İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Konferans Taner Akçam

Ohannes Conkar 
Bu akşam UGAB’daydık. Taner Akçam’ın yeni kitabı hakkında bilgiler verdi. Tabi ki Osmanlı’yı, İttihat ve Terakki Partisinin yaptıklarını, 1915’i ve buna giden yolları, 1915 öncesi ve sonrasıyla, Ermeni Soykırımı, gerçeklerin ışığında, delillerin, tanıklıkların ve en önemlisi belgeleriyle. Hani belgen derler ya, senden ölmüş insanların belgesini isterler, ölüler, öldürenler, öldürtenler konuşurmuş gibi. Ermeni Soykırımını ilk tanıyan kimlerdi sorusu hiç aklınızı kurcaladı mı? Evet Ermeni Soykırımını ilk tanıyan Osmanlı İstanbul Hükümeti ve Ankara’daki Milliyetçi Hükümeti Mustafa Kemal, gerek İstabul’a yazdığı mektuptan, 1917’deki katillerin yargılanması ve bir an önce suçluların mahkemeye verilerek gereken cezayı çekmelerini istemiştir. Tabi ki bu mahkemeler askeri mahkemeleridir.


‘Jugement a İstanbul’ kitabı gerçeklerin ışığında Taner Akçam ve Vahank V. Dadrian tarafından yazılmış olup, sözü Taner Akçam’dan önce Konferansı düzenleyenlerin açılış konuşmasını UGAP yöneticisi ve NAZARPEK çalışanları yaptı. Kitaptan alıntı yapılarak Fransızca kitap hakkında özet bilgi verildi.

Bonsoir, iyi akşamlar Taner Akçam, merhaba, teşekkür ediyoruz davetimizi kabul ettiniz. Bir kaç kelime Fransızca alacağım kitabı tanıtmak için. Taner Akçam (vous ets) siz sosyolog, historian, Profesör Clark Üniversitesi Tarih Bölümü Holokost and Genocides Studies Merkezi’nde bulunan Kaloosdian Mugar kürsüsünde çalışmalarınızı sürdürmektesiniz. Taner bey bize belki hatırlatabilirsiniz o dönemin farksız deneyimleri bu katilleri yargılamak için sizin yazdığınız kitap mahkemeyi rahatsız ediyor, aynı dönemlerde Paris Konferansı vardı. Ve aynı dönemlerde İngilizlerin girişimleri oldu, bize bu dönemleri anlatabilir misiniz?

Thank You very munch. (tenk yu veri maç), Çok teşekkür ederim, parev, iyi günler, Fransızca  konuşamadığım için, çok özür dilerim. Şimdi ben bu konularda İngilizce konuşmaya alışkın olduğum için, aklım hep oraya gidiyor. İngilizceden Türkçeye çeviriyorum, ama İngilizcem de rezalet, hiç iyi değildir.

1918 Ekim ayında Osmanlılar savaşı resmen kaybettiklerinde artık herkesin beklentisi  katillerin cezalandırılacağı yolundaydı, çünkü 24 Mayıs 1915 yılında, İngiltere, Fransa ve Rusya ortak bir açıklama yaparak Osmanlı Hükümetinin yaptığının. Bir insanlık suçu olduğunu söylediler.

‘….. dediğimiz humaniti’ ve böylece insanlık suçu kavramı uluslar arası hukuka, Türkler nedeniyle girmiş oldu. Ve herkesin beklentisi tamam artık bu sözler doğrusunda yargılama olacak.

Paris’te üç tane girişim oldu. Paris barış görüşmelerinde yargılamalar nasıl olacak diye görüşüldü. İngiltere kendisi bağımsız bir girişim yaptı. Ve katilleri yargılamak istedi. Üçüncüsü de Osmanlı Hükümetinin girişimi oldu. Tek başarılı olan Osmanlılarınki.

Paris görüşmelerinde bir sonuç alınamadı. Çünkü birincisi Amerika büyük ölçüde direndi. Uluslar arası bir ceza mahkemesi kurulmasını istemedi Amerikalılar. İkincisi hemen kısa bir sürede Fransa ve İtalya Türkleri desteklemeye başladılar. Ve Paris barış görüşmelerinde planlanan uluslar arası bir ceza mahkemesi kurulması fikri ertelendi ve yok oldu. 2000 yılına kadar beklemek zorunda kaldık.

Sadece Sevr antlaşmasının ki, 10 Ağustos 1920’de imzalanmıştır. 226. Maddesinden 300.cü maddeye kadar, suçluların yargılanmasına ilişkin hükümler vardı. Fakat ordaki formulasyonda çok yuvarlaktı. Eğer müttefik güçler isterlerse Osmanlı Hükümeti bunları iade etmeyi kabul eder biçiminde idi ve zaten siz de biliyorsunuz SEVR ortadan kaldırıldı. Lozan antlaşmasıyla.

İngilizlerin girişimi de başarısızlıkla sonuçlandı. Türk mahkemelerine ve Türk hükümetine İngilizler hiç bir zaman güvenmediler. Onun için özellikle 16 Mayıs 1919’da Yunanlılar İzmir’e çıktıktan sonra, İngilizler İstanbul’daki mahkemelerde yargılanmakta olan mahkumların önemli bir kısmını aldılar. Malta adasına götürdüler. Bunların toplam Malta’daki tutuklu sayısı 200’ün üzerindeydi. İngilizler bunların 141 kişisinin Ermenilere yapılan kötü muameleden dolayı suçlandığını söylediler ve yargılamak istediler. 141 kişiyi. Daha sonra bu 141 kişi hakkında dosya hazırladılar. Fakat ellerinde ki belgeler yetersizdi dava açmak için, onun için Amerikalılara da başvurdular. Amerikalılar da bizim elimizde bu kişiler hakkında hiç bir belge yoktur dediler.

Ve daha sonra bu kişileri İngiliz Hükümeti, 1922 yılında Türklere teslim etti, bir, iki tane İngiliz savaş tutsağına karşı olarak. 
İngilizler niye Osmanlı Hükümetinden belge istemediler. Niye İstanbul mahkemelerin de kullanılan belgeler, şahitler, tanık ifadeleri kullanılmadı, bu büyük bir sırdır. Bilemiyorum. Bugün inkârcılar İngilizlerin hiçbir Türkü yargılayamamış olmasını soykırım olmadığının bir kanıtı olarak kullanmaktadırlar bol miktarda.

Yargılayamadılar çünkü o katilleri yargılayacak uluslar arası mahkeme Amerika tarafından engellendi. Ama ortada basit bir hukuk kuralı var. Tabiki diyelim ki Sivas valisi Muammer bey tutuklu, Sivas’da 10.000’in üzerinde Ermeni’nin öldürüldüğü de biliniyor. Ama siz Muammer beyi ortada belge olmazsa yargılayamazsınız. İngilizlerin problemi buydu.

En başarılı girişim Osmanlı Hükümetinin ki oldu. Başarılı olmasının tek nedeni Türkler, Paris barış görüşmelerinden olumlu sonuç etmek istiyorlardı. İngilizler, Fransızlar, sürekli olarak Türklere diyorlardı ki, Paris’ten iyi bir sonuç elde etmek istiyorsanız önce şu katilleri bir yargılayın.

Hepiniz belki bilirsiniz 1919’da Erzurum kongresinde, Sivas kongresinde Türk milliyetçileri bir araya geldiklerinde, Misaki-Millî diye bir karar aldılar, bu bugünkü Lozan’ın sınırları gibidir, aşağı yukarı.

Türkler zannettiler ki, eğer biz katilleri yargılarsak Misaki-Millî gibi bazı sınırları alabiliriz. Ve davalar Sevr antlaşmasının imzalandığı zamana kadar, büyük bir hızla devam etti, bu nedenle.
İki üç tane önemli bir bilgi vereyim size, 1919 Ekim ayında Ankara milliyetçi hareketiyle Mustafa Kemal önderliğinde, İstanbul Hükümeti Ali Rıza paşa önderliğinde Amasya’da bir toplantı yaparlar. Amasya Protokolleri imzalanır. Bu protokollerin birinci maddesi, İttihatçıların yargılanmalarının, adalet ve politik açısından zaruri olduğu söylenir.

Mustafa Kemal’in kendisi 1917 Eylül’ünde, İstanbul Hükümetine yazdığı bir mektup da , yargılanmalar sadece kâğıt üzerinde kalmamalı, eşe dosta bir örnek olarak yapılmalı ve yargılanmalar bizim bu işi nasıl yaptığımızı göstermelidir. Diye özel bir mektup da yazdı.
1920 Nisan’ında Meclisin açılışında Ankara’da biliyorsunuz. Orada 1915 olaylarının feza hak utanılacak bir eylem olarak niteledi.
Sonra aynı Mustafa Kemal, Sevr antlaşmasının maddeleri belli olunca, İstanbul’a  bir mektup yazdı. 8 Ağustos 1920 tarihinde. Artık hiç bir fayda getirmeyeceği belli olan bu vatan evlatlarının idamlarına bir an önce son verilsin dedi. Ve öyle oldu.Çünkü belli olmuştu ki yargılanmaların karşılığında herhangi bir toprak alamayacaklardı.

Şimdi ben hep retorik olarak şu soruyu soruyorum. Eğer İngilizler, Mustafa Kemal’in teklifini kabul etselerdi, deselerdi ki Misaki-Milli sınırları içinde Ermenilere ve Rumlara da haklarını vererek devletinize devam edin, ama karşılığında bu katillerin yargılanmasını istiyoruz. Acaba bugün nasıl bir tarih üzerinde konuşurduk. Sadece teorik bir soru değil bu, olmuş bir olayda, 1945 sonrasında Amerika’da yaşandı.

Savaş sonrası Almanya’ya ne olacak sorusu sorulduğun da ‘The Dawes Plan’ı İstanbul’daki Morgan Tav’ın oğlu. O zaman maliye bakanı. Ve bir Almanya planı yaptı. ‘The Dawes Plan’ diye bilinen bir plan. Buna göre Almanya altı küçük devlete bölünecekti ve bir kısımda İngiltere’nin ve Fransa’nın kontrolüne bırakılacaktı. Özellikle Raul bölgesi, uluslar arası kontrol bölgesi olarak. 
   
Amerikan savunma bakanı, ben özetliyorum, hiç öyle benim söylediğim gibi yazmadı, daha kibar yazdı. Çılgın mısınız dedi. Eğer bu ‘The Dawes Plan’’ı planını uygular Almanları bölerseniz Nazileri ulusal kurtuluş kahramanı olarak selamlamak zorunda kalırsınız. Onun için bu planı bırakın, Nuremberg’e yoğunlaşın. Katillerin nasıl cezalandırılacağını herkese gösterin. Öyle de yaptılar.


Fakat biz bugün artık diyebiliriz ki Soykırımı ilk tanıyan Osmanlı Hükümeti  ve Ankara’daki Milliyetçi Hükümetti. Çünkü onlar başladı yargılamaya.
Toplam 63 tane ayrı dava açtılar. İstanbul Hükümeti. Bunları iki kategoriye ayrıldı. Birisi İttihat Terakki Partisi Merkez Komitesi. Teşkilat-ı Mahsusa üyeleri merkezi ve İstanbul Hükümeti ana davası diye biz adlandırıyoruz. İkinci grup, parti sekreterlerine karşı açıldı. İttihat ve Terakki Partisinde, parti sekreterleri çok önemliydi, onlar ölüm emirlerini doğrudan bölgelere yollayan kişilerdi. Onun için onların davası ayrıldı ve ayrı yargılandılar. Onun dışında ki bütün davalar, şehirlere ilişkindi. Yozgat davası, Trabzon davası, Harput davası, Erzincan davası gibi. Hepsi İstanbul’da görüldü ama o illerde değil. Davaların sonuçları bizim için çok önemli değil bugün, çünkü sonuçta 16 kişi, 200’ün üzerinde tutuklu sanık yargılandı. 200’ün üzerinde ve bunların 16’sı hakkında idam cezası verildi. Ama zaten 13 kişi yoktu, 3 tanesi asıldı. Kitapta davaların bütün isimlerini, nasıl sonuçlandığını bulursunuz. Onları günlük gazetelerden buldum, çıkarttım, kitapta ayrıntılı yazdım. ,
– Kitaplardan, gazetelerden bahsettiniz yahut kaynaklara dayana bilirmiyiz Taner bey. 
T.A. – Üç tane önemli kaynak kullandık. Birisi Takvim-i Vekâyi, yani resmi Osmanlı Gazetesi. İkincisi günlük gazeteler. Üçüncüsü anılar.
 – Gazetelerden bahsettiniz Taner bey, Avrupa’daki gazeteler de epeyi manşetler, yazılar veriyordu, bu sene 1915 soykırımın 100 senesi olduğu için bazı basın, özel basın, savaş gazeteleri olarak Fransa’da da çıkarttılar. Büyük ihtimalle siz de Türkiye’de bu türlü kaynaklara dayanmışsınızdır. Ama… 
T. A.- Mahkemeler olarak o kaynaklara bakmadık.  
– Bu sizin de dayandığınız kaynaklar orijinallerine ulaşabildiniz yoksa 
– T.A. Şöyle Takvim-i Vekâyi’de toplam 12 davanın karar sureti ve iddianemeleri yayınlandı. Bugün herkes ulaşabilir o yayınlara. Ayrıca ana dava diye bahsettiğimiz davanın 8 artı 8, 16 oturumun tutanakları da yayınlandı. Biz onları Türkçe yayınladık tutanakları, İngilizcede ve Fransızcada onlar yok.

50 davayla ile bilgileri günlük gazetelerden çıkarttık. Bir çok kaynaktan biliyoruz ki mahkemeler boyunca 200 civarında dosya hazırlandı. Bu dosyaların nerede olduğunu bilmiyoruz, kayıp.
İstanbul’daki yargılamalar askeri mahkemede idi. İstanbul 1922 Kasımında Türklerin  yönetimine geçti. Tahminim askeri mahkemede ki belgelerin Genel Kurmaya Ankara’ya gitmiş olduğu, bunu tahmin ediyoruz, ama hiç bir bilgimiz yok, imha da edilmiş olabilirler.

İstanbul’daki yargılamalarının bizim için önemli tarafı, soruşturma sırasında elde edilen orijinal Osmanlı belgeleridir. Soykırıma ilişkin.
Vahank Dadrian hocam buradan kendisini saygıyla anıyorum, bunların bir kısmını zaten bizim kitaptan önce yayınlamıştı. Bir iki örnek vereyim. Bu ‘gang’ soykırımda ‘Smoking gank’ yani tüten, kokan,  duman işte, yani soykırımı gösteren belgelerdir bunlar.
Örneğin Bahattin Şakir  17 Haziran 1915’de bir telgraf çeker. Ve der ki ‘Siz orada ki Ermenileri imha ettiniz mi? Yoksa imha edilmek üzere başka bir yere mi yolladınız, acilen bildirin? Veya başka bir telgrafta, Ermeniler hak ettikleri yere gönderilmişler. Diye bir ifade var. Karşısında ki telgrafı alan soruyor. Ne demek istiyorsun. Yani imha edildiler, diye cevap veriyor. Bu telgrafların hepsi duruşmalarda okundu ve bu telgraflar Adalet Bakanlığı’nada yollandı. Aslına muafıktır, diye tasdik edilerek mahkemeye geri yollandı. Dadrian’ın konuşmalarını dinleyenler bunu hep hatırlarlar, o durmadan tekrar ederdi kendisi.


Sadece bir örnek vereyim. Ankara bölgesinde  soruşturma sonucunda bulunan  telgraf sayısı 40’ın üzerindedir. Bunların hepsi soruşturma dosyalarında mevcut.

Burada bir de şikayetimi dile getireyim. Mahkemeler sırasında İstanbul’da bazı Ermeni bürokratlar, görevliler çalışıyordu, bunlar bir çok belgeyi elleriyle kopya ederek o zaman fotokopi falan yok, elleriyle kopya ettiler. Bu dosyaların büyük bir kısmı şu anda Kudüs’de kilisenin arşivinde duruyor. Ve araştırmacıların girmesi yasak. Şikayetim bu.

(Yeruşalem) Kudüs kilisede, kapalı şimdi, arşiv kapalı. Dadrian hocamın kendisi 1970’li yıllarda gitmişti, bir kısmını alabilmişti, bir insan ne kadar alabilecekse, işte onları, tabi ki onları kullandı kendisi, sağ olsun bir kısmını bana da verdi, ama o kıymetli malzeme maalesef hâlâ orada kapalı kutu duruyor.

Belki bu konuyu şu şekilde bağlayalım, mahkemelerde ki bir çok sanıkların aleyhine ifade verenler Türklerdi ve mahkemeler büyük bir ölçüde, kararlarına itiraz edilmesin diye bu Türk şahitlerin ifadelerine özel önem vererek karar suretlerinde belirttiler. Bu da dönemin havasını göstermesi bakımından çok önemli.

Burada bırakalım davaya ilişkin söyleyeceklerimi. Sonra soru cevap kısmına geçildi.

Soru ve cevaplarda çok önemli, bilgiler verdi Sayın Taner Akçam. Konferanstan çok daha uzun sürdü.


Halise Ali’ye, Hazreti Ali’ye ait olduğu söylenen bir söz var. ‘’Yarın ölecekmişsiniz gibi dua edin, hiç ölmeyecekmiş gibi çalışın’’ Türk sivil toplum konusunda, ‘’Yarın soykırım kabul edilecekmiş gibi iman edin. Ama hiç kabul edilmeyecekmiş gibi de çalışmaya devam edin.’’ Yapmamız gereken bu.
Ohannes Conkar

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: