İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Fransa, Güvenilmezliğini Kanıtladı

Fransa Parlamentosu′nda terör estirerek Azerbaycanlı öğrencileri darp eden saldırganlara eşlik etmiş Fransız milletvekilleri, ülkelerinin AGİT Minsk Grubu Eşbaşkanı sıfatıyla Karabağ sürecine katkı sağlayamayacağını bir kez daha kanıtladılar. Fransa, herhangi bir uluslararası sorunun veya bölgesel ihtilafın çözüm sürecine katkı sağlayacak kapasitede olmadığını daha yıllar önce kanıtlamıştı. Çağdaş dünyada Fransa′nın hiç değilse bir uluslararası soruna çözüm arayışı bulduğu şu ana kadar görülmedi, Paris′te alınan stratejik kararları uygulamaya koymayalı neredeyse yüz yıl oldu.

Seneler boyunca değişen konjonktür Fransa′yı küresel strateji ağırlıklı dış politikalardan yoksun bıraktı. Son 150 yılda tam üç kez Almanya′nın ağır taarruzuna maruz kalırken ve katıldığı tüm savaşları kendi adına kaybetmenin mutsuzluğu içindeyken her zaman doğru safta yer alma şansının sağladığı avantajlardan faydalanan Fransa, hep kaybettim derken kazananlardan oldu.
Fransa, dünyanın büyük bir kısmına hükmeden Anglosakson otoritesini hiçbir zaman hazmedemediyse de hep kapitalizmin kendisine biçtiği rol ile yetinmek zorunda kaldı. Gerçi ikide bir NATO′ya kapris yapıp “ben de varım” söylermiş gibi tavır yapmasına rağmen her defasında Batılı ortakları Paris′in gönlünü almayı başardı.
Sırf eski günlerin hatırına ve belki de Almanya′ya inat olsun diye Fransa′yı BM Güvenlik Konseyi′nin daimi üyesi yaptılar. Vay be… Artık Fransız liderler de dünyanın kaderini belirleyen ABD, İngiltere, Rusya ve Çin siyasileriyle oturup kalkacaklarmış, yedikleri içtikleri ayrı gitmeyecekmiş.
Fransa′nın BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi konumundaki diğer dört ülkeden farkı ne biliyor musunuz? Gerek ABD ile İngiltere, gerekse de Rusya ile Çin, 2. Dünya Savaşı′nda tüm güçlerini seferber ederek verdikleri şerefli bir mücadele sonucunda başarıya ulaşırken, Fransa toprakları baştanbaşa işgal ordularının ayakları altına kaldı ve neyse ki uzun süre sonra müttefiklerin gayretleri sayesinde kurtarılabilmişti.
BM Güvenlik Konseyi daimi üyeliğine alınmasına rağmen Fransa′nın emperyalist tutkularının tatmin edilmesi mümkün değildi. Paris′in yanlışlarını başarı diye empoze eden küresel güçler, bir de üstüne üstlük Batı Avrupa′yı çeyizlik veriyormuş gibi Paris′e peşkeş çekince ortaya müthiş bir tablo çıkmıştı.
Böylece, Avrupa Birliğindeki lider ülke konumu Almanya′nın ekonomik gücünü arkasına almış Fransa′ya terk edildi. Sanki birileri, “Al da Napolyon′un hayal ettiği Avrupa′yı kur ve yönet ama sakın küresel konulara karışayım deme” demek istedi. O gün bugündür Fransa Avrupa′da yayılmaya başlamış, istediği ülkeyi AB′ye alarak gözü tutmadığı ülkeleri dışlamakla kalmamış, aklı sıra kendisine karşı koyabilecek devletleri 60 sene kapı arkasında bekletmeyi dahi ihmal etmemiştir.
Arada bir uluslararası konularda göstermelik aktivitelerde bulunan Paris Yönetimi, dünya siyasetinde kendisinden beklenen etkili aktör konumunu ispatlamaya çalışıyor ama nafile. Örneğin, 2008 Güney Osetya Savaşı′nı sonlandırdığı iddia edilen Medvedev-Sarkozy Planı, Fransız diplomasisinin fiilen hiçbir şey ifade etmeyen diğer girişimleri vb.
Ulus devlet kavramının beşiği olarak kabul edilen Fransa′nın demokrasi geleneklerine saygı duyan birçok devlet, aslında bu ülkeyi büyük dönüşümlerin simgesi olarak görmesine rağmen Paris′in bulunduğu inisiyatifleri zerre kadar ciddiye almıyor. Tabii ki halen Fransa′dan medet uman ve Fransız cumhurbaşkanını görünce hemen esas duruşa geçen bazı Batı Afrika ülkelerinin liderleri hariç.
Düşünsenize, meşhur Fransız İhtilali′nin yaşandığı bir ülkenin parlamento binasında iki çaresiz öğrenciye haydutça saldırarak linç etmeye kalkışıyorlar ve bunu Fransız milletvekillerinin hemen gözleri önünde yapıyorlar. Bu azmış gibi François Rochebloine gibi ırkçı milletvekilleri iki öğrenciyi darp eden Ermeni saldırganlara eşlik ediyor ve Ulusal Meclis binasında Jakoben diktasını aratmayacak şu küstahlığa olanak sağlıyor. Pes doğrusu…
Şimdi söylesenize, şu Fransa′nın AGİT Minsk Grubu′nda ne işi var? Karabağ sürecinde taraf olduğunu açıkça gösterdiği yetmedi mi Allah aşkına… Karşımızda siyasi görüşü ne olursa olsun cumhurbaşkanları, “Her zaman Ermenistan′ın yanındayız” diyen bir Fransa var. Onun adaletine mi güveneceğiz şimdi?!
Bir düşünün, Karabağ sorununa çözüm arayan Minsk Üçlüsü, Rusya, ABD ve Fransa′dan oluşuyor. Sizce de vahim değil mi? 366. Motorize Piyade Alayı′nı Hocalı Katliamı′nı gerçekleştiren Ermeni güçlerine peşkeş çeken Rusya mı, Ermeni iddiaları ve 907 sayılı düzeltme ile Türkiye ve Azerbaycan′ı her zaman manipüle etmeye çalışmış ABD mi, yoksa “Ermenistan bacımızdır” diyen Fransa mı Karabağ sorununa adil çözüm üretecek?
Hadi Rusya komşu devlettir ve uzun süre bölgede etkili olmuştur diyerek onu geçtik. ABD de süper güç olmuş hemen hemen dünyanın her yerinde bulunmaktadır diyelim. Tamam da Fransa biraz fazla olmadı mı?!
Bence AGİT Minsk Grubu′nun tasfiye edilme zamanı gelmiş de geçmiş bile. Fransa′nın Karabağ sürecine katkı sağlaması ihtimaline yer vermek en az İsrail′in Suriye′de muhaliflerle rejim arasında arabulucu görevine soyunmasını düşünmek kadar inanılması zor bir durum.
AGİT Minsk Grubu′nun tasfiye edilerek yerini bölge devletlerinden ibaret olan yeni bir oluşuma bırakması kaçınılmaz hale gelmiştir. En azından Fransa′nın Minsk Grubu eşbaşkanlığını Almanya, BM Güvenlik Konseyi daimi üyelerinden İngiltere veya Avrupa Birliği′ne devretmesi manidar olabilir.
Ceyhun Alekber
http://www.1news.com.tr/yazarlar/20130305021932001.html

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: