İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Soykırımdan 98 yıl sonra buluşan Süryani ve Müslüman kuzenler

Nudem Ateş – Mardin
Tarihte görülen en büyük soykırımlardan biri 1915 senesinde Osmanlı İmparatorluğu topraklarında başta Ermeniler olmak üzere, Süryani, Êzidi, Keldani ve Nesturilere yapıldı. Bu tarih, ‘Ermeni soykırımı’ diye anılsa da, aslında tüm gayrimüslimler bu soykırımdan nasibini aldı. Bağımsız tarihçilere göre İttihat ve Terakki önderliğinde yapılan soykırımda 1 milyondan fazla Ermeni, 500 bin kadar da diğer gayri Müslim halklar katledildi.

Her soykırım, her katliam, ardında yüzbinlerce dram, acı, trajedi ve nice hazin hikayeler bırakmıştır mutlaka.
Soykırıma tanık olan ya da soykırımı yaşayan her insanın hikayesi başlı başına bir film, bir roman konusu olabilecek cinsten.
1.5 milyon insanın katledildiği bu soykırım sırasında yaşanan dramdan biri de Amed-Midyat ve Avrupa’nın değişik başkentlerinde yaşayan ve 98 yıl sonra birbirlerine kavuşan Bahdi-Shipo ailesinden iki kardeş ve kuzenlerin hikayesi…
Bahdi-Shipo ailesinin hikayesi aslında 1543’te başlar. Moğol hükümdarı Timur’un bölgeyi istila etmesi ardından Bahdi ailesi de köylerini terk ederek Süryanilerin merkezi sayılan Midyat’a yerleşir.
18 ve 19. yüzyıllarda dinlerinden dolayı zaman zaman Osmanlı, Bedirhanlar ve işbirlikçi Kürtler tarafından baskılara ve katliamlara da uğrasalar da, başta Ermeniler olmak üzere Süryaniler gibi diğer gayri müslüm halklara karşı asıl soykırım 1915 yılında yapılır.
Midyat’a yerleşen Süryani Bahdi ailesinden Zeyto Hapsuno Shipo’nun dramı ve çocukları ile torunlarının yaklaşık yüzyıl sonra buluşması da bu tarihte başlar aslında.
Zeyto Hapsuno Shipo 1915 yılında Osmanlıya zorunlu askerlik yapmaktadır. Askerliğini yaptığı yer de Sarıkamış siperlerinde Rus cephesidir.
Aynı tarihte Osmanlı tarafından alınan soykırım kararı Kürdistan ve Türkiye’nin değişik kentlerinde yürürlüğe girer.
Midyat’ta’da işbirlikçi Kürtler ve Mihalmilerin organizesi ile bölgedeki Süryaniler başta olmak üzere gayri müslümlerin katliamına başlanır.
Gafil avlanan Midyat’daki Süryaniler katledileceklerini anlayınca direnmeye kalkarlar. Ancak direnişleri 3 gün sürer ve ilçe düşer.
Silah, bıçak, satır ve palaların kullanıldığı soykırımda herkes canını ve ailesini kurtarma telaşına düşer.
Birçok aile gibi, Sarıkamış siperlerinde Ruslara karşı savaşan Shipo’nun eşi Latife de, kızı Verde (6), oğlu Süleyman (4), annesi Gamme ile kayın biraderleri Mekko (17) ve İsa (9), katliamdan kurtulmak için önce boşaltılmış bir Süryani’nin evindeki ahıra saklanır. Güvenli olmayınca buradan ayrılıp bir mağaraya sığınırlar. Ancak soykırıma ant içmiş olanlar Midyat sokaklarında, köylerinde, mağaralarında Süryani aramaktadırlar. Mağaranın ağzına gelen sakallı birinin Arapça, ‘Burdalar’ diye seslenmesi ardından Shipo’nun ailesi yakalanır.
Midyat’ta şimdiki Nehrozlar Camii’nin önünde hazırlanan ve insanların katledildiği alana getirilirler.
Kaynanası Gamme ve kayınbiraderi Mekko oracıkta boğazları kesilerek katledilir ve hendeğe atılır. 9 yaşındaki diğer kayınbiraderi İsa ise sırtından hançerlenerek, öldü denilip hendeğe yuvarlanır. (İsa, karanlık çökünce cesetlerin arasından sıyrılıp hendekten çıkar. Bacin köyüne ulaşır. Sağ kalmış Êzidîler onu saklar ve korur. Hayatını burada sürdürür. 4 kızı olur. 1976 yılında Midyat’ta vefat eder.)
Latife ise, tam öldürülmek üzereyken, aile dostları Hisso Mehmedo tarafından, “Bunlar çok iyi dostumdur. Zeyto Hapsuno’nun eşidir. Yalvarırım öldürmeyin” denilerek kurtarılır.
(Askerden dönen dostu Zeyto bu vefa borcunu ömrü boyunca Hisso Mehmedo’nun yetim kalan çocuklarına yardım ederek ödemeye çalışır.)
6 yaşındaki kızı Verde öldürülmez. Midyat-Gercüş yolu üzerinde Mihalmilerin yaşadığı Derindib köyüne kaçırılır. Verde’nin kaçırıldığı evin yaşlı kadını, Midyat’a saldırmaya hazırlanan oğullarına, “Yakın bir tarihte kız torunumu kaybettim. Onun yerini dolduracak bir Süryani kızını bana getirin” dediği için, Verde bu kadına verilir.
Katliamdan birkaç yıl sonra, Derindib köyünde müteahhitlik yapan Süryani Barsawmo, Verde’nin hikayesini duyunca Midyat’a yerleşen babası Zeyto’ya haber verir.
Zeyto ve Latife kızlarını almak için köye gider. Aile vermez. Ancak araya giren hatırlı kişilerin sayesinde Verde ailesine kavuşabilir.(Verde kurtarıldıktan sonra, evlenene kadar ailesiyle Midyat’ta yaşar. Daha sonra evlenip Qamışlo’ya yerleşir. Bu evlilikten 1 oğlu ve 3 kızı olur. Daha sonra ailece İsveç’e yerleşirler. Ve 2001 yılında burada yaşamını yitirir.)
ZEYTO İLE LATİFE, ÖLENE KADAR KAYIP ÇOCUKLARINI GÖREMEZ
Soykırımdan sonra Midyat’a dönen Zeyto ile eşi Latife, her türlü yokluğa ve acılara rağmen yeniden yuvalarını kurarlar. 1918 yılında Meryem adında bir kızları olur. 1927 yılında da, soykırımda öldürülen kardeşinin adını verdikleri Mekko adında erkek çocukları dünyaya gelir.
Latife 1928’de, Zeyto ise 1967 yılında, soykırımda akıbetinin ne olduğunu bilmedikleri 4 yaşındaki evlatları Süleyman’ın acısıyla vefat ederler.
Mekko’nun çocukları, yıllar boyu hem babalarından, hem de halaları Verde ve Meryem’den kayıp bir erkek kardeşlerinin olduğunu, isminin Süleyman olduğunu, gözünde beyaz bir leke bulunduğunu hep duyarlar.
Tek bildikleri, Midyat meydanında katliam yaşanırken, eski vali ve milletvekillerinden Kemal ile Kenan Nehrozoğlu’nun nineleri olan Xatunê Xanım’ın onu yalınayak ölülerin arasında ağlarken gördüğü, ama kurtarmak için bir şey yapamadığıdır.
Ne Mekko, ne de kız kardeşleri Verde ve Meryem kayıp kardeşleri Süleyman’a ulaşamazlar.
Aile Midyat, Qamışlo, Londra, İsveç, Amerika ve Almanya’ya dağılır.
‘KAYIP’ SÜLEYMAN’I MÜSLÜMAN BİR KADIN SAHİPLENİR
Shipo’nun çocuklarından ‘Kayıp’ Süleyman, çocuğu olmayan ve katliamı gerçekleştiren gruplarla birlikte Midyat’a gelen dul bir Kürt kadın tarafından kurtarılarak Mardin Ömerli ilçesine bağlı Siti köyüne götürülür. Kadın, katliamın yapıldığı meydanda ortalıkta dolanan bu 4 yaşındaki çocuğu görünce onu eteğinin altına saklayarak kurtarmıştır. Süleyman’ın öldürülmemesi için ona İslamiyet’i öğretir ve evlatlığı olarak yanına alır.
Süleyman çocuk yaşlarından itibaren çobanlık yapar. Kadın ona kendi çocuğu gibi bakar. Aslının Süryani olduğunu ve nasıl kurtarıldığını anlatır. Evlenme yaşına geldiğinde kimsesiz ve fakir olduğundan kimse ona kız vermez. O da köydeki bir kıza gönlünü kaptırır ve onu kaçırır. Aileler araya girerek barış sağlanır ve evlenirler. 1964 yılına kadar Süleyman ve ailesi Siti köyünde çiftçilik yaparak yaşar. Kaçırdığı eşi vefat edince, 1964 yılında Batman-Amed sınırında bulunan Koso köyüne yerleşir.
Çevrede cesur, mert ve dürüst bir adam olarak tanınır. Ağalara boyun eğmez. Hem çiftçilik, hem kaçakçılık yapar. Diyarbakır’ın Lice ilçesinden gelip Suriye’ye, Irak’a gitmek isteyen kaçakçıların başvurduğu ender kişilerden biridir. Çünkü gözüpek bir kaçakçı ve iyi bir rehberdir de aynı zamanda. “Silêmanî Bav Fille” diye bilinir.
Süleyman’ın iki ayrı evliliğinden 8 oğlu ve 4 kızı olur. 1984 yılında yaşadığı Koso köyünde vefat eder. Ölene kadar da çocuklarına asıllarının Süryani olduğunu, katliamdan bir kadının kendisini kurtardığını, kendisini evlatlık alan kadın ile hangi köyde, hangi evde yaşadıklarını, anne-babasının, kardeşlerinin olduğunu, bunları bulmalarını ister.
BİRBİRLERİNE 1 SAATLİK UZAKLIKTA İDİLER
26 Nisan 2001 günü Süleyman’ın oğlu Hasan, sadece yaz aylarını Midyat’ta geçiren Mekko ve eşi Nisani’nin kapısını çalar. “Biz babamın amcası Mekko’yu ya da evini bulmaya çalışıyoruz. Sizin isminiz de Mekko, sizden de soralım dedik” der.
Katliamda öldürülen amcasının isminin kendisine verildiğini belirten Mekko, eşiyle birlikte Hasan’ı evine buyur eder. Hasan, Köse köyünde yaşadıklarını, aslen Süryani olduklarını, babalarının isminin Süleyman olduğunu söyler.
Babalarının vasiyeti üzerine Midyat’a kaç kezdir geldiklerini ancak bir ip ucu bulamadıklarını, en son geldiklerinde “Mekko” ismini söyleyince, halkın bu evi gösterdiği için geldiklerini anlatır Hasan.
Mekko da henüz doğmadan, katliamda kaybettiklerini bildikleri Süleyman diye bir ağabeyinin olduğunu, amcasının isminin de Mekko olduğunu anlatır.
SÜRYANİ MEKKO İLE MÜSLÜMAN HASAN!
Süryani Mekko ile Müslüman Hasan birbirlerine sarılırlar. Biri kayıp amcasını, diğeri ağabeyini olmasa bile, onun oğlunu yani yeğenini görmüştür yıllar sonra.
Hem Süryani hem de Müslüman iki aile arasında yaşanan bu haber kısa sürede, ailelerin yaşadığı birçok ülkede duyulur.
Mekko ve eşi Nissani tekrar yaşadıkları Avrupa’ya dönerek çocuklarına yaşadıklarını anlatır. Çocuklar ilk başta tereddüt ederler.
Bir yıl sonra Mekko ve Londra’da yaşayan oğlu Zeyto birlikte Koso köyüne gelirler. Ölen amcalarının fotoğraflarını görürler. Bir gözünde beyaz leke vardır.
DNA testi yapılır. Ve sonuçta, iki aile arasında da tereddüte yer bırakmayacak şekilde Koso köyünde yaşayan Şener ailesi ile Mekko’nun ailesinin akraba olduğu ortaya çıkar. Mekko, hiç görmediği ağabeyi Süleyman’ın mezarını ziyaret ederek dua eder.
Meko burada ellerini gökyüzüne kaldırarak Süryani doğup Müslüman ölen ağabeyi için Süryanice ölüler için okunan bir dua okur. Mezarın başında ayrılırken Mekko oğluna dönerek, “Ağlamamak için kendimi zor tuttum” der.
Aynı anne-babadan olan ve aralarında sadece bir saatlik araç yolculuğu uzaklığı bulunan, ancak birbirlerini hiç görmeyen bu Süryani ve Müslüman iki kardeş, biri mezarda bile olsa birbirlerine kavuşmuştur artık.
Kayıp Süleyman olmasa bile çocuklarının bulunması bile Mekko ailesi için hem hüzün, hem sevinç kaynağı olmuştur artık. Aynı duyguları, Koso köyünde yaşayan Süleymanın çocukları Şener ailesi de yaşar.
KUZENLERİN BULUŞMASINA TANIKLIK EDİYORUZ
Amed-Batman sınırında bulunan Koso köyünde Mekko ile Süleyman’ın çocuklarının buluşmasına tanıklık ediyoruz.
Babasının ölmeden önce kendilerine vasiyeti üzerine ailesini bulmak için defalarca Midyat’a gittiğini ve şans eseri amcası Mekko ile tanıştığını belirten Süleyman’ın oğlu Hasan Şener, kuzenleri ile ilk kez yüzyüze görüştüklerini ve heyecanlı olduğunu anlatıyor. Atalarının Süryani olduğunu ve köklerinin Midyat’ta 500 yıla dayandığını belirten Şener, “Babamızı soykırım sırasında bir kadın kurtarıyor. Bildiğimiz bu. Babamız da ölmeden önce Süryani olduğumuzu, Verde diye kız kardeşinin olduğunu, Mekko ile İsa diye bir amcasının olduğunu bize hep anlatırdı. Yaşlı insanlara sorduk, Süryanilere sorduk kimse çıkaramadı. Sonra bir Keşe’nin yanına gittik. Mekko ismini hatırladı.
Biz babamın amcası Mekko’ya ulaşırken, aynı ismi taşıyan amcamıza ulaştık. Dinlerimiz farklı da olsa. Aynı kanı taşıyoruz ve bir aileyiz. Babam ölüm döşeğinde bile ailesini bulmamızı istedi. Bunu göremediği için hüzünlüyüm sadece” diyor.
Ağabeyi Mehmet Şener de, gözyaşları içinde yeni tanıştığı kuzenlerinin mutluluğunu yaşarken, “Katliamdı, yaptılar. Öldürdüler, insanları kestiler. Ne için? Kendilerinden olmadığı için, dinleri, dilleri farklı olduğu için. Bu kadar zulüm, bu kadar acı, bu kadar ölüm ne için yaşandı? Hangi haklı gerekçe bu acıları, ölümleri, katliamları örtebilir” şeklinde konuşuyor.
Stockholm’den gelen ve ilk kez kuzenleriyle tanışmanın heyecanını yaşayan Şamiran İshak da, en çok şu an hayatta olmayan halalarına üzüldüğünü, çünkü onların da kayıp bir kardeşlerinin olduğunu kendilerine hep söylediğini anlatıyor. 1915 soykırımından sonra ailenin ilk kez bir araya geldiğini belirten İshak, “Halam da kayıptı, ama onu sonradan buluyorlar. Kayıp amcam Süleyman’dan ise umudumuzu kesmiştik artık. Babam da artık aramayı kesmişti. Yüzyıla yakın bir zaman geçmiş aradan. Şans eseri, kuzenlerim ısrarla sorarak araştırarak babama ulaşıyorlar. Kültür farklılıklarımız, uzaklaşmamızdan oluşan bir sürü farklılıklarımız olabilir. Ama bizim ailemiz ve kanımızdan bunlar artık. Amcam yok ama şimdi kuzenlerimiz var” diyerek yaşadığı heyecanı ve mutluluğu anlatıyor.
KİN GÜTMEDEN OTURUP KARDEŞÇE YÜZLEŞMELİYİZ
Londra’da yaşayan ve ayıp amcası Süleyman’ın çocuklarını bulduklarında tarif edilemeyecek bir heyecan ve mutluluk yaşadıklarını belirten Zeyto Bahdi ise, “Midyatlı Süryanilerden buna benzer birçok toplumsal travmaları daha önce duymuştum. Ama bunu aile olarak bir gün bizim yaşayabileceğimiz aklımın ucuna bile gelmezdi” diyor.
“Kimlere haykıralım. İttihat ve Terakki’nin Enver Paşası’na mı, Kürtlerin Hamidiye Alaylarına mı, Mihalmilere mi, Ağalara mı” diyerek yaşanan soykırıma tepkisini dile getiriyor Bahdi.
“Keşke 20. yüzyılın başındaki o insafsız ve acımasız olaylar yaşanmasaydı, keşke insanlar ölmeseydi, keşke soylar kırılmasaydı” diyen Bahdi, ANF’ye yaptığı açıklamada, “Ama olan oldu. O derin yaraları saracak ve dindirecek bir ilaç varsa o da medeniyetten nasibini almış bizler, yeni nesiller birbirimize kardeşçe ve hiçbir kin gütmeden oturup yüzleşmeliyiz. Bunu becerdiğimiz taktirde de katledilmiş yüz binlerce masun insanın ruhuna bir damlacık huzur serpmiş oluruz” diyerek umutlarını anlattı.
KATLİAM SADECE FİZİKSEL ÖLÜM DEĞİLDİR
Katliamları sadece fiilen insanları öldürme boyutuyla tahlil etmede yetersiz kaldığını kaydeden Bahdi, “Katliamlar-soykırımlar çok boyutludur. Bugün Türkiyeli Süryanilerin sadece yüzde biri dilini yazıp okuyabiliyorsa bu da dilsel bir soykırımdır. Kültürel, geleneksel, dinsel ve psikolojik boyutlarını her halde burada irdelenenin gereği yok. Dünyada dininden, ırkından, renginden, cinsiyetinden dolayı hayatı kaybetmiş olan bütün insanları ruhu şad olsun diyorum” dedi.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: