İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ermeni tehcirini Alman Gladyosu mu yaptı

Osmanlı’yı çökerten I. Dünya Savaşı’nın (1914-1918) 100(1914-1918) 100(1914-1918) 100. yılındayız. Bu savaşın neredeyse 100 yıl boyunca ülkemizde çok açığa çıkmamış yönlerini masaya yatırmaya ve tartışmaya açmaya çalışıyoruz. Bu nedenle İttihatçılığı, İttihad-ı İslam politikasını, ‘Alman Cihadı’ adıyla bilinen İngiltere ve Rusya’ya karşı ‘kutsal savaş’ projesini mercek altına almayı sürdüreceğiz.

Bu konudaki ilk yazım “İslamcıların Cihadı gavur icadı çıktı” başlığı ile Odatv’de yayınlandı. (İLGİLİ YAZI İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN)
Yazının ana konusu I. Dünya Savaşı dosyalarında “Alman Cihadı” diye bilinen olguydu.
Alman Cihadı nedir?
Alman İmparatoru II.Wilhelm ve Alman arkeolog ve araştırmacı Max von Oppenheim’ın 1898’lerden beri geliştirdiği stratejik plan şudur:
İngiltere ve Rusya’nın egemenliği altında yaşayan İslam dünyası, eğer dini motivasyonla bu ülkelere karşı bir ‘Kutsal Cihad’a yöneltilirse, böyle bir ‘İslam İhtilali’ sonucu iki düşman ülke sömürgelerinde çöker ve perişan olurlar. Almanların “Drang nach Osten” (Doğu’ya Hücum) politikası böylece zafere ulaşır!
Almanya, I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı ile 2 Ağustos 1914’te askeri anlaşma imzalarken, beklentilerini de açıkça sıralar.
Alman Genelkurmay Başkanı Moltke’nin 10 Ağustos 1914’te Enver Paşa’ya çektiği telgraftaki talepler kısa, net ve açıktır: 1-Kafkasya’dan Rusya’ya taaruz. 2-Mısır’daki İngilizlere taaruz. 3-Karadeniz’de Rus donanmasını vurma. 4-Cihad ilanı ile İngiltere ve Rusya’ya karşı İslam ihtilali çıkartma ve bu hareketlere destek.
Özellikle sonuncu madde, yani “İslam ihtilali” II.Wilhelm ve Max von Oppenheim’ın çok umut bağladıkları bir harekettir.
Hatta denebilir ki, Almanya 1914 Eylül ayında Fransa’da Marne nehri önünde durdurulup siper savaşları başlayınca, savaşı kazanma umudunu büyük ölçüde Osmanlı üstünden gerçekleşecek bu projelerin başarısına bağlamıştır.
ALMANLARIN BOŞ CİHAD HAYALİ
Burada 100 sene sonra şu soruyu sormak gerekiyor.
Almanya’nın I. Dünya Savaşı’nın daha başından adeta ‘programlanmış’ yenilgisinde ‘Kutsal Cihad’a bağlanan boş umutların ve bu konudaki öngörüsüzlük ve yanlış tespitlerin acaba ne kadar payı vardır?
Aslına bakarsanız II.Wilhelm’in Almanya’yı iki cephede böyle imkansız bir savaşa sürüklemesinin altındaki ‘mantık’, düşmanlarını İslam cihadı yoluyla çökertme umududur. Almanların bu temelsiz hayali, savaşın sonunda hüsrana dönüşecektir!
100 yıl önce yaşanan bu ‘ders’ günümüz Türkiyesi açısından da önemlidir.
Çünkü Osmanlıcılık ve İslamcılık günümüzde 12 yıldır ülkeyi yöneten AKP-Erdoğan iktidarının ana siyasi temalarından birisi haline gelmiştir.
Bu nedenle 100 yıl önce Osmanlı’yı parçalanma ve yokolmaya götüren siyasetlerden birisi olan ‘Alman icadı’ İttihad-ı İslam akımı daha derinden incelenmelidir.
Bu yazıda “Alman Cihadı”nın Osmanlı’daki önemli yürütme araçlarından birisi olarak Enver Paşa’nın kurduğu Teşkilat-ı Mahsusa’ya değineceğim.
Ve şu soruyu ortaya atacağım.
TEŞKİLAT-I MAHSUSA NEYE HİZMET ETTİ?
‘Teşkilat-ı Mahsusa’ esas olarak I. Dünya Savaşı sırasında Alman desteği ile Alman çıkarlarına göre kurulmuş ve onların Asya, Afrika ve Ortadoğu’daki politikalarına hizmet eden özel ve gizli bir vurucu örgüt müydü?
Kısaca Alman Gladiosu muydu?
100 yıl öncesi yaşananlara ve Teşkilat-ı Mahsusa’nın faaliyetlerine baktığımız zaman bu tespit ‘çok güçlü bir olasılık’ olarak karşımıza çıkıyor.
Neden?
Öncelikle bu ‘teşkilat’, başından sonuna kadar Enver Paşa’nın kişisel denetiminde, onun ‘mesture’den (örtülü ödenek) tahsis ettiği paralarla organize olan ve hareket eden bu örgüttü.
ENVER ALMANLARIN EMRİNDE
Yani Enver’in örgütüydü. Enver ise 100 yıl sonra daha rahat söyleyeceğimiz gibi kendisini tümüyle Alman Genelkurmayı’nın ve Almanya’nın emir-komutasına tahsis etmişti. Enver’in Almanların bu ‘İslam ihtilali’ projesine inandığını ve tüm gücüyle desteklediğini de söylemek gerekir. İTC içinde çok az kişinin inandığı bu ‘İslamcı-Turancı’ hayaller sonunda Enver’in Ortüa Asya’da düş dünyasında çarpışırken can vermesine yol açmıştır.
Teşkilat-ı Mahsusa sonradan anılarını kaleme alan az sayıdaki dönem tanığının belirttiği gibi özellikle Kafkasya, İran, Irak, Suriye, Arabistan, Afganistan, Hindistan, Kuzey Afrika gibi ülkelerde “İttihad-ı İslam” politikası gütmek ve İngiltere ve Rusya’ya karşı “İslam ihtilalleri” çıkartmak ve bunları fiilen desteklemek için kurulmuştu.
KARABEKİR VE ERTÜRK
Bu gerçeği vurgulayan yalnızca iki kaynak ismi vurgulamakla yetineceğiz. Birincisi Kazım Karabekir. Karabekir’in “Birinci Dünya Savaşı Anıları” kitabında bunu anlatan ve Almanların “İttihad-ı İslam” politikasını alay ederek eleştiren bol miktarda malzeme vardır.
İkincisi ise uzun yıllar Teşkilat-ı Mahsusa’nın başkanlığını da yürüten Hüsamettin Ertürk’tür. “İki Devrin Perde Arkası” kitabı örgütün kuruluş nedenleri arasında İslamcılık ve Türkçülüğü öncelikle belirtir.
Teşkilat-ı Mahsusa kadrolarını kurulduğu ve Avrupa’da savaşın başladığı ağustos ayından itibaren öncelikle Kafkasya, İran, Irak, Suriye ve Afrika yollarında görürüz.
-Teşkilatı Mahsusa’nın ilk başkanı, İTC’nin Manastır’daki ilk ateşli kadrolarından olan Süleyman Askeri Bey’dir.
Enver, Süleyman Askeri’yi daha savaşın başında Suriye üzerinden Irak ve İran’a yollar. Yanında kısmen hapishanelerden ve gönüllülerden derlenmiş birliklerle, bölge aşiretlerini de harekete geçirerek, Rusya ve İngiltere’ye karşı savaşacaktır.
Gururlu ve öfkeli İttihatçı Süleyman Askeri, bir çok kısmi başarından sonra maddi çaresizlikler içinde Basra’da yenilince tabancasını çekip intihar eder. Tarih 14 Nisan 1915’tir. Savaşın daha başıdır.
-İttihatçıların önde gelen hatibi, Osmanlı’nın Che Guevarası, şair ruhlu Ömer Naci savaşın başında Teşkilat-ı Mahsusa’nın ongahizasyonu sonucu iki bin kişilik birliği ile İran’a gider. Takviye istekleri karşılıksız kalır. 1916’da tifüsten ölür.
-Teşkilat-ı Mahsusa’nın başkanı Hüsamettin Ertürk, savaş içindeki yıllarda Alman denizaltıları ile Afrika’da savaşan İslam cihadçılarına, bu arada Trablus’ta İtalyanlara karşı direnişe önderlik eden Şehzade Osman Fuad Efendi’ye silah, cephane ve malzeme götürüyordu.
-Teşkilat-ı Mahsusa’nın Alman politikalarına hizmet amacı güttüğüne dair elde ne gibi kanıtlar vardır.
SARIKAMIŞ’TAN AFGANİSTAN’A
En önemlisi şudur: Enver Paşa, daha Sarıkamış öncesi (1914 Aralık ortası) , yani Osmanlı’nın Goeben zırhlısının Rus gemileri ve kıyılarını vurarak, bir tür oldu-bitti ile (Enver ve Cemal Paşaların bilgisi ve onayı dahilinde) savaşa bilfiil girdikten sonra Liman Paşa’nın (von Sanders) yanına giderek Sarıkamış harekat planını anlatır. Liman Paşa’nın anılarında aktardığı gibi, Enver, Alman generalin karşı çıktığı bu harekatı savunmakla kalmaz, Kafkasya’da kazanacağı zaferden sonra daha öteye İran, Afganistan, hatta Hindistan’a kadar gideceğini anlatır.
Liman Paşa’nın biraz da hayret ve alayla karşıladığı bu proje aslında tam tamına Alman ‘kutsal cihad’ projesidir. İran-Afganistan-Hindistan hattı Enver Paşa’ya Alman İmparatoru’nun ve Genelkurmayı’nın verdiği bir görevdir.
Enver Paşa bu hatta önce en yakın arkadaşlarını, Kazım Karabekir’i, Rauf Bey’i (Orbay), amcası Halil Paşa’yı (Kut) sürecektir. M. Kemal, Enver’in bu konudaki bir teklifini, alay ederek reddeder. “Yapılacak bir şey olsaydı, kimseye gerek kalmaz, zaten gider yapardım!” der.
-En sonunda Osmanlı ve bütün hayaller yıkıldıktan sonra Enver Paşa’nın bizzat kendisinin yine ‘İttihad-ı İslam’ politikası peşinde aynı hat üzerinde Ruslarla çarpışarak can vermesi ise, adeta ‘tarihi ve imkansız bir takıntı’nın faturasını ödemek gibi olmuştur.
Daha doğrusu Alman icadı uydurma ‘kutsal cihad’ hayali, gerçeklik duygusunu yitirmiş Enver Paşa’nın hem savaş sırasında, hem savaştan sonra hayallerini süsleyerek, sadece bir imparatorluğu çökertmekle kalmamış, kişisel olarak kendi yaşamını da ağır bir drama çevirmiştir.
-İTC’de Merkez-i Umumi’de görev alan Dr. Bahaeddin Şakir de savaşın başında Teşkilat-ı Mahsusa’da görev alarak Doğu’ya gitmiştir. Şakir daha sonra Teşkilat-ı Mahsusa örgütü aracılığı ile Nisan-Mayıs 1915’te Ermeni tehcirini yürüten kişilerden biri olacaktır.
CİHAD VE ERMENİ TEHCİRİ
-Oppenheim 1915’te İstanbul’a gelir ve Alman İslam Cihadı Projesini buradan yürütmeye başlar. Enver ile sıkı temas içindedir. Oppenheim daha 1898’de II.Wilhelm’e sunduğu raporda Ortadoğu’da Ermenileri, ‘İngilizlerin hizmetine güvenilmez unsur’ olarak tanımlamıştır. 1914 yazında hazırlayıp Ekim’de Alman Dışişleri’ne sunduğu raporda bu vurguyu güçlendirmiştir.
‘Ermeni tehciri’ esas olarak Alman Genelkurmayı’nın 1915 Nisan ayında Rusların Anadolu’da Ermeni çetelerinin desteği ile ilerlemesi (Van’ı ele geçirmesi) ve tüm Anadolu’yu işgal etme tehdidine karşı Enver’e önerdiği bir karardır.
Almanlara tarafından Bağdat demiryolunun güvenliğinin, Ruslara karşı korunma çabası ‘Ermeni Tehciri’nde önemli rol oynamıştır.
Tehcir askeri kararname olarak Enver tarafından yayınlanmış, İçişleri (Talat Bey) bunu sadece onaylamıştır. Tehcirde Teşkilat-ı Mahsusa çete ve mahkumlarla desteklenerek kullanılmıştır. Bu nedenle Ermeni tehcirinde gölgede kalan Oppenheim-Enver ilişkisi ayrıca incelenmeye değer. Oppenheim ve Alman baskısı ile Enver’in Kasım 1914’te Sultan Reşat’a ilan ettirdiği ‘Kutsal Cihad’ Ermenilere karşı ülkede düşmanlık ve kıyımı destekleyen önemli bir faktör olmuştur. Almanların bu ‘Seçici Cihad’ı bilindiği gibi ‘tüm gavurları’ değil, İngiliz, Fransız, Rusları ve onların işbirlikçilerini (Ermeniler ve Rumlar) hedef almaktaydı.
MEHMET AKİF ALMANLARIN HİZMETİNDE
-Teşkilat-ı Mahsusa’nın Arabistan’da Arapları “İttihad-ı İslam” politikasına çekmek için Kuşçubaşı Eşref ve Mehmet Akif gibi isimleri yollaması da, bir Alman planıdır. İngilizler buna ünlü Casus Lawrence’in karşı faaliyeti ile yanıt vermişlerdir. İngilizler de, İslamı Almanların ve onun esareti altındaki Osmanlı padişahının elinden kurtarma propagandası yapmışlardır.
-Almanların diğer bir projesi de, Berlin’deki Müslüman esirlere, İngiliz, Fransız ve Ruslara karşı cihad propagandası yaparak bunları serbest bırakmak ve kendi yanlarında savaşa sokma çabası olmuştur.
Mehmet Akif Teşkilat-ı Mahsusa görevlisi olarak bu iş için 1915 başlarında Berlin’e gitmiş ve Alman planı çerçevesinde Müslüman esirlere İslami nutuklar vermiş, telkinlerde bulunmuştur.
-Almanların Berlin’de Oppenheim’ın başkanlığında kurduğu “Cihad Propagandası” merkezi, aralarında Almanların da bulunduğu bir çok ajan grubunu Hindistan’dan Afrika’ya uzanan geniş bir İslam coğrafyasında göreve yollamıştır.
O tarihte Osmanlı topraklarından bu görevlere yollananlar ise Teşkilat-ı Mahsusa örgütü ile ve Alman parası ile yollanmıştır.
‘Teşkilat-ı Mahsusa’, Almanların İngiliz ve Ruslara karşı ‘Kutsal Cihad’ politikasını Osmanlı’da Enver eli ile yürüttüğü örgütün adıdır.
Dönemin Gladio’sudur…
100 yıldır dar bir çevre dışında, çok kişinin bilmediği, tartışmadığı bu konuda daha söylenecek, yazılacak çok şey var…İkinci yazıyı burada noktalıyorum.
“Alman cihadı” konusunda üçüncü yazıda buluşmak üzere…
Kerem Çalışkan
Odatv.com

http://www.odatv.com/n.php?n=ermeni-tehcirini-alman-gladyosu-mu-yapti-1107141200

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: