İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

1915 Soykırımı ve Kolektif Sorumluluk

Sait Çetinoğlu

1915 ve Soykırım ile ilgili konuşurken bu toprağın milyonlarla ifade edilen Hıristiyan halkı bu topraklardan kazınırken dedem (soyut dede değil biyolojik dedem) neredeydi, bu kullandığımız ve adı Türkçe-Kürtçe olmayan tarla bağ bahçe kimindi, bizim elimize nasıl geçti? Evimizin kapısının üzerinde yada duvarında ve evde kullandığımız dolaptaki,  çocukluğumuzda kullanılan bakır kapların üzerindeki o okuyamadığım tuhaf yazılar ne idi?… gibi sorular çoğaltılabilir. Bütün bunlar soykırımın günümüze uzanan kökleridir. Bu köklerin ortadan kaldırılması bu köklerle yüzleşmekten geçer. Burada yaygın olarak düşülen yanlışa işaret edilmesi gereklidir. Bu çok önemli ve dikkat edilmesi gereken bir noktadır; “Ben dedemin yaptıklarımdan sorumlu değilim” demek dünyada ayıp olarak karşılanır  ve sorumluluktan kaçmaya çalışmaktan başka bir anlam taşımaz. Sorumluluktan kaçılmaz da. Almancada kullanılan gnade der späte geburt (geç doğmuş olmanın merhameti /affı) deyimi vardır ve ”ben o zaman doğmamıştım” diyene Nazi denir. Kısaca söylersek kolektif sorumluluğun kavranılması ve buna uygun olarak yüzleşilmesi gereklidir.

***
Rakel Dink’in  “bir bebekten katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz kardeşlerim!” sözüyle, bir bakıma karanlıkla TC’nin kuruluş felsefesine işaret etmektedir. Bu sorgulamadan sistemin özü anlaşılmadan ve sorgulamadan sağlıklı bir şey yapmanın imkanı yoktur. Tarihini bilmeden de önünü görmenin imkanı yoktur. Bu ülke tarihi solun tarihi olduğu gibi ailenin de tarihidir.
Diğer taraftan da  Rakel Dink özlü sözü ile bir bakıma da 1915 soykırımının günümüze uzanan köklerine de işaret etmekte kolektif sorumluluğun altını  çizmektedir. Bu sözler aynı zamanda bir rehin alınmışlığı da vurgular: 1915’ten nemalanmanın getirdiği ve gerektirdiği suskunluk. Bu suskunluktan kurtulmak ve gerçeğin yanında durmak özgürlüğün ön koşulu olduğu unutulmamalıdır.
1915 ve Soykırım ile ilgili konuşurken bu toprağın milyonlarla ifade edilen Hıristiyan halkı bu topraklardan kazınırken dedem (soyut dede değil biyolojik dedem) neredeydi, bu kullandığımız ve adı Türkçe-Kürtçe olmayan tarla bağ bahçe kimindi, bizim elimize nasıl geçti? Evimizin kapısının üzerinde yada duvarında ve evde kullandığımız dolaptaki,  çocukluğumuzda kullanılan bakır kapların üzerindeki o okuyamadığım tuhaf yazılar ne idi?… gibi sorular çoğaltılabilir. Bütün bunlar soykırımın günümüze uzanan kökleridir. Bu köklerin ortadan kaldırılması bu köklerle yüzleşmekten geçer. Burada yaygın olarak düşülen yanlışa işaret edilmesi gereklidir. Bu çok önemli ve dikkat edilmesi gereken bir noktadır; “Ben dedemin yaptıklarımdan sorumlu değilim” demek dünyada ayıp olarak karşılanır  ve sorumluluktan kaçmaya çalışmaktan başka bir anlam taşımaz. Sorumluluktan kaçılmaz da. Almancada kullanılan gnade der späte geburt (geç doğmuş olmanın merhameti /affı) deyimi vardır ve ”ben o zaman doğmamıştım” diyene nazi denir. Kısaca söylersek kolektif sorumluluğun kavranılması ve buna uygun olarak yüzleşilmesi gereklidir. Burada öncülük, dünyaya sınıfsal ve özgürlük penceresinden bakıp özgürlük ve sosyalizm iddialı kişiler ve parti yöneticilerine düşer. Bunların dedeleri 19152te neredeydiler ve acaba Ermenilerin bir şeyleri kursaklarından geçti mi? Ellerinde eğer ermeni ve Süryanilere ait bir şey varsa bunu sahibine, sahibi artık yoksa  o toplumun eğitim veya bir  hayır kurumuna devretmeyi düşünüyor mu?
Bu tutum özgürlük iddiasında olan kişileri özgürleştireceği gibi topluma örnek olarak diğer gaspçıların da vicdanına seslenecektir. Toplumun özgürleşmesi de bu tutum ve davranıştan geçer. 1915’in kolektif suç ortaklığı ve rehin alınmışlıktan kurtuluşun yolu buradan geçmektedir. Hasan Cemal bir sorumluluk örneği olarak dedesinin 1915’te nerede olduğunu yazdı. DTK’nın başkanı Ahmet Türk  de 1915’in sorumluluğunu kabul etti. Bunlar anlamlı davranışlardır. Ancak eğer ellerinde Ermeni , Süryani, Elen, Ezidi, Pontos  malını halen  kullanıyor ve  bunların  iade edilmesinin olanağı varsa  tutumlarını daha da anlamlı kılacağı şüphesizdir.
Bu cümleden olarak burada bizim tarafta oldukları iddiasında olanlara bir çağrı yapıyoruz: Batıdan doğudan ve özellikle HDK yönetimi ve bileşenlerinin  ve özgürlük ve eşitlik iddasındaki diğer yapıların yönetiminde bulunan kişilerin, yazarların, belediye başkanlarının, parti, vakıf ve dernek başkanlarının biyolojik  dedeleri 1915’teki Soykırım sürecinde neredeydiler?
Bunu sorgulamak  ve söylemek son derece önemlidir.  Bu bizi  tarihin 1915’teki donmuşluğundan ve rehin alınmışlıktan kurtulmanın  yolunu açarak gerçek özgürlüğe doğru hareketin anahtarını vereceği unutulmamalıdır. Gereken sadece birazcık cesarettir  o kadar…
Başa dönersek Rakel Dink özlü sözüyle özgürlüğümüzün anahtarını vermiştir. Bu anahtarı kullanmak ise sadece bizim sorumluluğumuz olduğu unutulmamalıdır.
Sait Cetinoglu [cetinoglus@gmail.com]

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: