İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ermeniler’in Sis’ten (Kozan) Ağlayarak Gitmesi

Cezmi Yurtsever      
-Fransız işgalinin sona ermesi ile birlikte Sis’ten ayrılmak zorunda kalan yerli Ermeniler ve manastır Başpapazı Yağişe Efendi ağlıyordu. 
-Yağişe Efendi, Türklerin yanına gelerek manastırın anahtarını teslim etti. Ve dini yapıların (manastır ve kilise) okul olarak kullanılmasını tavsiye etti. 
-Kozan’daki ermeni manastırı 1950 yılında Belediye Reisi Dede Akçalı zamanında davul zurna çaldırılarak yıkıldı.

Manastırdan gelirken Ermenilerin akın halinde köprübaşına doğru gittikleri görülüyordu. Hayvanı olanlar, hayvanlarının götürebileceği kadar bir şeyler yüklemiş, karı koca yürüyerek gidenler vardı.Hayvanı olmayanlar bir heybe içine kaldırabileceği ağırlıkta  eşya ve erzak koyup sırtlamışlardı. Kadınlar çocuklarını omuzlamışlar yağmur altında ağlayarak ve kaderlerine lanet ederek yola düzülmüşlerdi.
Yine evlerimize geldiğimizde, çıkan söylentilerden haberdar olduk. Güya komitacı Ermeniler “Madem ki memleketi terk edip gidiyoruz. Bu kadar kötülük yaptıktan sonra  tekrar buraya gelmek ihtimali de yoktur. Giderken burada bulunan Müslümanları tamamen imha edip, şehri de yaktıktan sonra çıkar gideriz” şeklinde konuşmuşlar. Bu haberi yerli Ermenilerden bazıları dost ve ahbapları olan Müslümanlara duyurmuşlar.
Cidden endişe verici bu haber üzerine kendimize bu hareket hattı tayin etmek lazımdı. Bir şeye karar veremiyorduk. Tam akşam ezanı vaktiydi. Belki biz Müslümanlara, belki de Müslüman olan askerlerine bir cemile olmak üzere, her gün iftar topu atarlardı. Şimdi de iftar topu atılmıştı.
Boşaltma işlerini kontrolden dönmekte olan Guvernör Yüzbaşı Tayyarda ve mevki kumandanı Binbaşı Kademars , Müftü Osman Efendi ve arkadaşlarına uğradıktan sonra, bizim yanımıza geldiler. Mutasarrıf İhsan Beyin tercümanlığı ile  “Vaktiyle, aldığımız emir üzerine geldiğimizi söylemiştik. Şimdi de yine aldığımız emir üzerine gidiyoruz.Giderken Ermenileri de birlikte götürüyorum. Ermeniler yanlarında her şey götüremiyorlar. Malları hep burada kalıyor. Memleketi yaktırmayınız. Malları yağma ettirmeyiniz. Toplayıp satınız. Memleketinizi mamur ediniz. Bir seneden fazla sizlerle beraber bulunduk. Hepinize veda ediyor, iyi günler temenni ediyorum” dedi.
içerimizi kemiren,  Ermeni komitelerinin şehri yakmak, insanları öldürmek hususundaki duyduklarımızı hikaye ettik.
“Ben de öyle bir haber aldım. Lakin tahmin etmiyorum. Bunanla beraber, öteden beri mahallenizde 25 kişilik bir Fransız kuvveti bırakıyorum. Her ne kadar saat üçe kadar Fransız ve Ermeniler şehirden çıkmış olacaklar ve bunlardan hiç kimse kalmayacaksa da her türlü ihtimale karşı sabah olup ta, çeteleriniz kasabaya girinceye kadar evlerinizden çıkmamanız uygun olur” cevabını verdi ve hepimizin ellerini sıkarak gitti.
Gerçekten o gün mahallemizdeki muhafız askerler artırılmış, nöbetçiler çoğaltılmıştır. Askere fazla miktarda cephane verilmiş olmalı ki, nöbet yerlerinde boş yere tüfek patlatıyorlar, mermi harcıyorlardı.
ERMENİ KATOGİGOS VEKİLİ YAGİŞE EFENDİ DE AĞLIYOR
Saat 22 sıralarında iki atlının mahallemize gelmekte oldukları hayvanların ayak seslerinden anlaşılıyordu. Nöbetçi askerler parola sordular. “Fransa” olduğu cevabını alınca  yanımıza gelmelerine izin verdiler.
Bu gelen iki şahıstan birisi Katolikos Vekili Yağişe Efendi, diğeri ise Kozan Ermenilerinden olup yedek subaylığını yaparak terhis edildikten sonra Fransızlar tarafından Jandarma Zabiti olarak çalıştırılan Kallincioğlu Ohannes idi. Fransızlar Mösyö Jan diyorlardı.
Katolikos Vekili, Hükümetin temsilcisi sıfatıyla manastırın anahtarlarını Mutasarrıf İhsan Beye teslim etmek ve hem de birlikte bulundukları zamanlardaki desteklerinden dolayı veda etmek için gelmişti. Jandarma Subayı Mösyö Jan’da hem Katlikos Vekilin muhafızlık yapmak hem de bizlerle vedalaşmak üzere gelmişti. İkisi de ciddi surette ağlıyorlar ve ileride gelmeleri ihtimali olan memleketin korunmasını diliyorlardı. Onlar da vedalaşıp gittiler.
Her gün nöbet yerine gelen muhafız Fransız askerleri yalnız kuru bir tüfekle gelirlerken ve nöbetten çıkınca, doğruca karakol merkezleri olan Protestan kilisesine giderlerken bu defa bütün teçhizatları, çantası, yağmurluğu, matarası üzerinde olduğu halde, nöbet yerine geldiler. Nöbetten çıkar çıkmaz da doğruca çarşı tarafına köprü yoluna doğru gidiyorlardı.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: