İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

12 Kasım 1942 tarihli Varlık Vergisi neydi?

Yervant Özuzun
Bir ülkenin vatandaşlarını din ve ırk esasına göre ayırıp, vergilendirdiği ırkçı ve faşizan bir vergiydi. Osmanlıdan itibaren devam eden “Türkleştirme politikalarının” 1942 tarihli versiyonunun Saraçoğlu Hükümetince uygulanmasıydı. Irkçılığın, acının, çalışma kamplarının, güvensizliğin, göçün harmanlandığı; bu ülkedeki; yüzlerce yıllık, kültür, sanat, meslek, birikiminin insanlarıyla beraber yok oluşuydu.

Varlık Vergisi yasa tasarısı 11.Kasım.1942’de Mecliste bulunan 350 milletvekilinin oy birliğiyle kabul edildi. 12. Kasımda (4305 Sayılı yasa) Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi. (İçlerinde tanınmış yazarların da bulunduğu 76 milletvekili oylamaya katılmamıştı. Zamanın gazeteleri hükümet baskısı altındaydı ve tam destek vermişti.)
Yasa (sözde) genel bir yasa gibi çıkartılmış, ancak ittihatçı zihniyetin söz sahibi olduğu uygulamanın ilk gününde yasanın azınlıklara yönelik ırkçı/ayrımcı  bir yasa olduğu anlaşılmıştı.
Tahakkuk ettirilen vergiler nedeniyle azınlıkların malları/mülkleri haraç/mezat satılmaya başlanmıştı.
Varlık Vergisi uzun yıllar tabu olarak kaldı. Konuşulmaz, yazılmazdı. Canlı tarihin dışında pek bilinirliği de yoktu bu günkü gibi bilgi kaynağı da.
1998 12 Kasımında, (Agos’taki) makalemde; Varlık Vergisi mağduru, bir Yahudi ailesini anlatmıştım.
Baba Eskenazi 70 yaşlarında, ezik ama çalışkan, işine, ailesine, dinine bağlı güzel bir insandı.
Eminönü’ndeki çalıştığı dükkanı, erkenden açar herkesten sonra kapatırdı. Kira evinde oturur, hastalıklarla boğuşur, aldığı aylıkla kıt kanaat geçinmeye çalışırdı. Durumuna üzülür, acırdım.
Eskenazi’ye, Varlık Vergisi’nde yüklü bir vergi salınmış, evi satılmış, dükkanını piyasanın Türk
esnaflarından biri almış. Ama borcunun tamamını ödeyememiş. Kalanını çalışıp ödemesi için Aşkale’ye gönderilmiş. Eskenazi Aşkale dönüşü, zor günler geçirmiş, ev yok iş yok. Sonra satmak zorunda kaldığı dükkanında aylıkçı olarak çalışmaya başladığında daha çok üzülmüş ve acımıştım.
Yazım şöyle devam ediyordu:
“Eskenazi yine bir sabah işine gelirken, Üsküdar vapurunda hayatı son buldu.
Eskenazi’nin cenaze töreninde karmaşık duygu seline kapılmış, duygularım inanç sınırlarını aşmıştı. O ırkçılığın tokadını yiyen, ne ilk ne de son mağdur olacaktı. Dilerim gittiği yerde rahat etmiştir.
Varlık Vergisi; Ermeni, Rum ve Yahudilerin başına gelen yukarıdaki örneğin binlerce benzeriydi. Ticaretin ve yeni palazlanmaya başlayan sanayinin Agop’lardan, Yorgo’lardan, Eskenazi’lerden Ahmet’lere, Mehmet’lere geçmesiydi.
Bizzat zamanın devlet büyükleri yasayı “Ticari hayatın Türkleştirilmesi” diye tanımlıyorlardı.
Gerçek aydınlar, yasayı uygulamakla yükümlü dürüst bürokratlar ise yasanın ırkçı bir karakter taşıdığını bir faciaya dönüştüğünü söylüyorlardı.(…)”
Yazımın devamında azınlıkların bu ülkeden göçlerini ve sonrasındaki kültür kırılmasını anlatmıştım.
DEVLET GÜVENLİK MAHKEMESİ YAZIDA SUÇ UNSURU GÖRDÜ
Varlık Vergisini anlatan savunmamın bir bölümü şöyleydi.
 (…) Ayıplı ve ayrımcı bir yasayı ve uygulamasını yazıp, eleştirmekle iddianameye göre TCK 312/2-3’ye göre ‘Halkı ırk ve bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek’le suçlanıyorum.
Attilâ İlhan o dönemi şöyle tanımlar: “Türkiye’nin faşizmle ilişkisi üzerinde yeterince durulmamıştır. (…) Avrupa’da etkisini şiddetle artıran Naziliğin ve faşistliğin (…) dönemi etkilediği Saraçoğlu’ndan başlayarak da yüzeysel batıcı faşizan bir dikta uygulamasına geçildiği meydandadır.(Hangi Atatürk Bilgi Yayınları s.38 s.44)”
Varlık Vergisi Saraçoğlu hükümeti döneminde, 12 Kasım 1942’de yürürlüğe girdi. Halkı gelirine ve mal varlığına göre vergilendirmek yerine ırk ve din farklılığı gözeterek, sınıflara ayıran bir yasa uygulamasıydı…
Müslümanlar için “M” listeleri,
TC vatandaşı Ermeni Rum ve Yahudiler yani gayrimüslim azınlıklar için, “G” listeleri,
Türk asıllı olmayıp da Müslüman olanlar, dönme olarak nitelenmiş bunlar için “D” listeleri,
Yabancı uyruklu gayrimüslimler için de ‘ecnebi’ sözcüğünden “E” listeleri hazırlanmıştı.
Vergiciliğin tüm temel prensiplerine (adil, eşit vb.) ve hukuk ilkelerine aykırı bir vergiydi.
Varlık Vergisi takdir komisyonları bunlara alabildiğince keyfi ve farklı oranlarda vergi salmış, sonuçta Türk kökenli Müslümanlar % 5 oranında vergilendirilirken, gayrimüslimler kendi içlerinde ırklarına
göre,  Rumlardan % 156, Yahudilerden %179 ve Ermenilerden % 232 oranında vergi  salınmıştı. Dönmeler ise Müslüman Türklerin iki katı oranında, yani %10 oranında vergilendirilmişlerdi…
Yasaya göre vergi 15 gün içinde  ödenecektir. Gecikme faizleri ile birlikte ikinci 15 günlük sürede ödemeyenlerin tüm mal varlıklarına icra ile satılmak için el konuluyor, kendileri ise çalışma kamplarına gönderiliyordu.
Çalışma kamplarına mükelleflerden yalnızca G sınıfı yani Ermeni, Rum ve Yahudiler gönderilmişlerdi. Komisyon kararları keyfi ve kesindi. Vergiye itiraz yoktu ve yargı yolu kapalıydı. İtiraz ettiklerinde Ermeni ise Taşnakların başıdır, diğerlerine ise vatan hainidir denilerek vergi iki katına çıkartılıyordu. 
Azınlıkların dini kurumları, hayır kurumları da bu vergiden kurtulamamıştı. Devlet bütçesinden hiçbir pay almayan Kilise ve Sinagoglar ile okul, hastane, yetimhane ve huzur evleri gibi sosyal kurumlar da bu vergi kapsamına alınmıştı. ( 5 Amerikan, 2 İngiliz, 4 Fransız, 1 İtalyanlara ait 12 okul, 43 Rum, 30 Ermeni ve 5 Musevilere ait 78 okul. 27 kilise, 6 hastane.)
Ve ben sözünü ettiğim bu yasayı eleştirdiğim için yargılanıyorum: Suçum, ‘halkı ırk ve bölge farkı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek’, oysa ben bu tanımın Varlık Vergisi uygulamalarına çok daha uygun olduğunu düşünüyorum.(…) ve beraatımı arz  ediyorum.”
Hangi ırktan, hangi inançtan ve hangi coğrafyada olursa olsun ayrımcılığa maruz kalan yurtlarından olan tüm mazlumları saygıyla anıyorum.
Yervant Özuzun
                                                                        
Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığı, makalemle ilgili olarak (meşhur 312.maddeden) dava açtı.
Agos adına sorumlu müdürü Rahmetli Av. Diran ağbi (Bakar) ile yargılandık. Sonuçta, oy birliğiyle beraat ettik.
Fotoğrafta ben sanık yerinde oturuyorum. Diran Ağbi savunmasında, Varlık Vergisinin yakın tarihin gerçeklerinden olduğunu, sanık olarak mahkeme huzuruna ilk defa bu dava nedenle çıktığı için çok üzüldüğünü, babasının da Aşkale’ye gittiğini, ayrılırken babasının kucağından ağlayarak indiğini hala unutamadığını, çok zorluklar çektiklerini, duygusal bir ifadeyle anlatmıştı. (Nur içinde yatsın)

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: