İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ermeniler’e bir çift sözüm var…

Adnan Genç // Mail: adnanfehmi@gmail.com
Kimilerimiz Gürcistan üzerinden hareketle, çoğumuz da doğrudan Ermenistan’ın kadim başkenti Yerevan’a indik ve ‘Acting Together’ projemizin ikinci bölümü hemen alanda başladı. Ermeni soykırımının (kanlı) izlerini Türkiye’den başlayarak izlemeyi planlamıştık, bilenleriniz biliyor. Sonra ‘uzak ülke, yakın komşu’ya gidip kurtulanların hayatlarını gözleyecektik.

İlk bölümü yapamadık. Keşif için gittiğimiz her il ve ilçede ‘savaş hali’ yaşanıyordu. İptal ettik ve gelecek yaz aylarına bıraktık… İyi ki 24 günlük projeyi böylece fiilen ikiye bölmüşüz. Her gün bunca ağır bir meselede pek çok insanı evinde ziyaret etmek; hatırladıklarını dinlemek ve koşuşturmak hayli yorucuydu. Gençler idare eder göründü ama ben yatağa serildim… Otel odalarında süründüm; tansiyon, şeker, taşikardi zımbırtısı ve motor hareketleri.. Neyse, her memlekette doktorlar işini iyi biliyor da ayaklandık…
Zvartnost Havalimanı’na indik ve dünya güzeli bir kız karşıladı bizi… Meğer projenin Ermenistan tarafında yer alan kızmış; Tatev… Ortak dil İngilizce olduğu için çatır çutur konuşmaya başladılar. Tedirgin ve ikircikli yüzlerin yerini, gülücük dolu yüzlerin almasıı sağlandı… Yakınlarda bir köy evine gittik. Kocaman, meyve ve çiçeklerle dolu kocaman bir taş konak. Serin ama biraz karanlıkça mekâna yerleştik ve girizgâh niyetine gelen tonla yeşillik ve peynirler; daha sonra balık ve şaraplar… Tanışma kısmı çabuk geçildi ve sohbet yerini kahkahalara bıraktı. Meğer her şey yalanmış… Tek rahat ve sorumluluk taşımadığımız anlar çabuk bitti. İşin aslı, on gün boyunca onlarca görüşme; Gümrü, Talin, Akhveran, Ecdmiadzin ve Yerevan’da çok görüşme yaptık… Ve de çok yorulduk; hem bedenen hem de ruhen… Konu ağır ve hava elbette kasvetli. Neyse ki, gençler karşılıklı olarak birbirlerine açıldı, inandı ve rahatlar…
Öyle ki bir toplantı sırasında (vallahi de billahi) önce Alman koordinatör arkadaşımız sözlerini bitiremedi ve durularak bir noktaya bakmaya başladı. Ağlıyordu. Sonra bir Ermeni genç, özgün bir anısını aktardı; gençlerin arasındaki ilişkilerle ilgiliydi… O da ağlamaya başladı. Sonra teker teker ayağa kalkıldı ve herkes birbirine sarıldı. Ağlayan, gülen, sarılan 30 küsur insan… Ben zaten tulum sesi duyunca bile ağlarım, koridora kaçayım, dedim. Sergiyi düzenleyen arkadaşımız da beni orada yakaladı. Velhasıl hayli duygusal bir andı. Taa dış kapıya çıktık, birer cigara yaktık. Bizim gençlerden bir kız geldi ve ‘Abi’ dedi. ‘Utanıyorum’… Niye kız, deyince; ‘Onca olayın, katliamın sorumluluğunu bizim üzerimize yıkabilirlerdi. Buna rağmen bize rahatlıkla sarıldılar. Utancım bu yüzden. Fazla ağır geldi’ dedi. Haklıydı…
Haberini yapmayı pek düşünmüyorum, burada yazmış olayım. Bir akşamüzeri çalışmalar için seçilmiş bir kültür merkezine Shirak bölgesi (Gümrü ve çevresi) ruhani önderi Başepiskopos Mikayel Ajapahyan ve Gugark bölgesi ruhani önderi Başepiskopos Sebuh Çulcuyan geliverdi. Toplaştık, sohbet ettik ve sorular sorduk… Sayın Çulcuyan’ı 2008’den beri tanıyorum. Bir turne yapmıştık ve Hemşin müziği dinlemeye gelmişti; fotograf sergimizi gezmişti. Tanıttım kendimi, sanki 40 yıllık arkadaşıymışım gibi koluma girdi ve salona öylece girdik… İkisinin de kökenleri Anadolu. Ajapahyan Kozanlı, Çulcuyan da Malatya doğumlu… Konuşurken, öylesine önemli bir tarih ve talih konuşması yaptı ki, Çulcuyan’ın sesindeki tını; özellikle ajitatif kimi anlarında gene Malatyalı arkadaşımız Hrant Dink’in sesine benziyordu. Gözleri dolan tek ben değilmişim… Sonra kiliseye bağlı bir konut ve bahçesinde ağırlandık… Upuzun bir masanın etrafına kırk kişi sıralandık. Bu arada Çulcuyan’ın dün olduğu gibi yarın da ve hep İstanbul’da yapılması beklenen patriklik seçimlerinde adaylığını sürdürdüğünü sevinçle öğrendik… Sevinçle diyorum, Ermeni toplumu da seviyor onu… Ermeniler’e bir çift sözüm var dedim ya, orası burası işte. Oyunuzu vereceğiniz değerli din adamı ve aydın kişiyi tanıtmış oldum…
Dönüş yaklaştıkça sanki işin temposu mu ne arttı.. Çözümü kolay, bir araya gelip sohbet etmek. Gençler hiçbir geceyi pas geçmedi. Hadi bir kişisel anıyla bu sıcaklığı aktarmış olayım. En gençlerden biri olan Yervant, yemek yediğimiz yerde kocaman gülümseyerek yanımdan geçecekken, ‘Ne var, ne yok?’ dedi. Ne olsun, dedim.. ‘Sen neler yapıyorsun?’ deyince, ‘Hep aynı be’ deyiverdi. Karşılıklı birkaç cümle öğrenmiştik…
Proje gelecek yaz başlaması gereken Türkiye’de sürecek. Umarız ve dileriz, siyasetin ılıman ve demokratik iklimi gelir memleketi sarar da planladığımız başlangıç bölümünü layıkıyla yaparız. Sonra gelsin kitaplar ve dergi… Bir de biliyor olmanın sorumluluğu ve yakın olmanın keyifli hali…

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: