciriyenin kendilerine de teşmil edilen nisvân (kadınlar) ve sıbyânın (çocukların) tayin edilen mahallere sevkleri esnasında bunların bir kısmını Değirmendere cihetlerinde bîrahmâne (merhametsizce) katl, sıbyan ve nisvânını kayıklara bilirkâp deniz açıklarında denize atarak boğmak suretiyle telef (yok olma), bir kısmını Hilal-i Ahmer Hastahanesi’nde tedavi maksadıyla suver-i muhtelife (çeşitli suretler) ile tesmim (zehirleme), bunu müteakib emvâl, nukud, mücevherât vesair zî-kıyem (değerli) eşyalarını yağma eylemek gibi bütün âlem-i beşeriyetin (insanlığın) bir lanet ve nefretle yâd edeceği (anacağı) fazayih (ayıplar) ve ef’âl-i (işlemler) cinâiyeye ictisâr (cesaretlenme) eylemekle müttehem (maznun) el-yevm (bugün) hal-i firarda bulunan Trabzon Valisi Cemal Azmi ve murahhas Nail ve hâzır-ı bilmeclis bulunan Mehmet Ali, Mustafa, Niyazi, Nuri ve rüfeka-yı sairesi bu azîm (çok büyük) kitali (öldürmeyi) vücuda getirmek hususunda her birerlerinin derece-i dahl ve iştirâkleri tayin-i cezaya esas olacaktır. Evvel-i emirde (herşeyden önce) bunların tedkiki lâzime-i kanuniyedendir. Cemal Azmi, murahhas Nail Beyler kimlerdir? Bunlar devlet ve hükümet memuru olmayıp devletin hasbe’t-tesadüf zimâm-ı umûrunu (işlerini idare eden) dokuz sene evvel her nasılsa ellerine geçirerek her birerleri bilistiklâl veya bir diğerine muâvenet suretiyle biliştirâk envâ-i mezâlim (zulüm türleri), kital, irtikâbât (rüşvet yemeler), suistimâlât-ı mütevâliye (üst üste olan) ile hükümet-i seniyyeyi bugünkü vaz’-ı hazîne düşüren tahribkâr (yıkıcı) ellerden, vahşi zihniyetlerden müteşekkil İttihat ve Terakki denilen haydut çetesinin Trabzon mümessil-i (temsilci) cinâîlerindirler.
İşte makam-ı iddiânın Cemal Azmi ve Nail haklarındaki nokta-i nazarı ve beyanatı budur. Şu itibarla bu ikisi fâil-i asıl, âmil-i müdebbirdir (evvelden düşünüp işleri ona göre yapan). Cemal Azmi, murahhas Nail bir kişi olmak münasebetiyle bu azîm kitali bittabi vücûda getiremezler. Tertibât ve tasavvurât-ı cinâiyelerini mensub oldukları çetenin matlûb (istenilen şey) ve mültezimi (bir şeyi kendi üzerine lazım eden) olan şekilde yapmak için birçok aletlere arz-ı ihtiyâc ediyorlardı. Bu aletlerin tedârikinde (sağlama) tatbik ettikleri usul ve meslek de bu aletlerin kendilerinden daha basit, daha mahdûdü’l-fikr hulâsa gayrin nüfûz ve kudretinden istiâneye alışmış kendi sa’y (çabalama) ve gayretiyle müktesebât-ı (kazançlar) ilmiyyesiyle terakki, teali imkânını kendileri için münseleb olmuş adamlardan intihab ve tedârikinde tatbik olunan usul ve takib edilen nazariye de bu idi. Hiç şübhesiz ki âlem-i insaniyeti dilhûn (yüreği kanlı) ve müteessir (üzüntülü) eden bu cinayetlere az çok kitabda meşgul olmuş bütün feyz ve rifatını müktesebât-ı ilmiyyesinden bekleyen insanlar iştirak edemezdi. Şu itibariyle icra kılınan tahkikat ve esnâ-yı muhakemede istima olunan şuhûdun (şahitlerin) ve birçok kesânın (insanların) müdellel (delilli ve isbatlı olan) ihbarâtı, Vehib Paşa’nın evrak miyanında mahfuz (gizlenmiş) raporlarından istinbat (bir söz veya bir işten gizli bir mânâyı meydana koymak) olunan netayic-i kanuniyeye nazaran (kanuni sonuçlara göre):
Cemal Azmi, murahhas Nail’in hareket-i vâkıaları hem-fiil olmaları itibariyle kanun-ı cezanın kırkbeşinci maddesinin delaletiyle yüzyetmişinci maddesine temas ettiği bu suretle tecziyeleri ve Niyazi, Mustafa, Nuri, Mehmed Ali ve Doktor Saib Beylerin ef’âl-i cinâiyeyi i’dâd (hazırlama) ve teshil (kolaylaştırma) eylemesinde bilerek fâil-i aslîlere muâvenette bulunmaları hasebiyle bu cinayetin fer’an (ikinci dereceden olarak) zîmedhali olduklarından, ancak bunlardan Doktor Saib tabib olmak sıfatıyla bir tabib için hastayı tesmime ihtiyaç yoktur. Çünkü mikdar-ı fenniden fazla verilen devalar hastayı öldüreceği gibi ciddi bir teşhis hilafına aynı maksadın yanlış tedavi neticesiyle de husule geleceği tabiidir. Bunu akıl ve mantık ve kanun kabul edemez. Vücudu farz olunsa dahi mahallinde feth-i meyyit ve otopsi yapıp evvela o ölenlerin vefatını intâc eden (doğuran) nev’-i sem anlaşıldıktan sonra bu da esbâb-ı sübûtiyyeye (olmulu sebepler) iktiran ederse o fiilin fâili olabilir. Bugün ise buna imkân olmadığından bundan dolayı bu cihetten mumaileyhin beraatine yalnız çocukları küfe ile nakl gibi hem-fiil olanların harekât-ı cinâyâtkârânesine muâvenette bulunması hasebiyle diğerleriyle beraber harekât-ı vâkıalarına temas eden kanun-ı cezanın kırkbeşinci maddesinin fıkra-i saniyesi delâletiyle yüzyetmişdördüncü madde mucibince tecziyelerini, Kaymakam Talat Bey’in tehcir ve taktil ve tekâlif-i harbiye komisyonlarında zerre kadar kanaat-bahş-i vicdan olacak suistimalatına şuhûd ve delâile dest-res (isteğine ulaşan) olunamadığından mumaileyhin de beraatini taleb ederim.
Bundan sonra müdafaa vekillerinin müdafaalarının istimâı zımnında muhâkemenin Cumartesi günü saat dokuz buçuğa tatil olunduğu taraf-ı riyasetten tebliğ olunarak muhâkemeye hitam verilmiştir”.
Alemdar, 16 Nisan 1919

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: