İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

1. EYLÜL. 2013 Hakkari Kato Dağı Barış Şenliği

Ser Çava Sayın Katılımcılar ve Değerli Bölge Halkı, Dünya Barış gününde, bir kez daha içinde bulunduğumuz geçici Barış Sürecinin heba edilmemesini diliyorum. Bunun için ortaya konulacak olan 2 yanlı güçlü ve onurlu irade, sadece kendi ülkemizde değil, bütün bölgede kalıcı bir barışın önünü açacaktır.
Ragıp Zarakolu

SUNUM:
100 YIL SAVAŞLARININ SON EVRESİ
20. YÜZYIL ın ilk yıllarında başlayan Balkanlar ve Orta Doğu coğrafyasının büyük devletler tarafından paylaşılması kavgasının son evresine hep birlikte tanık olmaktayız. Bidonlar üzerine kurulan derme çatma bir köprü üzerinden Rojava bölgesinden Irak Kürdistanına kaçan insanların sayısının halen 40 bine ulaştığı bildiriliyor. Günlük modern giysileri ile kaçan bu insanların görüntüsü, insana ister istemez; Cezire denen bu bölgede, 1915 sonrasında, on yılı aşkın bir süre devam eden ve farklı zaman dönemlerine denk düşen Ermeni, Süryani, Nasturi/Keldani, Ezidi ve Kürt toplumlarının yaşadığı cehennemi yok edilme, tehcir ya da “kaçkaç” yıllarını anımsatıyor. Şu sırada bu köprü çökme eşiğinde aşırı yığılım nedeniyle. Bölge yeni bir etnik arındırma zorlaması yaşıyor. Farklı kökenden ve inançtan bölge toplumunun oluşturduğu Kamışlı kenti tehdit altında… Ki orada nice Çölemerikli Nasturi/Keldani, Ermeni hemşerileriniz de var. Kuşaklar sonra bu insanların, aynı yurtsuzluk yada yok alma tehdidi altında olması çok acı.
Gelecek yıl 100. Yıldönümünü kutlayacak olduğumuz 1. Dünya Savaşının bu güne çözülmeden miras bıraktığı sorunlardan biri de, Kürt Sorunu. Yani Osmanlı İmparatorluğunun son kolonisi…
ABD ve müttefikleri ile Sovyet Bloku arasında soğuk savaş sistemin çöküşü ile sonuçlanırken, Yugoslavya ve Çekoslovakya gibi gönülsüz oluşturulan birlikler dağıldı. Şimdi aynı süreç, sınırları suni olarak, büyük devletler tarafından masa başında çizilmiş olan Orta Doğu ülkelerinde yaşanıyor. Çok etnili bir yapı içinde, parçalanmış Beluci, Azeri, Kürt ve Arap halklarını, Fars egemen ulusu altında birleştiren İran’ı da, istikrarsız bir gelecek bekliyor.
Sonuç olarak Sovyet blokunun çöküşü ile birlikte yükselen artçı çatışma ve savaşlarla de facto 3. Dünya Savaşı hala sonuçlanmış değil.
Belki de buradan, 3 parçadan yükselen Polonya gibi, 4 parçadan yükselen bir Kürdistan doğacak.  Ya da dünya dengelerinin radikal değişmesi sonucu, Kürtlere de Ermeni ve Süryaniler gibi, Tanrı korusun, jenosid gibi acı bir bedel ödemek düşecek. Çığırından çıkmış bir Cihatizm yada Arap, Türk ve Fars milliyetçiliğine yeni bir kurban sunulmuş olacak; bölgenin diğer otantik, “kılıç artığı” Doğu Kiliselerine mensup son toplumları ile birlikte. Bakalım tarih ne gösterecek.
           
II
YÖNELİM KİRLİ SAVAŞ’TAN VAHŞİ SAVAŞA DEĞİL,
KALICI BARIŞA OLMALI
Sunumumun bu bölümünde ise, Hakkari’de Haziran ayında tartıştığım dünyadaki başarılı başarısız çözüm süreçleri örneklerinden, Cezayie örneği üzerinde durmak istiyorum.
Fransa ile Türkiye arasında, merkezi devlet, asimilasyon, öte yandan NATO güvenlik sisteminin birer parçaları olmaları bakımından büyük benzerlikler. BU nedenle de zaten Cezayir savaşı sürecinde, Türkiye Cumhuriyeti Fransız devletine destek verecekti.
Cezayir Sorunu ile Kürt sorunu arasında hem önemli benzerlikler hem de farklılıklar var.
Cezayir Savaşı fiilen 1954’te başladı. İki tarafın da uyguladığı sınır tanımayan şiddet nedeniyle “Vahşi Savaş” olarak anıldı.
Cezayir Savaşının yol açtığı insan kaybı Cezayir tarafına göre 1 milyonu buluyor. Fransız tarafına göre ise bu elbette çok daha düşük.
İki taraf da sivillere yönelik şiddet uygulandı. Cezayirliler de kitlesel kıyım tarzındaki cezalandırma operasyonlarına, Avrupalıların yaşadığı semtlerde Cafe bombalama veya otomatik silahlarla oturan sivilleri ayrımsız, hızla giden arabalardan tarama gibi eylemlere başvurdular.
Cezayir’de Arap ve Berberi asıllı Müslümanlar yanında yanında Endülüs kökenli Yahudiler, Levantenler ve Fransızlar da yaşıyordu.
Cezayirli Fransızlar “kara ayaklı” diye küçümsenirdi Fransa’da, artık Cezayirin yerli kökenlilerine nasıl davranılırdı artık hayal edin.
Ünlü Fransız yazarı Albert Camus de bir “kara ayak”tı. Ve Sartre ile aralarındaki yol ayrımı Sovyet sosyalizmi karşısındaki farklı bakışları yanında, Cezayir sorunundan da kaynaklanmaktaydı. Sartre açıkca Cezayirlilere destek verirken, Camus ikircikliydi. Bunun da anlaşılır nedenleri vardı. Orada yaşayan Fransız kökenli Cezayirlilerin geleceği ne olacaktı?
Nitekim Cezayir bağımsızlığını kazanınca, Fransa’ya büyük bir Fransız kökenliler göçü olacaktı. Bunun yanında, Fransızlardan yana “koruculuk” yapan Cezayirliler de Fransa yollarına düşecekti. Bunların çoğu Marsilya yöresine yerleştiler. Fransız kökenli olanlar, ilerde Milliyetçi Cephe’nin oy tabanını oluşturacaktı.
Bizim Kürt illeri gibi, Cezayir vilayeti de, bir Fransız vali tarafından yönetilen ve Fransa’nın “ayrılmaz bütünlüğünün” bir parçası olan denizaşırı bir Fransız vilayeti statüsünde idi. Yani sömürge statüsünde değildi.
Fransa 1954 yılında Tunus’un bağımsızlığını tanırken, Cezayir’lilerin taleplerine çok sert yanıt verdi. 1955 yılında uçakla Tunus’tan Kahire’ye giden FLN liderlerinin bulunduğu uçak Fransız savaş uçakları tarafından Fransa’ya inmeye zorlandı. Bu olay biraz Kürt özgürlük hareketinin lideri Abdullah Öcalan’ın Kenya’dan kaçırılmasına benzer.
Hareketin lideri olan Ben Bella, bir anlamda Arap dünyasının Che’si olacaktı kısa zamanda. Marsilya sporun iyi bir futbol oyuncusu olma yanında, Nazilere karşı Fransız direnişine bilfiil katılmış  bir mücahitti. Ancak 1945 yılında, Cezayirliler tam özgür olacaklarını hayal ederken, Nazi yanlısı ve karşıtı Fransızların kendilerine karşı dikileceklerini ve Sedif kentinde bir kıyım gerçekleştireceklerine tanık olacaklardı. Sivil kayıp sayısı Fransızlara göre 10 bin, Cezayirlilere göre, 40 bindi. O an Fas kökenli olan Ben Bella Fransa ile olan kırılmayı yaşadı.
Türkiye’de de 90’lı yıllar “kirli savaş” yılları oldu. Ama “düşük yoğunluklu” olduğu için, gayrı resmi kayıp sayısı 50-60 binlerde kaldı.
FLN ise , bir çeşit Arap Kemalizmine dönüştü. Aynı Nasırcılık yada Baasçılık gibi. Bürokratik, otoriter ve militarist bir sistem oluştu sonunda, bu arada devlet Müslümanlığı sosu da kullanıldı. Bu bir yerde Avrupalıların da işine geliyordu.
Ben Bella, görüşme sürecinde Paris’in ünlü La Sante Hapishanesinden alınarak tariha bir Şato’ya konulacaktı. Ve oradan, Cezayir’e devlet başkanı olarak döndü. Mısır’ın o dönem bir efsane olan lideri Nasır ile Ben Bella buluşması, Fransızların kendini kaçırması ile 1955 yılında değil, 7 yıllık bir gecikme ile, 1962 yılında gerçekleşti.
Bu arada bu kaçırma sürecinde,, Macaristan Sovyetlere karşı ayaklanırken, Fransa ve İngiltere’nin Nasırcı Mısır’a karşı savaş açması olayının da yaşadığını harırlatalım.
1962 buluşmasında, Ben Bella Arapçayı düzgünce konuşamayınca, Nasır ağlamaya başlayacaktı.
Nasır, Cezayir halkına Arapça öğretsin diye Müslüman Kardeşleri yolladı. Böylece muhaliflerinden kurtulmayı da hesapladı. Ama o zaman başlayan Araplaştırma ve Müslümanlaştırma politikasının sonucu 1990’lı yıllarda bürokratik militarist rejim en büyük krizini yaşayacak, ve bu yeni türden bir “kirli savaş”ın önünü açacaktı.
Kürtlerle ilk resmi görüşme ise,  Oslo’da başlamıştı ve başarısızlıkla sonuçlandı. Şimdiki sürecin nasıl sonlanacağı ise belirsiz… Cezayir-Fransız görüşmeleri ise Fransız Alplerindeki küçük bir kent olan Evian’da başlamıştı ve başarıyla sonuçlandı. Fransa’nın bu “kirli savaş”tan kurtulmaktan başka bir çaresi yoktu.
Dünya genelinde ise, ünlü Bağlantısız Ülkeler Hareketi, Bloklar arası çatışmada soluk alınabilecek bir ara alan yaratmıştı. Fransa,artık  eski düşmanları Almanya ve İtalya ile birlikte Avrupa Birliğinin temellerini atmakla meşguldü.
Cezayir Savaşının yarattığı siyasal kriz, 1958 yılında De Gaulle öncülüğünde Başkanlık Sisteminin başlamasına neden olmuştu.
Bu sistemi destekleyen askerler ise, General De Gaulle’ün siyasi çözüme yönelmesi karşısında kendilerini açıkta kalmış hissettiler.
Fransız Özel kuvvetlerinin adı, ünlü Paraşütçülerdi. Fransız Ergenekonu OAS’ı kuran Generaller, De Gaulle’e suikastten yargılanarak mahkum oldular, hatta 2 subay kurşuna dizildi, ama Generaller Cezayir’de insanlığa karşı işledikleri suçlardan dolayı asla yargılanmadılar. Aynı bizim Ergenekon Generalleri gibi…
1984’te başlayan de facto Kürt Savaşı ise, daha farklı bir dünya konjonktüründe gelişti, bu nedenle uluslar arası destek ve dayanışmadan yararlanamadı. BU nedenle Cezayir Savaşı 8 yılda sonuçlanırken, Kürt Savaşı 30 yılı aştığı halde sonuçlanamadı.
1965 yılında Che Guevara, gizlice Cezayir’e geldi ve Afrika ulusal kurtuluş hareketlerine destek vermek üzere Kongo’ya geçti. Guevara’nın gelişinden birkaç ay sonra Genel Kurmay Başkanı Bumedyen, Ben Bella yönetimini devirdi ve kendisini çöl yakınlarında gizli bir yerde tecrit hapisine koydu.
Aynı dönemde, Endonezya’da da bir askeri darbe gerçekleştirildi. Emperyalist sistem, Bağlantısızlar hareketini zayıflatma girişimlerini başlatmıştı. Fransız gizli servisinin işbirliği ile Fas’ın ünlü muhalif lideri Ben Budda kaçırıldı. Cesedi 40 yıl sonra Paris’te bir villada bulunacaktı. Afrika’da ise, Kongo’da Lumumba, aslında birkaç yıl önce, yükselmekte olan yeni sömürgeciliğin ilk kurbanı olacaktı. Afrika birliğini savunan Bağlantısızlar Hareketinin öncülerinden Nkrumah da darbeyle indirilecekti.
Eski sömürge ordularının kalıntıları, eşraf, aşiret ve kabile önderleri çoktan yeni sömürgecilik ile ağlarını örmeye başlamıştı.
Fransa’nın 1952 yılında Vienam’da General Giap tarafından Dien Bien Fu’da yenilmesi ve tüm ordusunun esir alınması, Cezayir Savaşının fitilini tutuşturmuştu. Onun için Vietnam kötü örneğini ezme görevini 60’lı yılların ikinci yarısında ABD üstlenecekti. 74’te utanç verici bir yenilgiye uğrayana dek…
Türkiye’de “düşük yoğunluklu kirli savaş” sonuç vermedi. Dileriz, Barış Süreci başarılı olur ve daha kirli bir savaş yaşanmaz. Özellikle Suriye Savaşı ve uluslar arası müdahale döneminde herkesin barıştan yana elini daha güçlü bir irade ile koyması gerekiyor.
Çünki bu iki halkın birada yaşama şansı bakımından son gırsattır.
Ama inanıyorum ki, akl-ı selimin egemen olması ile Barışçı yaklaşım sonuca ulaşacaktır.
BIJİ AŞİTİ

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: