İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Davutoğlu’nun ‘adil hafıza’ tezi adalete yol açar mı?

Davutoğlu, “Guardian” gazetesinde yer alan bir sonraki yazısında “tarihin o döneminde zarar görenler sadece Ermeniler ve Hıristiyanlar değildi” iddiasını öne sürüyordu… İlk önce “adil hafıza”nın oldukça belirsiz bir tez olduğunu vurgulamamız gerekiyor. Bu tez Batı ile İslam’ın uyumsuzluğuna dair Davutoğlu’nun algısına dayanıyor. Doktora yaptığı tezinde Davutoğlu şu iddiasında bulunmuştu: “Batı ile İslami siyasi düşünce arasındaki anlaşmazlık ile çelişkinin kaynağı sadece kurumsal ve tarihsel farklılıklar değil, felsefi metodoloji, teorik uyumsuzluğudur.”  Tarih bilimine karşı bu aşırı göreli yaklaşım, bir akademik alan olan tarihin bizatihi inkarına eşittir. Ancak gerçek farklıdır. Ermeni Soykırımı, islam medeniyeti gibi uluslararası tarihin bir parçasıdır. Ermeni katliamları ile ilgili ilk kaynaklardan biri ünlü hukukçu Faiz Al Huseyin’e aittir.

***
2011 yılında dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Ermenileri Soykırım sorununu ‘adil hafıza’ kavramı aracıyla normaleşmeye çağırdı. Davutoğlu, “Turkish Policy Quarterly“ dergisinde kaleme aldığı yazısında “trajik olayları ikili ilişkilerin merkezine konması adaletsiz” diyordu.
Davutoğlu, “Guardian” gazetesinde yer alan bir sonraki yazısında “tarihin o döneminde zarar görenler sadece Ermeniler ve Hıristiyanlar değildi” iddiasını öne sürüyordu.
“Batı tarihinin, katledilmiş ve mülklerin el konulan Osmanlı vatandaşlarının ıstırabını dünya kamuoyuna ulaştırmasına rağmen, Osmanlı Müslümanlarının (da) çektiği acılar Türkiye dışında unutulmuş” ifadelerini kullanan Davutoğlu, Türkiye’nin, ‘adil hafıza’ oluşturmak amacıyla ortak bir komisyonun kurulmasını önerdi.
İlk önce “adil hafıza”nın oldukça belirsiz bir tez olduğunu vurgulamamız gerekiyor. Bu tez Batı ile İslam’ın uyumsuzluğuna dair Davutoğlu’nun algısına dayanıyor.
Doktora yaptığı tezinde Davutoğlu şu iddiasında bulunmuştu: “Batı ile İslami siyasi düşünce arasındaki anlaşmazlık ile çelişkinin kaynağı sadece kurumsal ve tarihsel farklılıklar değil, felsefi metodoloji, teorik uyumsuzluğudur.”  Tarih bilimine karşı bu aşırı göreli yaklaşım, bir akademik alan olan tarihin bizatihi inkarına eşittir.
Ancak gerçek farklıdır. Ermeni Soykırımı, islam medeniyeti gibi uluslararası tarihin bir parçasıdır. Ermeni katliamları ile ilgili ilk kaynaklardan biri ünlü hukukçu Faiz Al Huseyin’e aittir. Daha 1916 yılında Al Huseyin “Ermenistan’da katliamlar” çalışmasını yayınlamıştı. 3 yıl sonra Talat Paşa’nın hizmetinde olan başka bir tanık Hasan Amca olaylara Türklerin bakışını şöyle anlatıyordu: “Siz sıradan bir Türk’e sorarsanız, o size, ben savaştan döndüm, komşum Avetis ağa, Nikoğos Çobancı ve diğerler soyulmuştu ve Arabistan ile farklı yerlere göç etmişlerdi” diye cevap verir.” Aslında, Davutoğlu’nun iddialarına rağmen Müslüman ve Türk öykülerinde Ermenilere yapılanlar çok net bir şekilde anlatılıyor.
Davutoğlu’nun tezinin bir başka eksikliği ise kolektif hafızanın, suçu belirlemek için önkoşul olmaması gerçeğidir. Birleşmiş Milletler’in 1948 tarihli Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi‘ne göre belirli bir insan topluluğunun; milliyeti, ırkı, etnik kökeni veya dini dolayısıyla tümünün ya da bir bölümünün yok edilmesi niyetiyle yapılan her eylem ve adım soykırımdır.
Sözleşme kurbanları ile faillerin olaylar karşı aynı hafızaya sahip olmalarını öngörmüyor. Başka bir şekilde söylemek gerekirse: Ermeni Soykırımı, Holokost veya Ruanda hakkındaki mevcut hafıza değişse bile, bunların soykırım olma gerçeğini değişmez.
Tezin 3. eksikliği ise Davutoğlu’nun Ermeni tarafının Türklerin kayıplarını tanımasının ‘adil hafızaya’ yol açıp açmayacağına değinmemesidir. Nitekim Ermenistan hükümetinin 1. Dünya Savaşı’nda hayatlarını kaybeden Türklerin akrabalarına taziyelerini iletmesi olması, Soykırım suçunu azaltıyor mu? Davutoğlu işte bu iki soruya cevap vermekten kaçınıyor.
Son olarak Davutoğlu ünlü tarihçilerin araştırmalarının sonuçlarına görmezden geliyor. 2005 yılında Türkiye hükümetinin gerçeği ortaya çıkarmak niyetiyle Ermeni-Türk komisyonunun kurulması ile ilgili öneriye cevap olarak Uluslararası Soykırım Araştırmacılarının Derneği, dönemin Başbakanı Erdoğan’a bu inkarcı yaklaşımın propagandaya eşit olduğunu bildirdi. Mektupta şu ifadelere vurgu yapıldı: “Ermeni Soykırımı’nın neden veya nasıl yapıldığı hakkında farklı yorumlar olabilir fakat soykırımın gerçeğinin inkar edilmesi bilim değil, faili temize çıkarmak, kurbanı suçlamak ve tarihin manevi önemini silmek amacıyla propaganda ile uğraşma anlamına geliyor.”
Böylece, Davutoğlu’nun “Adil hafıza” tezinin adalet ve tarihçilik ile hiç bir alakası yok. Üstelik bu tez sıradan bir inkar denemesidir. İsrail’in Holokost ve Soykırım Enstitüsü’nün müdürü İsrail Charney bu tezi “bilimi, karışıklık yaratmak amacıyla kullanmak” ifadesiyle niteledi.
Bilim ve hukuki hiç bir temeli olmayan “Adil hafıza” tezi, Soykırımı inkar etme aleti olarak reddedilmeli. Üstelik, Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Ermeniler ile uzlaşmanın Ermeni Soykırıma karşı mücadelenin bir parçası olduğunu resmen açıklamıştı. (Asbarez ve http://armeniangenocide100.org/tr)
Andranik İsrayelyan (Yerevan); uluslararası ilişkiler uzmanı, doktora adayıdır. Doktora tez konusu “AKP’nin iktidarda olduğu yıllarında Türkiye’nin dış politikası”.

http://www.ortakhaber.com/davutoglu-nun-adil-hafiza-tezi-adalete-yol-acar-mi.html

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: