İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

100.Yıl etkinlikleri devam etti

2015 Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında İsviçre genelinde Ermenilere yapılan soykırımın 100. yılı dolayısıyla bir çok bölgede etkinlikler düzenlendi. Esas olarak Cenevre, Lozan ve Bern Kantonları’nda yoğun olan etkinlikler İsviçre’nin diğer bölgelerinde de konferanslar, paneller, film gösterimleri olarak gerçekleşti.

Aralarında Hrant Dink Vakfı Başkanı Rakel Dink, Zürih Üniversitesi’nden Hans Lukas Kieser, Paris’den uluslararası hukukçu Philippe Kalfayan, Lozan Fakültesi Bilim Sosyal ve Politik onur ünvanına sahip Profosör Laurent Bridel gibi isimlerin ve yanı sıra bir çok aydın, araştırmacının katıldığı bu etkinliklere ilgi yoğun oldu.

Bu bir dizi etkinliklere katılan ve Lozan`da tanıştığımız Bogos amca (Bogos Tomasyan) ve Simon Daronyan ile Aarau Ermeni Kültür Merkezin`de bir söyleşi gerçekleştirdik. Aarau`da bulunan Ermeni Kültür Merkezi 35 yıldır İsviçre`de faliyet yürütüyor.
Önce sizinle başlayalım Bogos amca. Kendinizi bize tanıtır mısınız?
Ben Bogos Tomasyan, 1948 de Baresh (Bitlis Motki’ye) bağlı 49 hanelik bir köy’de dünyaya geldim, 16 yasına kadar köydeydim, Kinzu Salman köyün’de 1948/1964 arası yaşadım, 1964-1969 Midyat ve 1971 de İsviçre’ye geldim.
Hiç unutamadığınız ve sizi çok etkileyen bir anınızı bize anlatabilir misiniz?
O kadar çok anımız var ki unutamadığımız. Mesela 1915`de ailem 59 nüfustan sadece geriye 7 kişi kaldı, öbürlerini öldürdüler. Dedem zanaatkar olduğu için dedemi bir kürt saklıyor. Bütün tehlikelere rağmen saklıyor. 5 kardeştiler. Arasından dedemi çıkartıp alıyorlar. Kırsal alanlarda zanaat çok önemlidir, şehirden uzak demircilik lazım, dokumacılık lazım, o zamanlarda daha fabrika yok, tekstil yok, her şey ellen yapılıyor. Çorabına kadar, çuhasına kadar. Şu resimlerde gördüğünüz giysilerin hepisi babamın dedemin elleriyle yapılmış elbiselerdir. Yünden yapıyoruz, hayvan ürünlerinden.
Tabi ki bizim büyükler her şeyi bize anlatmıyorlardı. Kin nefret duygusuyla komşularımıza bakmamızı istemiyorlardı. Bizim anlamamamız için bazen kendi aralarından Ermenice konuşuyorlardı. Biz çocuklar, gençler Ermenice anlamıyorduk. Okul kalmadı, öğretmen kalmadı, papaz kalmadı. Köyümüz 49 hanelik 500 nüfusluydu, bende belgelerde var.
Tabi anlatacak yaşanmış çok olaylar var. Bizim Ermeniler her sene giderlerdi bir Kürt ağanın yanına. Her ilk bahar da, ekin ekileceği zamanlar, mart veya nisan ayı dolaylarında toplanırlar. Papaz ve Ermenilerin ileri gelenleri ağanın konağına giderlerdi. Topraklarını sürmek için izin alırlardı. Sen Ermenisin toprak senindir, mal senindir, ama ağa sana müsaade verecek, ya sür ya sürme diyecek. Ondan sonra ağa kıyafetini çıkarırdı bir tane yırtık pırtık giyerdi gelirdi otururdu. Ermenilerin önüne eski elbiseler giyer gelirdi ve sorardı “Ben bu eski elbiselerimin içinde iyi miyim, yoksa değil miyim” Ermeniler tabi ki iyi değilsiniz. ilk giydiğiniz elbiseleriniz size daha çok yakışıyordu bu yırtık elbiseleriniz size yakışmadı efendimiz diyorlardı. Madem öyleyse herkes bir kış (kese) altın getirsin ve gitsin sürsün tarlasını ve ekin biçme zamanında bir kış altın daha getirsinler ve hasat zamanı da hasadın yarısı bana yarısı da size`derdi. Allah senden razı olsun diyen Ermeniler, yok deseydiniz kabul etmeseydiniz biz ne yapardık diyorlardı. Yani Ermeniler birçok vergilere maruz kalıyorlardı; merkezi vergi, bölge vergisi, kelle vergisi, devşirme kan vergisi birde erkek çocuklar askerlikten muaf kalması için verilen vergi toplam 5 çeşit vergi veriyorlardı o dönemlerde. Yani bir çocuk doğar doğmaz askerlik vergisi verecek. Çocuk yeni doğmuş, dünyaya geldiği günden itibaren asker vergisine tabi tutuluyor. Bu dünyanın hiçbir yerinde olmamıştır. Hristiyan Ermeniysen o dönemler bu vergilere tabi tutuluyorsun.
İsviçre`ye 1971`de geldiğinizi söylediniz. Çocukluk anılarınızdan bahseder misiniz bize?
Biraz önce ne söyledim sana, unutulmaz o kadar çok acılarımız var ki. Bizlerin cenazesine muntar derlerdi mesela. Bu beni çocukken çok etkilemişti. Bir de sünnetli olmadığım için herkes yüzerken ben seyretmek zorunda kalıyordum. Utanıyordum. Benim sünnetsiz olduğumu görecekler diye korkuyordum.
Köyde okulumuz yoktu örneğin. 1950-1955 lerde Ermeni marangoz vardı, bir onu öldürmediler. tehcır de sakladılar onu, aslı Lice’lidir Dikranagerdsi (Diyarbakır’li). Mesleğinden dolayı askeriyenin kanı arabalarının tekerlerini yapmak için o kalmıştı tek, getirdiler okulumuzu ona yaptırdılar. Koskocaman Bitlis (Baresh) vilayetinde başka zanaatkar yok ona yaptırdılar. Birgün okuldan geliyorum, Yayam vefat etti iki tane kadın bizim orda omuzlarında testi kadın geliyor yol verdim, kadınlardan birisi dedi “küre filla, birika ta miriya buchimhamya”, öbür kadın dedi “no kaçı no, mirar biya (Nenen olmuşmu, yök kız mındar olmuş)”. Bak bize oldu demiyorlar, mundar oldu diyorlar. O Yayam ki o bölgede onun ellerinden o tarmızları yemeyen olmamıştır, çok zoruma gitmişti. Anneme söyledim; bu kadınlardan biri böyle böyle dedi diye, annem dedi; oğlum desinler, desinler sırası gelince başkalarıda onlara söyleyecek. Kürtler bize söylemiş, bugün Türkler de Kürtlere söylüyorlar. Yayam 90 yasında oldu, 90 yasına kadar bir insan hiç mi bir gün gülmeyecek. 90 sene boyunca 9 kerede mi gülmeyecek. Gülmeden öldü. Artık gerisini sen tamamla. 100 yıldır ağlıyoruz, güldüğümüz yok. Daha konuşulacak çok şey var ama buyrun biraz da Simon’la konuşun.
Simon Daronyan, sizi tanıyabilir miyiz?
Tabi ilk önce Arkadaş Gazetesi’nin bu son dönemlerde Ermenilere yapılan soykırımın ve 100. yıl etkinliklerine duyarlı olup gündemlerine aldıkları için tüm çalışanlarını, insanlığa karşı suçun bilince çıkarılması katkılarından dolayı saygıyla selamlıyorum ve çalışmalarınızda başarılar diliyorum.
Ben kendim batı Ermanistanlı bir yurtaşım, 20 yıldan fazla bir süredir sürgünde yaşamaktayım.
Ermenilere yapılan soykırımı özet olarak birde senden dinleyelim.
Sorun sadece 100 yılla başlamadı. 24 nisan 1915, sadece kökten kurutma politikası ve uygulamasıydı. Daha da kitlesel yok etme idi. Bunun daha önceleri vardı. Toplu ihmalara baktığımızda 1894 ve 1923 yılları arasıda çok önemlidir. Yani sizin anlayacağınız, soykırım 100 yıldan daha önceleri planlanmıştır. 1920 de Serv ve 1923`de Lozan antlaşması adaleti yerine getirilmediği için bugün ortadoğuda aynı zulümleri yapıyorlar. Ermeni Hıristiyanlara yapılan zulmün aynısı, o coğrafyada yaşayan halklara yapılıyor. Bugün hala masum savunmasız insanların diri diri kafasını kesiyorlar, linç ederek insanları öldürüyorlar.
Dilerseniz İsviçre’de gerçekleşen etkinliklerin özetine gelelim. Özellikle Cenevre ve Lozan’daki etkinliklere baktığımızda, görüldü ki Türk devleti taraflı panelistleri araştırmacı yazar ve katılımcılar da vardı. Siz mi davet etiniz? Bu sorunu bunlarla birlikte çözmeyimi düşünüyorsunuz?
Etkinliklerimiz herkese açıktı. Lozan’daki etkinlikleri Lozan ve çevresindeki Kiliseler organize etiler. Kiliseler herkese açık proğramlar yaptılar. Evet biliyoruz Saray Ermenileri her dönem olmuştur, Osmanlı dönemde de devletle çalışan Ermeniler olmuştur, bu dönemde vardır. Özüne düşman ettirilmiş Ermeniler de vardır. Zaten öyle bir duruma gelmiş ki, herkes kendi Ermenisini oluşturuyor, herkes kendi Kurdunu, Alevisini oluşturuyor, böyle saçma birşey olur mu? Tüm insanlığa sesleniyoruz. Devrimciyim, sosyalistim, insanım diyen herkese sesleniyoruz artık. Bunların devletle işbirliğine son vermesi lazım. Devletin bu suçuna artık ortak olmaması lazım. Çünkü bu devlet artık restore edecek durumu da yoktur, reforme edecek durumu da yoktur. Bu devlet kendi yarattığı Türkün ve İslamın kafasını kesecek bir zihniyete sahiptir. Bu tehlike her an hortlayabilecek zihniyeti artık herkes tanımalıdır. Bu İttihatçı, Turancı, Abdülhamitçi, Osmanlıcı barbarlığını artık kafalarından silmeleri lazım. Olmayan bir Türkü nasıl var edersiniz hele 10’000 lerce yıllık Ermeni(Hay) medeniyeti nasıl yok sayarsın ki, İnsanlığın doğuşu, insanlığın medeniyeti nasıl görmemezlikten geliniyor. Artık bu yalanlara okullarıyla, sistemleriyle son verilmesi gerekir. Her dürüst vicdanlı insanın talebidir, hakkıdır. Ermenilere yapılan haksızlıklar son bulmadı, gerçekler birgün şu yüzüne çıkacaktır, her nehir yatağını bulur. İnsanlığa karşı Soykırım suçu terimin içini bilinçli bir şekilde boşaltıyor. MEDZ YEĞERN (BÜYÜK KIYIM) büyük felaket yanlış bir terimdir. Bu doğa afeti falan değildir ki büyük felaketdir diyesiniz. Gerçeği çarpıtmaktır bu.
Neden 100. Yıl’da böyle geniş etkinlikler? 100. Yıllı beklemek niye?
Yüz yıllık bir yastır. Daha kapsamlı, daha kordineli. Ermeni Kiliseleri’nin partilerin, örgütlerin bu etkinlikleri desteklemesi daha da dünyada siyasallaşmasına neden oldu. Batı Ermenistanlı olarak bir çoklarımız ana dilimizi yazamaz, okuyamaz duruma geldik. Okularımız yok edildi. Hıristiyan olarak insanlarımız gidip kiliselere inançlarını sürdüremiyor. Bir mum yakamıyor, evinde köşesinde şurda burda bir mum yakabiliyor, doğru dürüst bir papazı göremiyor ki. İnsanları götürüp İstanbul`da devşiriyorlar, beyaz bir devşirme oluyor, ruhlarını Türklüğe teslim ettiriyorlar. Ya burada esir kalacaksın, ya da buradan gideceksin. Tüm Cumhuriyet boyunca da devlet kasıtlı bu politakaları yapıyor. Lozan`da gayri müslümlere verilen haklar vardı. Okul, inanç kültürlerini özgürce yaşama, ne yazık ki bu haklarından mahrum etiler. Bütün kötülükleri Ermenilere yüklediler. Bütün haksızlıkları Ermenilere yüklediler. Onların gözlerinde Ermeniler hep hayındı. Bu haksızlığa artık son verilmelidir. Kendimiz olmaya çalışıyoruz, kendimiz olmadığımız sürece hep başkası oluruz. Biz Ermeniler bir dini kurum değiliz, bir kilise değiliz, bir hıristiyan kurumu da değiliz. Biz bir ulusuz, bir etniğiz, bir uygarlığız. Kültürüz zorla islamlaştırılmış Ermeniler var. Alevilerin geçmişine bakarsan ataları hepsi Ermenidir, ama ne yazık ki baskılar sonucu onlarda suni olacaklarına Alevi olmayı tercih etmişler. Dilinden mahrum kalmış Arapça konuşan Ermeniler vardır. Türkçe konuşanlar Türk oldular, Zazaca konuşup zaza oldular, Kürtçe konuşup kürt oldular. Bizi bu şekilde böldüler. Bugün Hemşin`de insanlar müslüman olarak yaşamak istemiyorlar, ama zorla siz türksunuz müslümansınız diyorlar. Aslını inkar edenler kim olursa olsun hiç bir yerde yeri yoktur. Bizim için hepsi kardeşlerimizdir. Zorla müslüman olanlarda. Biz yerli kadim Ermeni ulusu olarak hristiyanlık öncesi de vardık. Biz hep vardık. Biz Türk devleti tarafından ötekileştirilenlerden de kötü muamele gördük. Biz hep üçüncü insan muamelesi gördük. Aleviler bize her konuda yakınlardır, hümanistlerdir ama bilinçlerine Türklük aşılanmış ki, bilinç altında Hermeno yani Ermeni döleridir, Ermeni gavurdur demek, sanki Ermeni olmasın herşey olsun, bunlar kendi atalarına niye böyle zulüm yapıyorlar ki. Ermeniler ne zaman, nerede kimin bağını bahçesini talan etti. Biraz da Ermeniler savaşmayı öğrenselerdi, kendilerini savunmasını öğrenselerdi böyle haksızlıklar devam etmezdi. 1700 yıl önce Milli Ermeni Kilisesi denildi. Krikor denilen bir yabancı geldi içimize, aldı bizim kültürümüzü yok etti. Ve savunmasız bir Ermeni toplumu var etti, Papazlara soruyorlar dininiz, korkularından biz Hıristiyanız Ermeni değiliz diyorlar. Peki atalarınız öncelleriniz? Yahudiler, peki gidin yahudi olun o zaman o da yok. Ya masonluğa ya da yahudiliğe hizmet ediliyor. Hıristiyansın bir de Mason oluyorsun, müslümansın bir de Masson oluyorsun, belirsiz bir şeye giriyorsun. Massonlara sor nesiniz, biz hayır severiz derler. Kime hayır severlik etmişler. Talat Paşa çok büyük hayır severdi, Ermeninin kökünü kuruttu, o da Mason’du. O kadar hayır severseniz önce gasp etiğiniz, öldürdüğünüz Ermenilerin bedellerini ödeyin, malımızı mülkümüzü geri verin, hayır severlikleri kendi menfatları doğrultusundadır ve Mason olanlar devşirme bir ocağa gidiyorlar devşiriliyor. Türkiye 1908 den beri Massonlarla yönetiliyor! Mason egemenliği başlamıştır. Genel kurmaylar hep Massondur. Masson olmazsa Genel kurmay olamıyor. Yakın dönemde Süleyman Demirel oldu o da Masson’du. Türkiye`de aslı Selanikliler olan Sebataycılar vardır, bunlar dönme gizli Yahudilerdir, İspanya’dan göç edip geldiler. İspanya’da zulüm gördüler ve Osmanlıya sığındılar ve daha sonra Ermenilere rakip olmaya çalıştılar. Osmanlı devleti bunlara olanaklar sundular. Sebatay Sevi İzmir’de yaşıyordu, daha sonra kendini Mesih kurtarıcı ilan etmiştir. Sultan huzurunda müslümanlığı kabul edince bunlar dönme lakabı takıldı, döndü görüntüde ama bunlar hep gizli çalışmalarını devam etirdiler. Ve gel git Osmanlıya rakip oldular. İttaat terakiyi kurdular ve o zaman dediler, biz bu sefer Ermenileri ortadan kaldıracağız ki istediğimizi daha iyi gerçekleştirelim. Ve Orta Doğu`da ilk TC devletini kurmuşlardır. Daha sonra İsrail kurulmuştur. Çok haksızlıklar vardır, ölmüştür. Hangisinden türklerden mi,çerkezlerdenmi, çeçenlereden mi bahsedelim. Kürtlerden mi, Zazalardan mı, müslümanlardan mı hangisinden bahsedelim. Müslüman suç ittifağı bizi yok etmeye çalışmıştır.
Başka bir düşünceyle yaklaşırsak, özgürlük toprakları elde etmekle mi olur? Sınırlar olmasın, Topraklar hiç kimsenin olmasın dersek, buna katılır mısınız? Ermeniler o topraklarını elde edemezlerse özgür olamazlar mı?
Hayır katılmıyorum. Bir ağacı kökünden kopartıp her yerde meyvesini vermesini bekleyemezsiniz. Biz gidip yaban elleri kendimize yurt görmedik, biz oralara zorla sürüldük. Arjantin`de yapay bir kültürle yaşamak ne zamana kadar, biz Fransa’yı kendimize yurt biçmedik. Biz onların topraklarını kendimize yurt biçmedik. Biz Avusturalya`da Sidney`de sürgündeyiz. Almanya’da sürgündeyiz. İnsanlarımıza yoz bir kültür aşıladılar, orijini kökeni Ermenidir ama ben Fransızım demek yanlıştır. Bizler hangi ülkede yaşarsak Ermeniyiz, tüm Dünyaya sürgün edilmiş Ermenilerin kökleri Batı Ermenistandandır. Onu kimse bize fazla görmesin. Biz gelip de o toprakları kimseden almadık. Biz o toprağın hamurundan doğduk. Eğer biz orada olmasak, o toprağın hamuru kimseye yar olmaz. Kimse onun meyvesini rahatlıkla yiyemez.. Bunu herkes biliyor. O sonradan varolmuş suni, yapay, işgalci güçler bunu çok iyi biliyorlar. Biz orada yerli otoktonuz. Biz o dağların şifresiyiz, o ormanların gizemiyiz, ruhuyuz. Bizim ruhumuz, her rengimiz birdir. Biz o topraklarla beraber var olmuşuz. Biz Van kedisinin evcileşmesiyle var olmuşuz. Biz Kangal köpeğinin evcileşmesiyle var olmuşuz. Biz oradaki atların evcileşmesiyle var olmuşuz. Biz orada ki buğdayın evcileşmesiyle var olmuşuz. Biz orada hep vardık. Biz başka yerden gelmedik. Bizim olanı sahipleniyoruz, bizim olmayanı bizimdir demiyoruz ki. O kadar haksızlığa rağmen bugün oralarda birçok yerin isminin Ermenice olduğu ortaya çıkıyor. Birçok Ermeni isimlerini Turkçeleştirmeye çalışıyorlar, başaramıyorlar. Arapçalaştırmaya çalışıyorlar, başaramıyorlar. Kürtçeleştirmeye çalışıyorlar, başaramıyorlar. İslam öncesi Araplar, Türkler, Kürtler olmadan biz ordaydık, Assur egemenliğinden önce vardık.
Son eklemek istediğiniz birşey var mı?
Son olarak eklemek istediğim, bizim hiçbir ulusa, hiçbir dine, inanca karşı düşmanlığımız yoktur. Bizim tek derdimiz artık bu yalanlara, iftiralara son verilmesidir.
Ali Korkmaz

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: