İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Brüksel’den görünen Türkiye

Cemal Uşşak / Rotahaber
19-20 Haziran tarihlerinde, EPC (European Policy Center) ile TUSKON Brüksel Temsilciliğinin ortaklaşa organize ettiği “Türkiye-Ermenistan İlişkileri” toplantısına katılmak üzere Brüksel’de idim… Kısacası entelektüel sermayemizle de iftihar ettim… Hiç kuşkusuz ki, ülkemiz çok daha ileri seviyelere gelmeye layık. Ancak üç temel  “kırılgan nokta”, buna engel teşkil ediyor:
a)Temel hakların hukuki teminat (ve elbette ki uygulama) altına alınamamış olması. (Kürt Meselesi, Alevi ve gayrimüslim Vatandaşlarımızın bekleyen talepleri başta olmak üzere çoğunluğu teşkil eden vatandaşın taleplerinin henüz AB normlarında karşılanamamış olması)


b)Hassas dengelere dayalı sermaye yapımız. Yeteri kadar yerli sermaye birikmiyor; bir nebze biriktiren kahraman (!) iş adamlarımız bunu da dışarıya çıkartıyor ve haliyle dışarıdan gelecek “sıcak para” ya daima muhtaç oluyoruz. O ise her zaman manipülasyona açık durumda.
c) AB’ye bakışımızdaki, akıldan ziyade duygulara dayalı kırılgan perspektif.

***
Entelektüel sermayemizle de iftihar ettim. Hâlbuki bundan daha on yıl öncesinde, benzeri toplantılara katılan kişi sayısı, bir elin parmaklarını geçmezdi. Şimdi ise, saymakla bitecek gibi değil.  

19-20 Haziran tarihlerinde, EPC (European Policy Center) ile TUSKON Brüksel Temsilciliğinin ortaklaşa organize ettiği “Türkiye-Ermenistan İlişkileri” toplantısına katılmak üzere Brüksel’de idim.

Son beş-altı  yıl içinde her ne zaman, bu nev-i şahsına münhasır, farklılıklar içinde bir arada yaşamaya model teşkil etmiş olan, AB Başkenti Brüksel’e gelsem, iki farklı duyguyu bir arada yaşarım: İftihar ve hayıflanma duygusu.

Türkiye vatandaşı olmaktan dolayı iftihar ederim. Çünkü AB üyesi birçok ülkenin ekonomik krizle sarsıldığı bir zamanda, ülkemiz ekonomisi büyüme kaydetmektedir. Birçok AB ülkesinde siyasi çalkantılar yüzünden hükümetlerin biri gidip, diğeri gelirken; bizde üçüncü iktidar dönemine güçlenerek girmiş olan bir siyasi parti tarafından yönetilmektedir. Ve ülkem, askeri darbeler veya sivil alana “İyi saatte Olsunlar”ın müdahaleleriyle birlikte anılmıyor.

Hayıflanırım, çünkü Avrupa’lı dostlarımızın bizi eleştirmek için kullandıkları (çoğu zaman haklı) argümanlarını ellerinden almak; hem hepimize faydası var, hem de  bunları aşmak “atla deve değil”.

Bu kez bir şeye daha ayrıca sevindim. Newhotel/Charlamagne’ın lobisinde, sabahın erken saatlerinde karşılaştığım Murat Belge, Mensur Akgün ve Anberin Zaman, “Türkiye’de ve Balkanlar’da Basın Özgürlüğü”nün tartışılacağı “Speak Up” konferansına giderken, bendeniz de önce, vatandaşlarımızın insiyatifiyle kurulan FEDACTIO’DA, oralarda doğup büyüyen, her birisi yüksek tahsil yapmış, gurbetçi ailelerimizin çocukları ile  bir sohbete, ardından da   EPC merkezine doğru yol alacaktım. Biliyordum ki, “Speak UP”konferansında, aralarında Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkanı Mustafa Yeşil ve Medialog Genel Sekreteri Tercan Baştürk olmak üzere,  iki düzine civarında gazeteci ve iletişimci dostumuz meramlarını ifade etmek için orada idi.

Dönüşte ise, bir başka toplantıdan dönmekte  olan değerli bir akademisyenimiz ile, hava alanında  karşılaşıp, kısa da olsa  “ lafın belini kırma” imkânı bulduk. İnanıyorum ki, her ay dünyanın muhtelif merkezlerinde akademik/entelektüel toplantılarda uluslar arası akademya ile birikimini paylaşmaya giden bir hayli bilim ve düşünce insanımız vardı. 

Kısacası entelektüel sermayemizle de iftihar ettim. Hâlbuki bundan daha on yıl öncesinde, benzeri toplantılara katılan kişi sayısı, bir elin parmaklarını geçmezdi. Şimdi ise, saymakla bitecek gibi değil.

Hiç kuşkusuz ki, ülkemiz çok daha ileri seviyelere gelmeye layık. Ancak üç temel  “kırılgan nokta”, buna engel teşkil ediyor:

a)     Temel hakların hukuki teminat (ve elbette ki uygulama) altına alınamamış olması. (Kürt Meselesi, Alevi ve gayrimüslim Vatandaşlarımızın bekleyen talepleri başta olmak üzere çoğunluğu teşkil eden vatandaşın taleplerinin henüz AB normlarında karşılanamamış olması)

b)    Hassas dengelere dayalı sermaye yapımız. Yeteri kadar yerli sermaye birikmiyor; bir nebze biriktiren kahraman (!) iş adamlarımız bunu da dışarıya çıkartıyor ve haliyle dışarıdan gelecek “sıcak para” ya daima muhtaç oluyoruz. O ise her zaman manipülasyona açık durumda.

c)     AB’ye bakışımızdaki, akıldan ziyade duygulara dayalı kırılgan perspektif.

 Bir nebze açayım:

Her ne zaman, AB mekanizmalarından birinde Türkiye’yi eleştiren bir karar çıksa, hemen celalleniyor ve “Bu gavurlar zaten bizi istemiyor”havasına bürünüyoruz.

Unutmayalım ki, AB denen ülkeler topluluğu monoblok bir yapı değildir. Bizi gerçekten istemeyenler olabileceği gibi, bizi hararetle ailenin üyesi görmek isteyenler de vardır. Bediüzzaman Said Nursi’nin neredeyse yüz yıl öncesinde dediği gibidir, “Avrupa ikidir”.

Ve bu Avrupa içinde, bizi birlik içinde görmek istediği halde, kendilerince haklı sebeblerden dolayı eleştirenler de olabilir. Eleştirici dosttan gelir; düşmandan değil. Düşman sizinle savaşır; eleştiri ile vakit kaybetmez. Yine unutmayalım ki,  Avrupa İnsan Haklarındaki dava sayısında, Rusya’dan sonra ikinci sıradayız. Kısacası biz de ak kaşık değiliz.

Ve orada olmayı biz istedik.

AB’nin Türkiye’ye ihtiyacından çok çok fazla, biz AB’ye muhtacız. AB’ye değilse bile, “üyelik sürecine”. Aksi takdirde sistemi ne gerçek manada demokratikleştirmek ve ne de insanileştirmek mümkün olmayacaktır.

Bugün itibariyle, üçüncü iktidar dönemine güçlenerek girmiş olan, bölgenin ve yakın tarihimizin en güçlü Başbakanı, haklı olarak Alevi vatandaşlarımıza, “Ne olur, tahriklere ve provokasyonlara gelmeyin!”anlamında konuşma yapmak mecburiyetinde kalıyorsa, ortada ciddi bir sistem sorunu var demektir.

AB perspektifi olmaksızın, bölgenin ekonomik ve siyasal olarak en güçlü ülkesi olmamız elbette mümkündür.

Ancak bu,  insan haysiyetine uygun, daha demokratik , daha insani bir KATILIMCI DEMOKRASİ inşa etmemizin garantisi değildir.

Bunun için, AB bize değilse bile,  biz AB’ye muhtacız.

Milli duygularımızı bir nebze acıtsa da, bence acı gerçek budur.


Cemal UŞŞAK / Rotahaber
c.usak@gyv.org.tr ;
usakcemal@gmail.com ;
cemalusak@gmail.com


Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: