İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Sakık versus Karabekir: İdeolojik ve konjonktürel bir tarih okuması

Nihat   Karademir
Sakık’ın Karabekir’e “Ermeni katliamcısı” demesinin arka planı ise daha trajiktir. Belediye başkanı, bu ifade ile eski bir geleneği devam ettirmiştir: Türkiye’de siyaset yapanların Ermenilerin acılarını araçsallaştırarak Batı’da meşruiyet ve destek arama geleneğini. İttihatçılar aynı taktiği Abdülhamid’e karşı kullanmışlar ve uluslararası destek bulmak için Batı ile kurdukları ilişkilerde özellikle Ermenilerin acılarını ve Sultan’ın bu acılardaki rolünü vurgulamışlardı. İronik bir şekilde, I.Dünya Savaşı’ndan sonra Batı ile ilişkilerini düzeltmek isteyen yeni rejimler de İttihatçıları Ermeni katliamcısı olarak suçlamış ve kendilerine Divan-ı Örfilerde ağır cezalar vermişlerdi. Ermeni acılarını muhalefette iken araçsallaştıranların, iktidar olduklarında aynı topluma reva gördükleri muamele bu söylemlerin sadece konjonktürel olduğunun göstergesidir.

***
1 Haziran’da yenilenen yerel seçimler sonucu Ağrı’nın yeni belediye başkanı olarak seçilen Sırrı Sakık, alelacele ve daha seçim çalışmalarının terini bile atmadan, kullandığı bazı kışkırtıcı cümlelerle yeni bir meydan okumada bulunarak gündeme oturmayı başardı. Sakık’ın başlattığı bu polemiği ilginçleştirip birçok toplumsal kesimin doğrudan katıldığı yaygın bir tartışma konusu yapan ise polemiğin nesnesinin efsanevi komutan Kazım Karabekir Paşa olmasıydı. Çiçeği burnundaki belediye başkanı Sakık, hiçbir tevile meydan vermeyecek bir açıklıkla Ağrı bölgesinde Karabekir Paşa’yı anımsatan tüm sembolleri ortadan kaldıracağını ilan etti. Sebebini açıklarken ise derin ideolojik ve tarihsel tartışmalar bir yana sığ bir polemiğe bile girmedi/giremedi ve tartışmayı “Karabekir bir Ermeni katliamcısıydı” diyerek kesip atmayı denedi.
Ancak, Sakık istese bile bu tartışma orada bitmedi ve bitmemelidir de. Çünkü Sakık, belki de hiç bilmediği bir konuda ve yanlış bilgiler üzerinden fikir yürüterek, Kürtlere önderlik iddiasında bulunan ve onlara yeni bir dünya vadeden siyasi çizginin Kemalizm ile olan ideolojik akrabalığını ve ortak tarihimize yönelik genel algısını ifşa etti. Bunu Karabekir gibi bu ülkenin Kemalist olmayan Müslüman unsurlarının üzerinde birleştiği ortak bir sembolü hedef alarak göstermesi ise kendisi ve partisi açısından büyük bir talihsizlik oldu. Hâlbuki Sakık’ın yaşındaki bir insanın ortalama bir Kürt’ün (ve tabi ki Türk’ün de) Karabekir hakkındaki algısını çok iyi bilmesi gerekirdi.  Nitekim Karabekir, devlet ile çatışma şiddetinin en yüksek olduğu dönemlerde bile Kürtlerin geneli tarafından ayrı bir değerlendirmeye tabi tutulmuş ve çoğu zaman hafızlarda ve sohbet ortamlarında kendisinden Kürt diye bahsedilecek kadar benimsenmişti.
Ortalama Kürt’ün kendisine ilişkin algısı bir yana, Karabekir Paşa’yı, tarihsel gerçeklikten ve kendi yazdıklarından hareketle, Kürtler üzerinden/özelinden değerlendirdiğimiz zaman, onun böylesi bir itibarsızlaştırılmayı, nadiren hak ettiğini görürüz.  I.Dünya Savaşı sonrası dönemde ve kesinlikle Ermeni Techiri’nden sonraki yıllarda Doğu Anadolu’da Kürt aşiretleriyle omuz omuza savaşan Paşa, bir yandan Ermeni çetelerinin Kürt coğrafyasındaki eylemlerine son verirken, diğer yandan Bolşevik Rusya ile işbirliği yaparak, Menşevik Ermenistan’ın Kürt topraklarına yayılma girişimlerine engel olmuştur. Bugün Sakık ve dava arkadaşlarının sıklıkla Kürdistan diye adlandırdıkları bölge, kahramanları arasında Karabekir’in de bulunduğu bu mücadelenin katkısıyla Kürt kalabilmiştir.
Karabekir’in Kürtlere olan ilgisi ve Kürt meselesine olan katkısı burada kalmamıştır. Paşa, Osmanlı’nın son dönemlerine ve Cumhuriyet’in ilk çeyrek yüzyılına doğrudan hükmeden diğer İttihatçılardan farklı olarak Kürt meselesi ile profesyonelce ilgilenmiş ve hemen hemen tüm eserlerinde Kürt olgusunu işlediği gibi özel olarak Kürt meselesi üzerine bir eser de kaleme almıştır. Özellikle İçişleri Bakanı Şükrü Kaya ve diğer CHP yöneticileri ile yaptığı görüşmelerde Kürt meselesinin daha samimi bir şekilde tahlil edilmesini istemiş ve gelecekteki muhtemel çatışmaları öngörerek kendi gayretleri ile edindiği bazı eserleri tercüme edilerek faydalanılması kaydıyla hükümete teslim etmiştir. Kürt meselesi üzerine yazdığı eser ise hükümetten beklenen çaba gelmeyince durumdan vazife çıkarmak sonucu kaleme alınmıştır. Hem bu eserinde hem de Ermeni meselesi üzerine yazdığı başka bir kitabında Kürtlere karşı olumsuz ve inkârcı bir dil kullanmayan Paşa, Batı’nın Kürtleri katil, hırsız ve namus düşmanı gösteren pejoratif, ırkçı ve dinci diline tepki göstermiş ve kitapları boyunca özellikle Ermenilerle olan çatışmalar hususunda Kürtleri aklamaya çalışmıştır.
Yaşamının önemli bir kısmında Kemalist rejimin hışmına uğrayan Karabekir, kendisinin dindarlık durumundan bağımsız olarak, bu ülkenin dindar/muhafazakâr çoğunluğu tarafından ortak bir değer olarak kabul edilmiş ve geniş toplum kesimleri yaşadığı mağduriyetler üzerinden kendisiyle bir ünsiyet kurmuşlardır.  Öyleyse sık sık ortak vatandan ve birlikte yaşamaktan söz eden Sakık, ortak değerlerden biri olan Karabekir’e bunu neden yapmıştır? Açık olan şudur sıklıkla kullandığı barış diline rağmen Sakık, burada ortak hatıralarımızı ve ortak sembollerimizi lekeleyerek, bizi bir arada tutan bağları gevşetmeyi hedefleyen bir çatışma kültürüne hizmet etmektedir. Bu çıkış, tüm ulusçuluklar gibi siyasal Kürtçülüğün de devlet ile olan çatışmasını ve siyasal kopuşunu halklar arası bir kopuşa dönüştürme ve önce birlikte yaşadığı halklarla olan ortaklıklarını ortadan kaldırıp sonra da bu halklardan türettiği bir “öteki” üzerinden ulusal kimlik üretme çabası içinde olduğunu göstermektedir.
Sakık’ın Karabekir’e “Ermeni katliamcısı” demesinin arka planı ise daha trajiktir. Belediye başkanı, bu ifade ile eski bir geleneği devam ettirmiştir: Türkiye’de siyaset yapanların Ermenilerin acılarını araçsallaştırarak Batı’da meşruiyet ve destek arama geleneğini. İttihatçılar aynı taktiği Abdülhamid’e karşı kullanmışlar ve uluslararası destek bulmak için Batı ile kurdukları ilişkilerde özellikle Ermenilerin acılarını ve Sultan’ın bu acılardaki rolünü vurgulamışlardı. İronik bir şekilde, I.Dünya Savaşı’ndan sonra Batı ile ilişkilerini düzeltmek isteyen yeni rejimler de İttihatçıları Ermeni katliamcısı olarak suçlamış ve kendilerine Divan-ı Örfilerde ağır cezalar vermişlerdi. Ermeni acılarını muhalefette iken araçsallaştıranların, iktidar olduklarında aynı topluma reva gördükleri muamele bu söylemlerin sadece konjonktürel olduğunun göstergesidir.
Bu geleneği sürdüren Kürt siyasetçilerin kendi ülkelerindeki iç politik mücadelede Batı’dan takdir almak ve destek sağlamak için Ermeni meselesini konjonktürel, ama anakronik, söylemlerle dile getirmeleri ise kısa vadede kendilerini “Ermeni işbirlikçisi” diye yaftalayanların işine yarayacaktır. Bu ülkede, hem de kıdemli siyasetçiler tarafından, PKK yöneticilerine kolaylıkla “Ermeni dölü” denildiği hesaba katıldığında Sakık’ın ifadelerinin bu düşünceye malzeme taşıyabileceği unutulmamalıdır. Bunun orta vadedeki sonucu ise, Ermeni fobisini yeniden üreten Kürt siyasetinin Türkiyelileşme gayretlerinin sekteye uğraması ve hatta muhafazakâr Kürtler tarafından bile şüpheyle karşılanmasıdır. Bu politikanın Kürtler açısından uzun vadede ortaya çıkabilecek en acıklı ve en kalıcı sonucu ise özellikle seküler ve genç Kürt nüfusta bugün Alman halkının mustarip olduğu soykırım sendromuna benzer bir suçluluk psikolojisi yaratmasıdır. Kısa vadeli hiçbir politik sonuç Kürt toplumuna böylesi bir sendrom yaşatmayı halkı çıkaramaz.
Bütün bunlara ek olarak, Kürt siyasetinin Ermeni meselesini devlet ile mücadelesinde araçsallaştırmaya devam etmesi pragmatik politika açısından bile tavsiye edilebilecek bir yöntem değildir. Çünkü Sakık, dönüp arkasına baktığı zaman, eğer ortada ortak bir günah var ise, bu günahın ortağı olan Kürt reislerini görecektir. Sağına ve soluna döndüğü zaman ise o reislerin halen kendi partisinde siyaset yapan aileleri ile karşılaşacaktır. Çok uzağa gitmesine gerek yok, kendi siyasal geleneğinin Ağrı’daki tarihine baksın yeter. Birkaç yıl geriye gittiğinde Kör Hüseyin Paşa’ya ve Paşa’nın Kürt siyaseti içinde vekilliğe kadar yükselen torunlarına ulaşacaktır. 
http://blog.radikal.com.tr/politika/sakik-versus-karabekir-ideolojik-ve-konjonkturel-bir-tarih-okumasi-64878

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: