İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

“Eti Senin Kemiği Benim” Mantığı

Mustafa Elveren*

“Eti senin, kemiği benim” mantığı bu çağda kabul edilemez. Bu mantık şiddeti çağrıştırır. Yani, ben çocuğumu sana teslim ediyorum, ne yaparsan yap. İster döv, ister söv, ister çalıştır. Kemiklerini bana geri ver yeter. Böylesi bir mantık aynı zamanda ırkçı ve gerici eğitimi gözler önüne sermektedir. İlkokullarda zorunlu olarak her sabah öğrencilere söyletilen “Andımız”ın “demokratikleşme paketi” çerçevesinde kaldırılacağı, Başbakan tarafından açıklandı. Türkiye okullarında ve birçok kurumlarında “Ne mutlu Türk’üm diyene!” söylemi hala duvarlara ve Atatürk büstüne yazılı olarak duruyor. Bunun “Andımız’dan ne farkı var?

***
Genel olarak her insan kendi çocuğunun daha güzel olduğunu görür. Bu olgu insanların doğasında vardır. Çocuklarımızın eti de kemiği de bizim için çok değerlidir.
Başbakan yardımcısı Bülent Arınç 2013-2014 Eğitim-öğretim yılının açılışında Mehmet Akif isimli torununun okuduğu Hasan Tanık İlköğretim Okulu’nun açılış töreni sonrasında öğretmeniyle yaptığı sohbette; “Şimdi eti senin kemiği benim mi oluyor? Kemiği de senin olsun!” dediğini tv.lerde ve yazılı basında ibretle izledim.
“Eti senin, kemiği benim” mantığı bu çağda kabul edilemez. Bu mantık şiddeti çağrıştırır. Yani, ben çocuğumu sana teslim ediyorum, ne yaparsan yap. İster döv, ister söv, ister çalıştır. Kemiklerini bana geri ver yeter. Böylesi bir mantık aynı zamanda ırkçı ve gerici eğitimi gözler önüne sermektedir.
İlkokullarda zorunlu olarak her sabah öğrencilere söyletilen “Andımız”ın “demokratikleşme paketi” çerçevesinde kaldırılacağı, Başbakan tarafından açıklandı. Türkiye okullarında ve birçok kurumlarında “Ne mutlu Türk’üm diyene!” söylemi hala duvarlara ve Atatürk büstüne yazılı olarak duruyor. Bunun “Andımız’dan ne farkı var? Diğer taraftan Müslüman olmayan öğrencilere okutulan zorunlu din dersleri okullarda neden kaldırılmıyor? Bu durum Andımız’dan daha beterdir.
Okullarda yılsonlarında yapılan veda partilerinde eğlence tertiplendiğini her halde bilmeyen yoktur. Genel olarak eğlencenin partisini istiklal marşı törenine döndüren okullarda insan kendini okulda değil de sanki o anda askeri kışlada hissediyor. Ben bu tür “eğlence”lere çok katıldım. Hemen hemen hepsi resmi tören niteliğinde geçtiğini söyleyebilirim.
Anadilde eğitim hakkını kabul etmeyen resmi ideolojinin yeni versiyonu olan AKParti de teklik mantığını devam ettirmektedir. “Vatan-millet-sakarya” yetmiyormuş gibi bir de dini terimler kullanılarak halklar aldatılmaktadır.
Sayın Başbakan her defasında “Biz yaradılanı yaradandan ötürü severiz” diyor. Madem öyle ise, neden Diyanet işleri kaldırılmıyor? Alevilerin ibadet yeri olan CEM evlerine neden resmi statü verilmiyor? Başbakan’ın ağzından düşürmediği “Biz yaradılanı yaradandan ötürü severiz” söylemi demagojik amaçlı olup ve halkları aldatmaya yönelik olduğu biliniyor.
“Bir ulus inşa etme adına bütün farklı dil ve kültürler, kimlikler ve inançlar tek tipleştirilmeye çalışılmıştır…” (A.Öcalan / Görüşme Notları)
Bundan tam 4 yıl önce yazdığım “23 Nisan Bayramı ve Hapisteki Kürt Çocukları” başlıklı yazımda bu güne işaret etmiş, kısaca şunları yazmıştım; “Artık resmi ideoloji iflas etmiştir. O nedenle, Türkiye “TEK”lik psikolojisinden bir an önce kurtulmalıdır. Tüm kimliklerin eşit olması hukuksal bir gerekliliktir. Alt-üst kimlik gibi ucube hikâyeleri bir tarafa bırakıp, gerçek demokratik çözümün uygulama zamanı geldi ve geçmektedir.
Gelin daha umutlarımız tükenmemişken, sağcısı ve solcusuyla, islamcısı ve alevisiyle, kemalisti ve liberalıyla, Türk’ü ve Kürt’üyle, azınlıkta bulunan diğer ırkların ve inançların birlikte yaşama kültürünü geliştirip, hayata geçirelim. Aksi durumda bölünmekten kurtulamayız. Bunu bir an evvel gerçekleştiremezsek, yarın çok geç olabilir.” (23 Nisan 2009 / Tunceli Emek Gazetesi)
Ne yazık ki bu güne kadar hiçbir olumlu adım atılmadı. Zorunlu din dersleri kaldırılmadığı gibi, tam tersine; Muhammed’in hayatı vb. konular müfredata seçmeli dersler olarak eklendi.
Halen trafik ışıkları uluslararası kurallara aykırı bir biçimde kullanılmaktadır. Okullarda öğretmen trafik ışıkları konusunu işlerken sarı, kırmızı ve yeşil renklerden oluştuğunu öğrencilere anlatır. Bu renkler Kürd bayrağının işaretleri anlamına geldiği gerekçesiyle yeşil renk mavi olarak değiştirilmiştir.
Dün Türk-İslam sentezi olarak nitelenen sistemin adını bu gün takunya-postal olarak değiştirebiliriz. Her nedense ülkemizin demokratikleşmesi hep başka bahara erteleniyor.
Zaten ülkemizdeki mevcut eğitim sisteminin bilimsel çerçevede demokratikleşmesini AKParti’den beklemek hayalden öteye geçmez.
O nedenle, demokratik ve bilimsel eğitimin ülkemizde gerçekleşmesi için demokrasi güçleri acilen bir araya gelip çözümler üretmeli ve harekete geçmeleri gerekir.
elverenmustafa@hotmail.com
*Emekli Öğretmen

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: