İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Cemil Çiçek’in hukuki manifestosu

Erdal Doğan
Sevan Nişanyan gibi dünya ölçeğinde bir marka turizm köyü yaratmış kişi imar yasasına muhalefet edip, mühürlenmiş mührü bozdu diye cezaevine girdi! Eğer şaşırıp da “nasıl” diye sorarsa çekinmeden deyin ki bu Sevan Nişanyan adlı Ermeni yazar, dilbilimci, turizmci yaptığı kendine has köy evleri ile öyle Sultanahmet ve Süleymaniye camilerinin siluetini bozmadığı gibi Zeytinburnu’ndaki binalar ve Haliç metro köprüsü gibi çirkinlikler de inşa etmediği halde ceza evine girdi! Ama haklı olarak şimdi diyeceksiniz ki kardeşim sonuçta O bir Ermeni, dünya güzellikleri de yaratsa O’nun cezası en hafifinden hapistir. Elbette ki bir Ermeni’yi bir Türk’le aynı kefeye koyma haddimi aşmıyorum. Hele ki başbakanın oğlu ile bir tutmak, haşa!Fakat Sayın Çiçek en azından sizin çok sevdiğini bildiğim için bu kadar rahat rahat bu Ermeni yazarın durumunu aktardım. 

***
Geçtiğimiz hafta yeni yılın manifestosu sayılabilecek tespiti, TBMM başkanı Cemil Çiçek yaptı. Çiçek’in Anayasa’da mahkemelerin bağımsızlığını düzenleyen 138. maddesinin “. . bu memlekette ölmüştür” yönündeki beyanları, mikrofonların açık olduğu bir sırada ve özellikle herkesin duyacağı bir şekilde tüm dünyaya ilan ettiği bir haftaydı.Fakat hemen kara mizaha bağlayıp Çiçek’e karşı çok acımasız olmamak gerek. Çünkü hukukçu kimliğine rağmen kimse bugüne kadar Çiçek’e 1921 Meclisi ve Anayasa’sının nasıl bypass edilerek onların yerine bugünün siyasi ve hukuki yapılanmaları olan meclis ve 1924 Anayasası’nın geçirildiğini, yargı gibi birçok temel organın daha o vakitler ölü doğrulduğunu söylememiş. Elbette ki üzücü bir durum ama ben Çiçek’te hiçbir suç veya kusur bulmam. Çünkü O’na yıllardır bu kadar vazife yüklenmişken Sayın Çiçek onca iş ve güçten nasıl vakit bulabilsin ki tüm bunları öğrenebilsin?
Her zaman için eleştirmenin kolay olduğunu ve zor olanın empati olduğunu biliyoruz. Ben tüm sorumluluğu O’na adalet bakanlığı dahil 30 yıla yakın bu kadar vazife yükleyen ve yüklemekle kalmayıp üstüne üstlük halen Cumhurbaşkanlığı bile düşünenlerde bulurum.Vazife aşkı ile yanıp tutuşmuş bir kişi,1923 olan biteni bilemeyeceği gibi daha sonra 27 Mayıs darbesi ile devlet ve rejimi halka karşı korumak için getirilen yeni subapları da bilememesi kadar ne olabilir ki. Sayın Çiçek eğer bu satırları okursa ve bilmece gibi kalmasın. Bu son getirilen subap kurumları MGK ve Anayasa Mahkemesi’dir Sayın Çiçek. Bu iki kurumun işlevsel döngüsü ise o “milli iradeye” ayar vererek oluşagelir.Bu gibi ayarlamalar basına çok küçük haberlerle yansıyınca yine Çiçek’in haberdar olmaması kadar doğal bir şey olamaz. Hatta en son bu iki kurumun asıl birleşenlerinin son 6 ay içinde biraraya gelerek yemek yiyip Ergenekon ve Balyoz sanıkların hukuki durumunu müzekkere etmiş olduğunu Çiçek kuvvetle muhtemel kaçırmıştır. Sayın Çiçek eğer ilk bizden duyuyorsunuz sizden ricamız lütfen sakin ve kamil olun hemen nedir bu rezalet deyip şoka girerek tansiyonunuzu yükseltmeyin, sizin bu ülkeye vereceğiniz daha çok hizmet yılları var. Siz de takdir edersiniz ki ülke artık normale giriyor ve bu gibi haberler manşet olmuyor.
Sayın Çiçek normalleşmede darken size birkaç hususu hatırlatmayı görev bilirim ve özellikle Sayın Başbakana da iletmenizi rica ederim.Sayın Başbakan, oğlu Bilal Erdoğan’ın kurucusu olduğu iddia edilen bir vakıfla ilgili geçenlerde bazı sözler sarf etti. Bilal Erdoğan Belediye’den vakıf lehine imar değişikliği gibi talepleri olmuş. Sayın Başbakan sanırım çoğu zaman olduğu üzere baş danışmanına sorup öğrenmiş olmalı ki kendinden emin biçimde “. . bu suç mudur” diye soruverdi! Şimdi Başbakan her şeyden bağımsız olarak İstanbul’a bakınca da gerçekten böyle bir suçun olamayacağını anlamış olmalı ki böyle bir suçun olamayacağına kesin olarak kanaat getirmiştir. Ama Sayın Çiçek Başbakana söyleyin bu başlı başına bir suçtur. Hatta deyin ki Sevan Nişanyan gibi dünya ölçeğinde bir marka turizm köyü yaratmış kişi imar yasasına muhalefet edip, mühürlenmiş mührü bozdu diye cezaevine girdi! Eğer şaşırıp da “nasıl” diye sorarsa çekinmeden deyin ki bu Sevan Nişanyan adlı Ermeni yazar, dilbilimci, turizmci yaptığı kendine has köy evleri ile öyle Sultanahmet ve Süleymaniye camilerinin siluetini bozmadığı gibi Zeytinburnu’ndaki binalar ve Haliç metro köprüsü gibi çirkinlikler de inşa etmediği halde ceza evine girdi! Ama haklı olarak şimdi diyeceksiniz ki kardeşim sonuçta O bir Ermeni, dünya güzellikleri de yaratsa O’nun cezası en hafifinden hapistir. Elbette ki bir Ermeni’yi bir Türk’le aynı kefeye koyma haddimi aşmıyorum. Hele ki başbakanın oğlu ile bir tutmak, haşa!Fakat Sayın Çiçek en azından sizin çok sevdiğini bildiğim için bu kadar rahat rahat bu Ermeni yazarın durumunu aktardım. Bir gün bakarsınız ki herkes O Ermeni gibi muamele görebilir bu memlekette!Ayrıca sizin ne kadar farklılıkları içselleştirdiğiniz ve hukuka güveninizin sonsuz olduğunuz çok iyi bilinir. Hani şu 138’e dair o çok imanlı olduğunuz dönemlerde yargıda TCK 301’den Hrant Dink yargılanıyordu. Hrant Dink’e ırkçılık ve ayrımcılık üzerinden hukuki cinayet işleniyor diye herkes yırtınırken sizin o ideal vakur halinizle kalkıp “hele durun acele etmeyin önce şu TCK 301’in bir uygulamasını görelim” deyişiniz unutulur gibi değil! Ama siz nerden bilecektiniz ki, yargının yemeyip içmeyip jet hızıyla hukuki cinayeti işleyeceğini ve sonra da o idam fermanının tetikçilerin savunmasına yetişeceğini.
Sayın Çiçek belki de siz Anayasa’nın 138. maddesi ölmüştür derken Hrant Dink aklınıza geldi. Bilmiyorum aklıma geliverdi öyle. Belki de hiç şiddette, ranta bulaşmamış, yasal siyaset yürüten binlerce KCK’lı tutuklu geldi. Belki de görevlerini icra eden Öcalan’ın ya da ÇHD’li avukatlar ya da şiddet heveslilerin ellerini ovuşturduğu Sebahat Tuncel hakkındaki kararın jet hızıyla geçirilmesi ya da bugüne kadar Suriye’deki kelle avcısı cihatçılara silah yardımı yapanlara hiç soruşturma açılmamış olması belki de beraat ettirildikten sonra ısrarla mahkum ettirilen Pınar Selek?Geçen hafta bu kadar üst üste davalar gündeme gelince haliyle sizin neyi düşünerek söylediğinizi tahmin etmekte zorlandılar. Ama ben çevreme ya Cemil Çiçek düşünse düşünse bunları düşündü ve haklı olarak canına tak etti öyle söyleyiverdi diyorum.
Sayın Çiçek hukuki duyarlılığınıza inancım tam olduğundan bunları sizle paylaşıyorum. Biliyorsunuz 17 Aralıkla başlayan yolsuzluk soruşturması, rejimin tüm siyasi ve hukuki sorunlarını adeta yeni yılın ilk haftasına boca etti. Zaman metanetli ve güçlü durma zamanı. Siz ve arkadaşlarınızın bu soyut hukuk tartışmalar ve siyasi manevralarla kirli ittifaklar kurulmasına, devletten pay kapıp, seçim yatırımı yapılmasının önüne set olacağınıza inancım tam. Hatta hukuki yapı üzerindeki garabetleri kaldırarak gün ışığında yönetim ve denetime geçerek Anayasa’nın 138. maddesine hayat öpücüğü vereceğinize de. Böylelikle hepimizin derdi olan devletteki çetelerden de derin yapılanmalardan kurtulmuş olacağız. Yoksa ben çok mu saf konuşuyorum öyle çare başka mı Sayın Çiçek?

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: