İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Kumkapı’da Türk, Rum Ermeni kardeşçe yaşıyorduk

Derya Köseoğlu – Kuzey Haber Ajansı
Prokop Minaoğlu Kumkapı’da doğdu. Zeki Müren’den Behiye Aksoy’a Türk müziğinin altın sesleriyle aynı sahneyi paylaştı. 1975 yılında Atina’ya göç etse de kalbi İstanbul’da kaldı. Zeki Müren, Orhan Gencebay, Gönül Yazar, Seçil Heper, Behiye Aksoy, Ferdi Tayfur, Neşe Karaböcek, Göksel Arsoy, Akkor Kardeşler, Mediha Şen Sancakgil, Yaşar Özel, Erköse Kardeşler, Bülent Şençalar, Mustafa Sağyaşar, Duyarlar Kardeşler ve daha niceleri. Bu uzayıp giden liste Türk müziği tarihini anlatan bir kitaptan değil. Kumkapılı Prokop Minaoğlu’nun çalıştığı ünlü Türk sanatçılardan sadece bir kaçı. 1931’de Kumkapı’da doğan, müzikle de orada tanışan Minaoğlu, ömrünü müziğe adamış bir sanatçı.

USTALARIN YANINDA ÇIRAKLIK YAPTI
Prokop Minaoğlu İstanbul’daki arkadaşlarını şu ifadelerle andı; “Benim orada arkadaşlarım vardı. O arkadaşlarım müzisyendi. Ben onların yanında çıraklık yapıyordum. O çıraklık… Yanlarında gide gele gide gele alıştım, müzik eğitimi görmedim, fakat kendi kendimi yetiştirdim. Hatta büyük lokallerde çalıştığım zaman baletler bile bana yardım ettiler.”
Minaoğlu askerliğini bir orduevinde müzisyen olarak yaparken sahne tozuna alışmış ve bir daha müzikten kopamamış. 1975’te İstanbul’dan ayrılıp, Atina’ya göç etmek zorunda kalsa da Türkiye’yi ve orada edindiği dostlukları hiç unutmamış.
TÜRK ERMENİ RUM KARDEŞÇE YAŞIYORDUK
“Çok sevilen bir arkadaştım. Kumkapı eskiden çok iyi bir mühitti, çok tatlı bir mühitti, herkes orda birbirini seviyordu. Türk olsun, Ermeni olsun, Rum olsun, hepimiz bir kardeş gibiydik orada. Babamın dükkânı vardı orda. Orada büyüdüm ve hatta Kumkapı’da 10-15 kişi var, onlar beni hatırlıyorlar, konuşuyoruz. Muhabbet ediyoruz. Bambaşka bir hayattı o zaman. Şimdiki çok değişti.”
Minaoğlu eski günlerin hatırasını içinde hep canlı tutuyor. Geçmişten bugüne değişenleri şöyle ifade ediyor Minaoğlu;
“Müzisyenler bambaşkaydı o zamanlar. Şimdi bambaşka. O zaman sahneye çıktığımız zaman güzel kıyafetler giyiyorduk. Şimdi kıyafet falan yok yani. Öyle çıkıyorlar. Kendimize bakıyorduk yani güzel görünelim diye halka karşı. Çok iyi günler geçirdim, çok unutulmaz günler geçirdim. Hatıralar çok büyük orada. Ne yapalım maalesef. Şimdilik buradayız.”
SUAT SAYIN’LA DA ÇALIŞMIŞ
Şimdiki müzikle o zamanlardaki müziklerin arasında büyük bir uçurum olduğunu vurgulayan Prokop Minaoğlu konuşmasını şu şekilde sürdürdü;
“Şimdi ki Türk müziği ile eski Türk müziği arasında büyük fark var. O eski söz yazarları, bestekârlar yok. Mesela Suat Sayın’la da çok çalıştım. Ruhu şad olsun, mekânı cennet olsun. O şarkılar yok şimdi, başka şarkılardı onlar. Fakat ben en çok o eski şarkıları seviyorum ve üzülüyorum, ağlıyorum da dinlediğim zaman. Evimde daima şey var, televizyonum var. Başka bir şey seyretmiyorum. Türk televizyonu. Çanağım var. Anılarım geliyor, konuşuyorum.”
SAHNELERİN ARANAN İSMİYDİ
Prokop Minaoğlu’nun sahnedeki performansı, seyirciye aktardığı neşe sahnelerin aranan isimlerinden olmasını sağlamış. Neşeli sahne anılarından birini şu sözlerle anlattı Minaoğlu;
“On beş gündür çalışıyordum Zeki Müren’le. Çocuklar, arkadaşlar da diyordu, ‘yahu yapsana yapacağını, niye yapmıyorsun?’ Korkuyordum, belki kovalar beni, belki istemez diye. Bir Cumartesi evden çıktım Kumkapı’dan, Yenikapı Çakıl Gazinosu’na geliyorum. Dedim ki ‘Bu akşam ya kovulucam’ dedim, ‘ya da devam edicem’ dedim. Son şarkı geldi, kontrobası bıraktım, Zeki Müren’in yanına geçtim. Şakada şukada, oynuyorum, ediyorum falan.
Ara name geliyor, kimseye belli etmeden eğilip “devam dedi”. Bir rahat nefes aldım. Bitti şarkı. Sadun Aksüt var, meşhur, yaylı tambur, hocadır kendisi. O sağda, ben solda, bunu podyumdan götürüp getirdik. Bu hayran oldu, mest oldu. Perde kapanırken kafasını kaldırmadan “Sen nerdeydin on beş gecedir, yatakta mıydın? Seni her akşam böyle istiyorum.” dedi, rahat bir nefes aldım.”
MÜREN’İN MEZARI BAŞINDA FATİHA OKUTTUM
Türkiye’de çalıştığı müzisyen arkadaşlarını özlemle yad ediyor Prokop Minaoğlu. Ancak kalbinde Zeki Müren’in yeri ayrı. Zeki Müren’le alakalı bir anısını gözleri yaşlı bir şekilde anlattı Minaoğlu,
“Arkadaşlarla Bursa’ya gittiğimiz zaman iki kere de mezarına gittim. Fatiha okutturdum Zeki Müren’in mezarına. Onu da yaptım, iki kere, bir evvelki sene bir daha da eskiden. Tabii bu anılar gelmez eskiden. Ne yapalım, kızım sağlık olsun, böyle.”
EN BÜYÜK HAYALİ GERİ DÖNMEK
Prokop Minaoğlu doğduğu kentten, eski dostlarından kilometrelerce uzakta, ancak yanında hep İstanbul’u hatırlatan armağanlar var. O hediyelerden bize de verdi. Minaoğlu’nun en büyük hayali bir gün doğduğu topraklara dönebilmek.
http://www.sondevir.com/?aType=haber&ArticleID=191344

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: