İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Türkiye, Ermeniler ve 1915 Katliamları 11-12

“Biz ateşi ısınmak ve ışık saçmak için kullanırdık, oysa çok fazla yakacak odun vardı, ama onlar bizi ne ısınmak, ne de ışık saçmak için değil, sırf Müslüman değiliz diye yaktılar. İbrahim’i ateşe attıkları gibi, üzerimize ateş yağdırdılar. Her yer yanıyordu, ama insanın büyüdüğü ve her şeyini bıraktığı topraklardan ayrı düşmek gibi hiç bir ateş yakmaz Ermenileri.

Hrant Dink’in dediği gibi, “Evet bu topraklarda gözümüz var… Çünkü kökümüz bu topraklarda… Ama merak etmeyin alıp gitmek için değil, gelip köküne girmek için.” Bunu bile yanlış anladık, gelip bu topraklarda ölmek, Ermenilerin hakkı değil mi? Hakkını çabuk verdiniz, filmi çekilecek diye tehdit ettiniz? Canlısını zaten toprağın köküne verdiniz, en azından kendi topraklarında, ya peki topraklarında olamayanlar?…”

Yusuf Hikmet Bayur, 12 Temmuz 1921 tarihli Vakit Gazetesi’nden alıntı yaparak birçok yerde çoktan beri teraküm etmiş olan adavetlerin bu vesile ile infila ederek katiyen arzu etmediği suiistimallere sebep olduğu, birçok memurun haddinden ziyade zulüm ve şiddet gösterdiği ve birçok yerde bigayrihat birtakım masumelerin de kurban olduğunu aktarmaktadır. Ayrıca, tehcir sırasında Ermenilere karşı herhangi bir saldırıda bulunanların tevkif edilerek, Divanı Harp Mahkemesine sevk edilmesi ve en ağır şekilde cezalandırılması da karara bağlanmıştır. (Eğer o dönem suçsuz günahsız birini öldürmek, idam ettirmeyi gerektiriyorsa, o zaman Osmanlı’da asker kalmazdı herhalde…)
                                    
Türkiye’de bu konuyla en çok demeç veren Yusuf Halaçoğlu, tehcire tabi tutulan Ermenilerin sayıları Halep’ten gelenlerle birlikte 483.758 kişi olduğunu söylüyor. Açlık, tifo ve dizanteri gibi hastalıklar, iklim koşulları, Arap aşiretleri ve eşkıyaların saldırıları sonucu ancak 382.148 kişinin iskân sahasına varabildiği ileri sürülmektedir. Peki, iskân dediğiniz bu olayda kişi sayısını bile bu kadar net söylerken, bu kadar insana kim saldırma girişiminde bulunur. Malları, mülkleri zaten talan edilmiş, üzerlerinde sadece çulları olan bir kafileye kim saldırır. Eğer siz bunları bu kadar net ve rakam rakam biliyorsanız eminim ki ölenlerin hastalıktan mı, açlıktan mı öldüğünü isim isim de biliyorsunuzdur. Bunların yanında Türkiye’nin tezine göre Ermeniler 1.Dünya Savaşı sırasında büyük bir isyan başlatmış ve birçok yerde katliamlar yapmışlardır. Buna dair Ermenilere ve Ruslara ait önemli vesikalar mevcuttur. Şaşırdığım nokta bu vesikaların çoğu nedense benim de paylaştığım resim gibi Ermenilere yapılan katliamlar niteliğindedir. Evet Ermenilerin de katliamlara ortak olduğunu belirtmiştik ama bu katliamlar 1915 sonrası ortaya çıkmıştır. Yani Kars Antlaşması sonrası Azerbeycan’da meydana gelen Karabağ olaylarında resmedilen vesikalardır.
                                      
Devam edecek…
Türkiye, Ermeniler ve 1915 Katliamları – 12
” Evet bu topraklarda gözümüz var.. Çünkü kökümüz bu topraklarda.. Ama merak etmeyin, alıp gitmek için değil, gelip dibine girmek için…” (Hrant Dink)…
                                  
“Anlamı derin, parçalamak için değil  beraber olmak için. Tekrar öldürülmek için de değil, beraber yaşamak için bir umut, şimdi düşlerini kurduğu topraklarda, daha vakti varken toprağının en kökünde. Ne de olsa alışıklar katledilmeye, ama bu topraklara gömülmek bile bu denli umut verici dizelerinde. Bir insanın bedeninde ki acı ve hastalık gelip geçicidir, ama özlemle, geçmişini, çocukluğunu ve her şeyi saydığı toprağından ayrı düşme acısının hiç bir lokmanı da dermanı da yoktur, bunu en iyi canıyla ödeyen Hrant Dink bilir.”
                                  
“Katilleri belli olmasına rağmen, halen görmezlikten gelinen cellatlar ve beyaz bereliler var. Canını almalarını bir yana bırakın, adına bir senaryo yazan ve bu senaryoyu bu ülkede beyaz perdeye çekmek isteyen Fatih Akın’ı bile tehdit ettiniz. Hrand’ı anlamak ne kadar zormuş, oysa dilinizi konuşuyordu, hem de çoğunuzun beceremediği bir ağız ve lehçeyle. Bazı hataları göz göre göre yapmak, geçmişin gerçeğidir. Dün de kırdınız, bugün de, sayı önemli değil, ölen Ermeniyse umursamaz bu olayı kimse ve manşet atılır, “Talat Paşa’nın intikamı alındı diye..”
                                  
Ağustos 2009’da bir Ermenistanlı Haber Ajansı’nın yayınladığı Atatürk’ün ABD’li Amiral Bristol’e 7 Mart 1920’de gönderdiği telgrafta “Kendi çıkarlarının peşinde koşanlar Anadolu’da 20 bin Ermeni’nin öldürüldüğü yalanını uydurdu” diyerek, bu olayın bir katliam olmadığını ve Ermenilerin saldırmasına yerel halkın gösterdiği direnişin doğal sonucu olduğunu belirterek bunun dünya kamuoyuna bildirilmesi istenmiştir. (Bunu Dünya kamuoyuna bildirsek herhalde kimse bize inanmazdı, bunu ABD yaparsa herkes inanırdı herhalde..)
                                  
Milas doğumlu 1910’da Abd’ye göç eden Yahudi Albert Amateau yeminli Noter beyanında “Soykırımın tamamen yalan ve iftira kampanyası eseri olduğu”nu beyan etmektedir. (Tuhaf olan durum şu ki tehcir ve kırımlar 1912-1916 yılları arasında olurken Albert’in 1910’da Abd’ye göç etmesine rağmen, bu olaylara şahit olmamasına rağmen bunu dile getirmesi şaşırtıcıdır…)
                                 
Türkiye kaynaklarına göre, 1906-1922 yılları arasında Anadolu’da ve Kafkaslar’da 517.955 Türk’ün Ermeniler tarafından öldürüldüğü savunulmaktadır. Ama bu bölgelerde yapılan katliamlar tamamen Ermeni halkına yapılmış, o dönem Ermeniler de Osmanlı topraklarında yaşadığı için kırımdan geçirilen Ermeniler de Türk sayılmıştır. O dönem Kafkasya Cephesinin yenilgisi ve Kafkasya cephesi dönüşünde Türk ordularının Ermeni köylerine yaptıkları baskınlarda yaklaşık 200.000 Ermeni katledilmiş ve köyler talan edilmiştir.
                                  
Osmanlı Devletinin ve öldürmeden, tehcir etmekle diretmesi günümüzde yapılan araştırmalar sonucu hep negatif olarak sonuçlanmıştır. Suriye’ye tehcir edilen Ermeni sayısı yaklaşık yarım milyon olarak söylenirken, şimdi burada yaşayan Ermeni sayısının 20,000 bin olması tuhaf ve şaşırtıcıdır.
                                  
Kafkasya Cephesinde Osmanlı Devletinin Rus ordusu tarafından aldığı yenilgiyi halka anlatmak ve halka bir hedef tahtası bulmak adına, din siyaseti altında bir propaganda izlenmiştir. Bu dönem içerisinde halka Ermenilerin Ruslar tarafında olduğunu belirtmek ve bunu dini literatürlerle gerçekleştirmek çok da zor olmamış. Yerli halk da Teşkilat-ı Mahsusa ile kırımlara katılıp Ermeni mal varlıklarını talan ediyorlardı.
                            
“Birçok ölüm bilir, birçok ayrılık, bir çok yol bilirim, bir çok kurtuluş, ama onların birçoğunun ölümden, kandan ve acıdan başka bildikleri bir şeyleri kalmamış, tek yolculukları ölüme yürümek olmuştu, sonunu anlamadan.”
                                
Devam Edecek…
fatihtunc49@hotmail.com

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: