İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Sürecin Yol Haritası

İrfan Sönmez / sonmez@sonsayfa.com
Şu ana kadar yapılan düzenlemelere bakıldığında, hükümetin ,”Ulusal azınlıkların korunmasına ilişkin çerçeve sözleşme”yi esas alarak hareket ettiği görülüyor… Sözleşmenin azınlık barındıran ülkelerde tedirginliğe sebep olan maddeleri, 10,11,13,14 ve 17. Maddeleri.. 10. Madde azınlıklara kendi dillerini özel ve kamusal alanda sözlü veya yazılı olarak hiçbir müdahale ve sınırlama ile karşılaşmadan kullanma,yaşadıkları bölgelerde idari makamlarla ilişkilerinde azınlık dilini kullanma,anladıkları dilde gerekirse bir parasız çevirmenin yardımıyla adli makamlarda kendini savunma,11. Madde ad ve soy adı kullanma,tabelalarda ve talep olması halinde mahalle ve sokak isimlerinde azınlık dilini kullanma,13. Madde, kendi özel eğitim kurumlarını kurma,14. Madde, azınlık dilini öğrenme,(resmi dili öğrenme ve bu dilde eğitim yapma hakkı saklı tutularak)eğitimini görme, 17.madde, ortak kültürel mirası paylaştıkları kişilerle sınır ötesi ilişki kurma,ulusal veya uluslar arası düzeyde hükümet dışı kuruluşların faaliyetlerine serbestçe katılma haklarını düzenliyor. (Umarız Türkiye bu önemli sözleşmeyi onaylar. HYETERT)

***
Toplumda sessiz, ama endişeli bir bekleyiş var. Sessizliğin nedeni, sürecin Milli bütünlüğümüz zarar görmeden çözülebileceği ihtimali, endişenin sebebi ise tam tersinin olması.
Projeyi devreye sokanlar dahil, kimse sürecin nereye varacağını bilmiyor. . Görüşmelerin hangi zeminde sürdüğü belirsiz.Şeffaflık sadece görüşmenin tarafları ile ilgili. Kimin kimle masaya oturduğu biliniyor,gerisi meçhul … Öyle olunca da, Basına sızan tutanaklar hemen her kesimde nereye gidiyoruz sorusunun sorulmasına yol açtı.
Vehimleri besleyen, tarafların bir biriyle çelişen beyanlarda bulunmaları. Başbakan af yok diyor, Gülten Kışanak ile Öcalan af var diyor.BDP milletvekilleri İmralı’ya giderken, bakanlar kurulunun alelacele toplanıp, 4. Yargı paketini imzalayıp, meclise göndermesi- af yok –beyanlarını çürütüyor.4.Yargı paketi –eylemleri-şiddet düzeyine çıkmamış KCK militanları için çıkarılıyor.Tasarı yasallaştığı takdirde yaklaşık 3 bin KCK militanı tahliye olacak.
Bu, af değilse, nedir?
Şu ana kadar yapılan düzenlemelere bakıldığında, hükümetin ,”Ulusal azınlıkların korunmasına ilişkin çerçeve sözleşme”yi esas alarak hareket ettiği görülüyor. Çerçeve sözleşme, 32 madde, 5 bölümden oluşuyor.4. madde kanun önünde eşitliği,5. Madde kültürlerini koruma ve geliştirmelerini,6. Madde kültürler arası diyalogu,7 ve 8. Maddeler barışçıl amaçlarla toplanma , örgütlenme,dinini açıklama hürriyetini, 9.madde kendi dilleriyle görüş edinme,haber ve fikir alma,hiçbir kısıtlama ile karşılaşmadan radyo,Tv yayıncılığı yapma,kendi iletişim araçlarını kurma hakkını düzenliyor.Bu maddeler de ifade edilen, hak ve özgürlüklerin tamamı hukuk sistemimizde de var. Bugün, Türkiye’de her türlü yayıncılık yapılabiliyor. Bırakınız barışçıl amaçları,savaşcıl maksatlarla bile toplantı ve gösteriler tertip edilebiliyor.Dolayısıyla, çerçeve sözleşmesinin bu maddeleriyle ilgili hukuk sistemimizde herhangi bir sorun yok. Sözleşmenin azınlık barındıran ülkelerde tedirginliğe sebep olan maddeleri, 10,11,13,14 ve 17. Maddeleri.. 10. Madde azınlıklara kendi dillerini özel ve kamusal alanda sözlü veya yazılı olarak hiçbir müdahale ve sınırlama ile karşılaşmadan kullanma,yaşadıkları bölgelerde idari makamlarla ilişkilerinde azınlık dilini kullanma,anladıkları dilde gerekirse bir parasız çevirmenin yardımıyla adli makamlarda kendini savunma,11. Madde ad ve soy adı kullanma,tabelalarda ve talep olması halinde mahalle ve sokak isimlerinde azınlık dilini kullanma,13. Madde, kendi özel eğitim kurumlarını kurma,14. Madde,azınlık dilini öğrenme,(resmi dili öğrenme ve bu dilde eğitim yapma hakkı saklı tutularak)eğitimini görme,17.madde, ortak kültürel mirası paylaştıkları kişilerle sınır ötesi ilişki kurma,ulusal veya uluslar arası düzeyde hükümet dışı kuruluşların faaliyetlerine serbestçe katılma haklarını düzenliyor.
Bu maddeler, doğrudan resmi dilin alanını daraltma, öğrenilme imkanlarını kısıtlama mahiyeti taşıdığından tereddütle karşılanmıştır.21. madde, sözleşmenin hiçbir hükmünün devletlerin egemenliğine,ülkesel bütünlüğüne ve siyasi bağımsızlığına aykırı faaliyette bulunma hakkını içerir şekilde yorumlanamaz hükmünü getirerek, taraf ülkelerin endişelerini gidermeyi amaçlamıştır.31. maddesi ise sözleşmenin tarafı olan ülkelerin Avrupa konseyine göndereceği bir duyuru yoluyla, sözleşmeyi tek taraflı fesh edebileceğini hüküm altına almıştır.
Sözleşmenin doğru anlaşılabilmesi ancak Avrupa insan hakları sözleşmesi ve Avrupa konseyinin açıklayıcı raporuyla birlikte okunmasıyla mümkündür. Sözleşme bir azınlık tarifi yapmayarak bunu her ülkenin kendisine bırakmıştır.Azınlık haklarını,azınlığa mensup kişi ifadesiyle bireysel düzeyde kabul etmiş,açıklayıcı  raporda da kolektif hakların tanınmadığı açıkça ifade edilmiştir.Ayrıca bir çok madde de mümkün ve gerekli oldukça ibaresi kullanılarak, bu hakların mutlak olmadığı,yapılacak düzenlemelerin bu iki şartın bir araya gelmesiyle gerçekleştirilebileceği ifade edilerek, taraf ülkelere geniş bir hareket sahası bırakılmıştır. Açıklayıcı raporda, mahkemede kullanılan dili bildiği halde bu dil ile savunma yapmayı ret eden kişinin parasız çevirmen hakkından istifade edemeyeceği ifade edilmiştir. Türkiye’de birkaç hafta önce yapılan ana dille savunma düzenlemesi de açıklayıcı raporun bu maddesine paraleldir.Yasa, Ana dille savunma yapmak isteyen kişiye çevirmen ücretini ödeme zorunluluğunu getirmiştir.
Çerçeve sözleşme, yapılan düzenlemeler ve basına yansıyanlarla karşılaştırıldığında, İmralı sürecinin bu düzlemde yürüdüğü/yürüyeceği anlaşılıyor.Bunun anlamı, Kürtçenin kullanımıyla ilgili yeni düzenlemelerin yapılması, şimdilik en azından,Kürtçe eğitim veren özel okulların açılmasına izin verilmesi, yer adlarının değiştirilmesi,sınır ötesi ilişki kurmanın önündeki engellerin kaldırılması, İdari makamlara Kürtçe yazılı baş vuru imkanının tanınmasıdır.
Bunlar bizi nereye götürür?
En başta  resmi dile olan ihtiyacı azaltır. Dil bir entegrasyon aracı olduğuna göre, o topluluğu aynı dili konuşan diğer topluluklara yaklaştırır,aynı coğrafyada farklı dili konuşan ana kütleden uzaklaştırır.Coğrafya’ya bakışı değiştirir. İsmi değiştirilen her toprak parçası bir dile yabancılaşır, öteki dilin aşinası haline gelir.uluslararası ilişki kurma imkanı, merkezi yönetimle münasebetleri zayıflatır, sınırları gevşetir.Daha bir çok şey söylemek mümkün.Muhtemelen Türkiye  önümüzdeki günlerde çerçeve sözleşmeyi imzalayacaktır..Bunun bir başka anlamı da, bugüne kadar ki din merkezli azınlık anlayışından, dil merkezli azınlık anlayışına geçiştir.Bu da, bizde azınlık yok, iddiasından vazgeçilmesi demektir.
http://www.sonsayfa.com/Makaleler/Irfan-Sonmez/SURECIN-YOL-HARITASI-4299.html

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: