İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ermenistan Spitak Depremi’nin izlerini silemedi

Ermenistan’ın ikinci büyük şehri Gümrü, 1988’de yaşanan 6,8 büyüklüğündeki Spitak Depremi’nin izlerini taşıyor ve ticari mirası zarar görmeye devam ediyor. Deprem, başkent Erivan’ın kuzey batısındaki kentin Doğu ile Batı arasında yüzyıllardır süren ticaret noktası olma mirasına da zarar verdi. Bir zamanlar Ermenistan’ın ilk opera binasının bulunduğu Gümrü’de bugün bile şehir mimarisinin kendine has tarzı olan siyah-kırmızı kireç taşı binaları görmek mümkün. Yaklaşık 146 bin kişiye ev sahipliği yapan şehir, depremin üzerinden 27 yıl geçmesine ve restorasyon çalışmaları yapılmasına rağmen hala terk edilmiş hissi uyandırıyor.

25 binden fazla insanın ölümüne ve binlercesinin evsiz kalmasına neden olan 6,8 büyüklüğündeki depremden 3 yıl sonra dünyaya gelen Arsen Vardanyan, Gümrü’de A. D. Sakharov Ermenistan İnsan Hakları Derneği’nde gönüllü olarak çalışıyor.

Gümrü’nün böyle tanınmasını istemediğine vurgu yapan hukuk fakültesi mezunu Vardanyan, bu nedenle, Sovyetler Birliği karşıtı bir insan hakları savunucusu fizikçinin isimini alan A.D. Sakharov merkezinde, 20 yıldan uzun süredir kapalı kalan Türkiye sınırına 15 dakika mesafedeki sınır kapısının açılması için uğraş verdiğini söylüyor.

Vardanyan, Ermenistan’ı Avrupa Birliği’ne taşıyacak yolun “daha iyi” ve “tercih edilir” olduğuna inanıyor ama şimdilik “Sınır bir gün açılacak” diyor.
Şehir planlamacısı ve mimar Ashot Mirzoyan da o dönemde Sovyetler Birliği tarafından hazırlanan yeniden yapılandırma planlarının çok maliyetli olmasından yakınıyor. Şehir Araştırma Merkezi’nin müdürü olan Mirzoyan’a göre Türkiye-Ermenistan sınırı 1993’ten beri kapalı olmasına rağmen bugün bile şehrin ekonomisi Türkiye ile ticarete bağlı.
Ermenistan’ın Azerbaycan’la ihtilaflı olduğu Karabağ’ı işgali Türkiye sınırının kapanmasına neden oldu. Şehir merkezindeki bir katedralde çalışan Gümrülü Harutyan Filyan, kapıların artık açılmasını istediklerini Türkçe dile getiriyor. Filyan, “Sadece 15 dakikada geçebileceğimiz sınır için 400 kilometre gidiyoruz” ifadesini kullanıyor.
Rusya, Ermenistan’ın 1991’deki bağımsızlığından bu yana ülkede askeri üs bulunduruyor. Görünüşte Türkiye-Ermenistan sınırını korumak için bulunan üsteki askerler ve yerel halk arasındaki ilişki ise yaşanan şiddet olayları nedeniyle yıpranmış durumda. Ocak ayında Valery Permyakov isimli bir Rus eri, Ermeni bir ailenin 7 ferdini öldürmekle suçlandı ve bu durum ülke genelinde büyük protestolara neden oldu. 1999’da yine bölgede görevli iki Rus askeri, sarhoş halde önlerine çıkan her şeye ateş ederken 2 kişiyi öldürmüş, onlarcasını yaralamıştı.
Türkiye ile Ermenistan arasında 2009’da Zürih’te imzalanan protokoller, resmi ilişkilerin başlamasını öngörüyordu ancak gerçekleştirilemedi.
Gümrülülerin hukuki sorunlarına çözüm yolu arayan ve depremzedelerin haklarını savunan yerel insan hakları derneğinin başkanı Seyran Martirosyan, protokollere çok fazla anlam yüklenmemesi gerektiği görüşünde.
“Protokoller, iki tarafın da üzerindeki yoğun baskının sonucuydu” diyen Martirosyan, “Böyle durumlarda her iki toplumun da fikrinin alınması gerekiyordu” değerlendirmesini yapıyor.
Martirosyan’a göre sınırın açılması, şehri eski hareketli günlerine yeniden kavuşturacak.
Erivan Devlet Üniversitesi’nde ekonomi profesörü olan Tatoul N. Manasserian da Martirosyan’la aynı fikri paylaşarak, “Gümrü, sınırın açılmasının en somut etkilerinin yaşanacağı ilk şehir olacaktır. Bilindiği üzere Gümrü, Sovyetler Birliği döneminde bile Türkiye ile alışveriş deneyimini yaşadı” diyor.
Manasserian’a göre, Türk şirketleri şehirde özellikle inşaat ve gıda gibi sektörlerde yatırım yapabilirler.
(AA)

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: