İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Dinler-Arası Diyalog İçin Riyakâr Bir Çağrı

Mehmet Oğuzhan Tulun / Uzman, AVİM
Şu zamana kadar 2015 yılı dinler-arası diyalog açısından pek de iyi bir yıl olmamıştır. Bu, Türkiye’nin bakış açısından çok bariz bir gerçektir. Büyük çoğunluğu Müslüman bir ülke olan Türkiye, çeşitli Hıristiyan grupların 1915 olaylarıyla ilgili tartışmayı kötüye kullanarak, Türkiye’nin üzerine topluca yürüme teşebbüslerine tanık olmuştur. Roma Katolik Kilisesi (dünyanın en büyük Hıristiyan mezhebi) ve Dünya Kiliseler Konseyi’nin (dünyanın en büyük Hıristiyan kiliseler birliği)[1] bu konudaki faaliyetleri, çeşitli Hıristiyan grupların Türkiye’ye yönelik dostane olmaktan uzak tutumunu oluşturan iki belirleyici öğedir. (Bu da bir paranoya. HYETERT)

Bu din odaklı yaklaşım, 1915 olaylarıyla ilgili soykırım iddialarının geçerliliğini incelemeye herhangi bir şekilde gayret göstermeden, bu tür iddiaları tartışılmaz gerçek olarak kabul etmiş ve bu varsayımla hareket etmeye başlamıştır. Soykırım iddialarını sorgusuz sualsiz kabul edilmesinin tek mantıki açıklaması, bu tür iddiaların esas olarak (büyük bir çoğunluğu Hıristiyan olan) Ermeniler tarafından, çoğunluğu Müslüman olan ve kendisine karşı (Hıristiyan dünyasının hâlâ aşamadığı) bir dini kin beslenen Türkiye’ye yöneltiliyor olmasıdır.
Geçmişteki dinler-arası diyalog çağrılarına ve kendisinin genel olarak sergilediği açık-fikirli tutumuna tamamen zıt bir şekilde, Roma Katolik Kilisesi’nin ruhani lideri Papa Fransuva bu sene saplantılı bir şekilde 1915 olaylarıyla ilgili olan soykırım söylemini dillendirmiştir. Kendisi zaten geçmişte, bu sene 12 Nisan günü yapılan bir dini ayin sırasında dolaylı bir şekilde soykırım söylemine atıf yaptığı için olay yaratmıştı.[2] Papa Fransuva, “soykırım” teriminin esasen ne anlama geldiği hakkında tutarlı bir anlayışa sahip olduğunu ortaya koymamış olmasına rağmen, bu terimi Türkiye’ye ve geçmişine karşı kullanma hakkını kendisinde görmüştü. Papa’nın bu söylemi, Türkiye’nin sert bir şekilde tepki vermesine sebep olmuş ve Türkiye ile Papalık arasındaki ilişkilerin belirgin bir şekilde gerilmesine sebep olmuştu.
Papa, 12 Nisan’da yapmış olduğu yorumlar sebebiyle maruz kaldığı eleştiriler sonrasında geri adım atmışa benziyordu. Ancak görünüşe bakılacak olursa, kendisi bu meseledeki ısrarına devam etmeye karar vermişe benziyor. 7 Nisan’da Vatikan’da gerçekleşen bir ayin sırasında Papa bir kez daha 1915 olaylarıyla ilgili olarak Ermenilerin söylemine atıf yapmıştır ve bu kez soykırım söyleminin eskimiş klişelerine başvurmuştur.[3]
Papa’nın bu soykırım söylemine, Türkiye ile ilişkileri zarar verme pahasına ısrarcı bir şekilde başvurmasının muhtemel bir açıklaması bulunmaktadır. Bu söylem; masum Hıristiyan grupları mağdur eden tehditkâr bir İslam imgesi ortaya koyarak, Hıristiyanlar arasında dayanışmanın oluşturulması için kullanışlı bir araç görevi görmektedir (Papa’nın 7 Eylül konuşmasında Hıristiyan mağduriyeti ve şehitliği kavramları çok belirgin bir şekilde ortaya konulmuştur). Roma Katolik Kilisesi kendisini “Hristiyanlığın tek gerçek kilisesi, diğer tüm kiliseleri ise yollarını kaybetmiş ve [Roma Katolik Kilisesi] bünyesine tekrar katılması gereken kiliseler olarak görmektedir.”[4] Hıristiyan kiliseleri, ancak özellikle de Papa’nın 2015 yılında soykırım söylemini benimsemesi için lobicilik yapan Ermeni Apostolik Kilisesi (Ermenilerin milli kilisesi) Papa’nın mevcut söylemini onayladıklarını belirtmişlerdir. Böylece Papa soykırım söylemine başvurarak takdir toplamakta ve Hıristiyan dünyasındaki konumunu güçlendirmektedir. Ancak bir yandan da Papa, genel olarak Müslümanlığı ve özel olarak da Türkiye’ye günah keçisini çevirmekte, bu yaptıklarının Hıristiyan-Müslüman diyaloğu açısında olumsuz sonuçlarını umursamamaktadır.
Bir yandan da Ermeni Apostolik Kilisesi bu sene soykırım söylemini yaymak, bu söyleme dini imalar katmak ve soykırım söyleminin “gerçekliğiyle” yüzleşmediğinden dolayı Türkiye’yi suçlamak için elindeki her türlü kaynağa başvurmuştur. Kilise, 1915 olaylarının tüm karmaşıklığını es geçerek, iddiaya göre 1,5 milyon olan Ermeni mağduru aziz ilan etmiştir.[5] 1,5 milyon rakamının bir saçmalıktan ibaret olduğunu bir kenara bırakalım. Kilise; isimlerini, esas rakamlarını, ölümlerinin tam olarak nasıl gerçekleştiğini ve hayatlarında neler yaptıklarını bile bilmeden 1,5 milyon kişiyi aziz ilan etmiştir. Dini sebepler ile yapıldığı öne sürülse de, 1915 olaylarıyla ilgili bir hayli siyasileştirilmiş tartışmanın geniş bakış açısından incelendiğinde; bu azizleştirmenin özünde siyasi bir hamle olduğu söylenebilir. Kilise; “baskıcı ve zalim Müslüman Türklere” karşı Hıristiyan inançları uğruna hayatlarını feda eden 1,5 milyon aziz imgesini ortaya koyarak, soykırım söylemine dini bir meşruiyet kazandırmak istemiştir.
Tam da böyle bir ortam içerisinde Kilikya Kutsal Makamı (Ermeni Apostolik Kilisesi’nin dört idare biriminden birisi) Katolikosu I. Aram, Hıristiyanlar ile Müslümanlar arasında dinler-arası diyalog çağrısı yapmıştır. I. Aram’a göre farklı toplulukların birbirleriyle etkileşime geçmek zorunda olduğu küreselmiş dünyada, dinler-arası diyalog bir seçenek değil, bir zorunluluktur.[6] I. Aram’a göre farklı dini gruplar arasında diyalog, grupların “birbirlerini kabul etmesini, birbirlerine güvenmesini ve ortak kaygıları teşkil eden sorunlarda beraber çalışmasını” elde etmeyi hedeflemelidir. Kendisi aynı zamanda; diyaloğun “özgünlüklere saygı gösterilmesine ve benzerliklerin derinleştirilmesine; ortak girişimlerin ve faaliyetlerin yapılabileceği alanların tespit edilmesine…” öncelik vermesi gerektiğini eklemiştir.
Aklı başında her insan I. Aram’ın bu sözlerine katılacaktır. I. Aram’ın bu sözleri; bazen birbirinden çok farklı olabilen değişik insan grupları arasında diyalog kurmaya nasıl yaklaşılması gerektiği hakkında çok uygun bir yaklaşımı yansıtmaktadır. Ancak I. Aram’ın sözleri; Türkiye gibi önde gelen Müslüman bir ülkeyi ve aynı zamanda Türkleri her fırsatta günah keçisine çevirmeye çalışan Ermeni Apostolik Kilisesi’nin (ki I. Aram bu kilisenin bir üst düzey yetkilisidir) mevcut tutumuyla tam bir tezat teşkil etmektedir. Kilise’nin soykırım söyleminin konumunu tartışılmaz bir gerçek olarak pekiştirmek konusundaki aralıksız çabaları ve bu konuda farklı düşünenleri hırçın bir şekilde eleştirişi, Türk ve İslam düşmanlığını yayan bir etki yaratmaktadır.
Bu bağlamda, I. Aram’ın normalde akla uygun gibi gözüken bu sözleri, Türk bakış açısından son derece samimiyetsiz, hatta riyakâr gözükmektedir. 1915 olayları gibi son derece tartışmalı bir konudaki görüşleriniz sebebiyle, sizi kategorik olarak suçlayan ve namınızı lekelemeye çalışan bir kişiyle veya kuruluşla anlamlı, yapıcı bir diyalog içerisine girmek çok zordur. Bu sebeple, I. Aram’ın normalde değerli olabilecek sözleri, mevcut ortamda hiçbir ağırlığa ve dolasıyla da hiçbir etkiye sahip olamamaktadır.
[1] Mehmet Oğuzhan Tulun, “Ermeni Sorunu Kilise Tarafından Dini ve Etnik Düşmanlığı Körüklemeye Alet Ediliyor”, AVİM, http://www.avim.org.tr/yorumnotlarduyurular/tr/ERMENI-SORUNU-KILISE-TARAFINDAN-DINI-VE-ETNIK-DUSMANLIGI-KORUKLEMEYE-ALET-EDILIYOR/4122
[2] Mehmet Oğuzhan Tulun, “Hukuki ve Tarihi Bir Tartışmaya Dini Katmak”, AVİM, http://www.avim.org.tr/yorumnotlarduyurular/tr/HUKUKI-VE-TARIHI-BIR-TARTISMAYA-DINI-KATMAK—Mehmet-Oguzhan-TULUN/3994
[3] “Pope Francis Pays Tribute to Armenian Genocide Martyrs”, MassisPost, http://massispost.com/2015/09/pope-francis-pays-tribute-to-armenian-genocide-martyrs/ ; ayrıca bakınız: “Pope Francis Remembers Armenian ‘Christian Martyrs’”, Azatutyun.am, http://www.azatutyun.am/content/article/27233625.html
[4] Mehmet Oğuzhan Tulun, “Dünya Kiliseler Konseyi Nedir?”, AVİM Raporu, http://www.avim.org.tr/uploads/raporlar/Rapor-5.pdf
[5] “Armenian Apostolic Church canonizes victims of Armenian Genocide”, EcumenicalNews.com, http://www.ecumenicalnews.com/article/armenian-apostolic-church-canonizes-victims-of-armenian-genocide-28232
[6] “’Inter-Religious Dialogue is no more a Question of Option; it is a Must’ His Holiness Aram I”, ArmenianOrthodoxChurch.org, http://www.armenianorthodoxchurch.org/en/archives/13581

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: