İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Bir Açıklama, Bir Talep Ve Bir Özür

Armenak Taçyıldız

18 Mart’ta B. Berberyan’ın “Ermenistan’da Bir Türkiyeli” kitabında geçen, rahatsız edici bulduğum ifadeleri derleyerek not haline getirdim ve paylaştım. Hiçbir yorum eklemedim. Cümlelerinin noktasını virgülünü bile değiştirmeden, sayfa numaralarını da belirterek paylaştım. Notun gördüğü ilgi oldukça büyük oldu. Tanıdığım tanımadığım pek çok insan notu yaymayı görev bildi ve not 2-3 gün içinde oldukça yayıldı. Derlemeyi yayınladıktan 3 gün sonra, nota bir ek ekledim.

– EK –
2009 Mart’ında basılan bu “duygu kitabı”nı (B. Berberyan böyle tanımlamayı tercih ediyor) ben 2011 Mart’ında okudum. Kitabı sipariş ettiğim günü hatırlıyorum. Ermenistan’dan dost bir selam getireceği düşüncesiyle başlamıştım okumaya. Ancak yukarıda, sizin de okumuş bulunduğunuz ifadeler beni oldukça hayal kırıklığına uğrattı. Kısaca şunu ifade ediyordu Berberyan:
1- Biz güzeliz, onlar çirkin.
2- Biz zevkliyiz, onlar rüküş.
3- Biz ağzımızın tadını biliriz, onlar pis boğaz.
4- Biz kibarız, onlar hanzo.
Peki, sormak isterim; bu “duygu kitabı”nın önermelerine Ermenistan halkının, Ermenistanı vatan parçası bilip onu ziyaret edenlerin, göçenlerin, gönül verenlerin duygularındaki karşılığı ne olacaktır? Ne olması beklenmiştir? Bu kitap kime yazılmıştır? Hedef kitlesi kimdir? Türklere “Biz de Türkiyeliyiz” demekteki sempatikliğin yanında, başta İstanbul Ermenileri olmak üzere, Türkiye Ermenilerine “Biz onlardan üstünüz.” kibrinin suç ortaklığına davetten öte ne gibi bir amaç taşımış olabilir?
Ben, kitabı okuduğum zamandan bu yana geçen 2 yıl içinde, pek çok kez, kendisine bir eleştiri mesajı yazmayı ve facebook kanalıyla ulaştırmayı düşündüm ancak her seferinde vazgeçtim. Soykırım için “tehcir” diyen, Karabağ özgürlük savaşı konusunda bu kadar havada kalan açıklamalarda bulunan, “Havasınaa suyunaa…” diye marş söyleyen bir “Türkiyeli”den ne cevap almayı umabilirdim ki? Pişmanlık ya da özür mü?
2011 Mart’ından 2 yıl sonra, tam da Ermenistan’a göçümün bir ay öncesinde, parçalanmış ve dağılmış Ermeni milletini, bir kez daha kentliler-köylüler, dağlılar-adalılar, zevkliler-zevksizler olarak bölen zihniyeti, bu kimsenin şahsında eleştirmek, içimi acıtan “duyguları” paylaşmak istedim. Kendisi bunu “cımbızlamak” olarak niteledi. Doğrudur. Ancak kitabın tamamını tarayıp e-kitap olarak paylaşamazdım. Eğer ki, kendisi yanlış anlaşıldığından muzdaripse ve eğer ki kâr amacı gütmüyorsa, kitabını kendisi e-kitap haline getirebilir ve dileyen herkes kolayca ulaşabilir. O vakit daha iyi anlaşılır, tepki vermekte haklı mıyız değil miyiz?
Bu ekin üzerinden iki gün sonra ise benim sayfamdan yayılan notu tamamen kendi inisiyatifimle geri çekerken, sayfamda şu açıklamayı yayınladım :
Bercuhi BERBERYAN’ın kitabından alıntıları içeren notu bugün itibari ile geri çekmiş bulunuyorum. Bu not üç dört gün içerisinde oldukça geniş bir çevreye yayıldı ve tartışıldı. İstesek daha da yayardık; öyle ki, duymayan kalmazdı. Lakin benim amacım bu değil. Kendi çevremde kıra döke de olsa, bunu tartıştım, kendi görüşümü ve duygularımı ifade ettim. Şimdilik bu bana yetiyor. Bununla birlikte, bu notun geri çekilmesinde hiçbir “uyarı” ya da “öneri” faktörünün olmadığının altını çizerim. Bilginize…
Ancak, kimi yakınlarımdan aldığım haberlere göre, bazı çevrelerde çizilen tablo öylesine tuhaftır ki, neredeyse bir kahraman yaratılma arzusunu ifade etmektedir. Sanki ortada bir Orhan Pamuk, bir Ekrem Eylisli vardır. Bir takım kişiler bir “linç kampanyası”ndan bahsetmektedir. Gizli bir “Ermenistanlılaştırma projesi”nden bahsedilmektedir. “Hrant Dink’e yapılanlar yapılıyor.” denilerek, absürtlükte adeta sınır tanınmamaktadır.
Şuna da açıklık getireyim. Ortada “ölüm tehditi” falan yoktur !( Daha neler artık !) Berberyan kitabında fazlasıyla İstanbul’a methiyelerde bulunmakta, bunun yanı sıra Ermenistan halkını yerin dibine sokmaktadır. Bu tehdit iddiasına mesnet olan (anladığım kadarıyla) Manuel Kasparoğlu adlı Amerika’da yaşayan bir beyin, yaptığı bir yorumda “İstanbul’un dışına çıkmayın !” yazısıdır. Bu tehdit değil, gezi yazısı yazmayı insanları yerin dibine sokmak zanneden bir yazara, “Mümkünse gezme ! O çok sevdiğin İstanbul’da kal ne olur.” anlamını taşımaktadır (kendisi de bu anlamı doğrulamıştır). Lakin kimileri, durup neden Berberyan’ın ifadelerini okuduğunda insanlarımızın bu kadar öfkelendiğini, rencide olduğunu düşünmek yerine, olayı Berberyan’ın mağduriyetine çekmeyi yeğlemektedir.
O üstün algı yeteneği ile Ermenistan’ın sosyolojisini hızlı bir şekilde kavramış, üstün ifade yeteneğiyle ve sanatçı kıvrak zekasıyla bunu kitabına nakşetmişti. Ancak ne var ki zeka yoksunu halk tabakası bizler bu derin analizleri anlayacak çapta değildik ve boş yere öfkelenip duruyorduk. Dahası ağzımızdan salyalar akıtarak, sanki evinin önünde çivili sopalarla geziyorduk ! Aksettirilmeye çalışılan budur ve gerçeklerle uzaktan yakından alakası yoktur.
Ancak Aris Nalcı’nın Gamurc programına “Dünya Tiyatrolar Günü” sebebiyle, önceden planlandığı üzere B. Berberyan’ı çağırması, bir takım hoş olmayan tepkilerin kendisine yönelmesine sebep olmuştur. Buradan anlaşılan, derlemenin (ya da Berberyan ve yakınlarınca bir olumsuzlama olarak ifade edilen “cımbızlama”nın) geri çekilmiş olduğu halde, okumuş olanların öfkelerinin halen taze, okumamış olanların ise kafalarının soru işaretleriyle dolu olduğudur.
Bir kaç ay içerisinde, bu hadisenin tekrar unutulmaya yüz tutma olasılığı var sayılsa bile (ki ilk olarak kitap yayınlandığı yıl, Alin Ozinian tarafından eleştiriye tabi tutulmuştu : http://www.facebook.com/l/tAQERloa1AQFGHe-UcPB0jRr1nMNfxSgrGeBcMYCA_T_jRw/www.zaman.com.tr/yorum_yorum-alin-ozinian-turkiyeli-ermeni-ermenistani-sever-mi_875829.html ) aradan bir süre geçtikten sonra, bu mevzudan haberi olmayan bir kimsenin kitabı okuyarak tekrardan yeni bir eleştiri süreci başlatmayacağının garantisi yoktur.
Bu nedenle en sağlıklı ve uzun vadeli çözüm, bence şudur :
B. Berberyan, kitabının Ermeni halkının (en azından bir kısmının) duygularını rencide ettiğini görerek, üzüntü duyduğunu ve kitabı geri çekme kararını dile getirebilir.
Ya da Berberyan, eğer ki gelen tepkilerin/”yanlış anlamaların” gerçekten kitabının tamamının okunmadığından kaynaklandığına inanıyorsa ve eğer ki maddi kaygı gütmüyorsa, daha önce de belirttiğim üzere, kendisi kitabını e-kitap haline getirerek geniş çapta okunmasını sağlayabilir.
Ben ise kendi adıma, maksadı ve terbiye sınırlarını aşan kimi tepkilere sebep olduğum için, ilgili tüm taraflardan özür dilerim.
Saygılarımla…

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: