İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Seçime doğru

Ragıp Zarakolu
1950-1960 arası çoğunluk esasına dayalı seçim sisteminden dolayı, İstanbul’u DP’nin mi, yoksa CHP’nin mi alacağını, İstanbul azınlıkları belirlerdi. Bunun için DP, milletvekili adayları listesinde, Rum, Ermeni ve Yahudi adaylara yer verirdi…Evet, şimdi de cumhurbaşkanının kim olacağına, Türkler dışında bir toplum, yani Kürtler karar verecek. Artık siyasal İslam’ın hegemonyası altında, iki mütedeyyin aday var. Artık seçim siyasal İslam ile Kemalizm arasında değil. Ve aynı 1950’lerde, İstanbul’u kimin alacağına nasıl ‘azınlıklar’ karar veriyorsa, 2014 başkanlık seçimlerinde de kimin cumhur olacağına, her kesimi ile Kürtler karar verecek, iki mütedeyyin aday arasında. Haydi hayırlısı.

***
1950-1960 arası çoğunluk esasına dayalı seçim sisteminden dolayı, İstanbul’u DP’nin mi, yoksa CHP’nin mi alacağını, İstanbul azınlıkları belirlerdi. Bunun için DP, milletvekili adayları listesinde, Rum, Ermeni ve Yahudi adaylara yer verirdi.
1960 yılında askeri darbeden sonra, bunlar da Yassıada Askeri Cezaevindeki zulüm ile yüz yüze kalacaklardı. Hatta kimlikleri nedeniyle, biraz daha fazlasıyla.
1955 yılındaki Rum, Ermeni ve Yahudilere yönelik 6-7 Eylül pogromunun, DP’nin değil, yine CHP’nin eseri olduğuna inanacaklardı, çoğu ‘ekalliyet’ mensubu.
Belki de, çok partili dönemde CHP’ye oy vermedikleri için, 1961 yılında İsmet Paşa, darbe sonrası, ilk vesayet altındaki koalisyon hükümetini kurduğunda, ilk icraatlarından biri, Rum ve Ermeni azınlığına ve kurumlarına 50 yıl boyunca kök söktürecek olan, gizli bir üst düzey ‘ulusal güvenlik’ komitesi olacaktı.
‘Azınlıklar Tali Komisyonu’ idi, bu gizli komitenin adı.
Oranın onayı alınmadan hiçbir devlet kurumu, bakanlıklar ya da parlamento, azınlıklara ilişkin en küçük bir işlem bile yapamazdı.
Belediyeler, vakıfların badana, dış duvar tamiri vb. gibi işleri için bile onay vermezdi.
Vakıf yönetimlerinde, ‘derin’ ilişkili kişiler olmasına karşın. Amaç özellikle İstanbul Rumlarını ‘sıfırlamaktı.’
Bunda başarılı da oldular.
1950’lerde 100 bin dolayındaki İstanbul Rum toplumundan arta kalan sadece 2-3 bin, çoğu yaşlı Rum.
90’a yakın kilise var ama bunları dolduracak cemaat yok. Okullar var ama, gençler yok!
İsmet Paşa’nın bir yazlığı Maltepe’de, bir yazlığı ise Heybeli Ada’daydı.
İsmet Paşa’nın adadan denize çivileme atlaması ile başlatırdı İstanbul basını yaz mevsimini.
Hani, Başkan Mao’nun ünlü Sarı Irmak’ta yüzmesi gibi.
Ömrünün son yıllarında, İsmet Paşa Heybeli Ada’ya bir gelişinde, bugün müze olan Köşk’ünün yakınlarında, Rumca konuşanların olduğunu görünce, “Bunlardan, burada hâlâ kaldı mı” diye sorduğu bilinir.
Cumhuriyetin Kurucusu Mustafa Kemal Balkanlıydı.
İsmet ise Siirt kökenli… Babası, oradan Malatya’ya gelmiş, İsmet orada doğmuştu. Siirt’e ise, Karabağ’dan gelmişler. İsmet Paşa’nın ölmeden önce son sözü, “Ermeni Alfabesi 36 mı, 38 miydi” diye sorması olmuştu.
Mustafa Kemal’in aksine, İsmet Paşa ve eşi ‘mütedeyyin’ insanlardı. Cumhuriyetin kuruluş sürecinde, bu ikili bir anlamda birbirlerini ‘dengelemişlerdi.’
1937 yılındaki Dersim operasyonunun başlangıcı, onları  bir ‘yol ayrımına’ getirmişti.
İsmet sınırlı bir operasyondan, Kemal ise sınırsız bir operasyondan yanaydı. Celal Bayar ise, Kemal’in tam bir yalakasıydı.
Evet, şimdi de cumhurbaşkanının kim olacağına, Türkler dışında bir toplum, yani Kürtler karar verecek.
Artık siyasal İslam’ın hegemonyası altında, iki mütedeyyin aday var.
Artık seçim siyasal İslam ile Kemalizm arasında değil.
Ve aynı 1950’lerde, İstanbul’u kimin alacağına nasıl ‘azınlıklar’ karar veriyorsa, 2014 başkanlık seçimlerinde de kimin cumhur olacağına, her kesimi ile Kürtler karar verecek, iki mütedeyyin aday arasında.
Haydi hayırlısı.

http://www.evrensel.net/kose-yazisi/71823/secime-dogru.html#.U8Tw_Pl_vC0

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: